|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Modernite, doğası gereği (toplumsal-zihinsel) dokuyu çözücü-dağıtıcı, tepkici özellikler gösterir. Özellikle modernitenin din ve geleneksel toplumsal yapılarla ilişkisi söz konusu olduğunda bu özelliği tüm boyutlarıyla kendini gösterir. Modernitenin din karşısındaki kendini dinin alternatifi bir anlam çerçevesini, gelenek(sel toplum yapısı) ve kurumlarını çözüp parçalama ve bireyin ontolojik anlamını yeniden tanımlama iddiasında olduğu için tepkiselliği daha baskındır. Modernliğin Avrupa'da ortaya çıktığı dönemdeki tepkisel, doku çözücü karakteri ile Türk modernleşmesinin tepkici karakteri ve hâlâ devam eden din refleksi arasındaki ilişki tümüyle tesadüfi değildir. Bir farkla ki, postmodern söylemin yükselişi karşısında pekçok modernlik savuncusunun belirttiği gibi Modern Batı 'geleneksel' değildir ancak geleneği olan modeldir. Bu durum, Türk modernleşmesinin tıkandığı, bir türlü aşamadığı en önemli eşiklerden bir olarak duruyor. Türk modernleşmesi din karşısındaki reaksiyoner tavrıyla zihniyet olarak, toplumsal doku ve geleneksel yapılar karşısında parçalayıcı, dağıtıcı özellikleriyle sosyolojik düzeyde pre-modern dönemi yaşamaktadır sanki. Post-modern sayılan pekçok durum bizde pre-modernliğin 'ilk-elliği'ni yansıtır. Modernlik yanlılarını bu denli 'ilkel'liğe tıkayan biricik (unuiqe) durumsa Müslümanlığın bir türlü aşılamamış, daha doğrusu hadım edilememiş, defterinin dürülememiş olmasıyla yakından ilgili. Örneğin başörtüsünün modernlik göstergesi olarak öne çıkartılması, bizdeki modernliğin biçimsellikten ibaret olduğunu gösterirken diğer tarafta 'ilkelleşme'sini de izah etmektedir. Bu zihinsel durumu sıkça rastladığımız şuna benzer sorulardan anlayabiliriz. " Üniversiteli kızlar neden başörtüsü takıyor? Başörtülü milletvekili olabilir mi? Başörtülü kadınlar, kızlar nasıl eğlenir, nelerden hoşlanır vs" Bu ve benzeri soruların bir çoğunun hazır cevabı zaten vardır. Ancak burada bu soruları ortaya atanlar aslında, cevabınız ne olursa olsun şöyle bir ön kabulü benimsemenizi istiyor: Başörtülü olmak (tesettür sahibi olmak) normal bir insan tavrı değildir ve bu tip vakıalar sosyoloji ve psikoloji gibi modern bilimlerin ilgi alanına girmektedir.
Dindarlık modernlik
Yakın zamanlarda yayınlanan bir kamuoyu araştırmasına göre Türkiye'de kadınların büyük kısmı başörtüsü örtmektedir. Sosyolojik olarak bakılınca bu ülkede yaşayan dürüst bir aydının kalkış noktasının başörtülülük üzerine olması düşünülür. Sadece başörtüsü açısından memleketin büyük kısmını hastalıklı gören bir aydın tavrıyla karşı karşıyayız. Buna verilecek cevap kadınlar neden başını açar şeklinde bir karşı soru değildir. Kadınların baş açmasının sosyolojik, ideolojik ve de ontolojik nedenlerini tartışmaktan çok başını açan kadınların din karşısındaki tutumlarını ortaya koymak daha sağlıklı olabilir. Nitekim yapılan bir kamuoyu araştırması (Gerçek Hayat dergisinde yayınlandı) başını açan kadınların din karşısındaki tutumu /durumu iki taraf açısından da ilginç sonuçlar veriyor. Derginin yayınladığı sonuçlara göre, başı açık kadınların % 78,5'i kendini "dindar" olarak tanımlıyor, % 69,3'ü hacca gitmek istiyor, % 76'sı, çocuklarının dînî eğitim almasını istiyor, % 67,5'i düzenli olarak oruç tutuyor, % 60,2'si başörtüsü tartışmalarını "gereksiz" buluyor. Bu sonuçları, başörtüsünün normal insan tavrı olmadığını, başını açmanın dinde özgürleşme olduğunu varsayan yaklaşım açısından ele aldığımızda izahı zor bir durum ortaya çıkıyor. Yetişme gereği ya da toplumsal nedenlerle başını açmak zorunda kalan zorlanan kadınların büyük kısmı dinle bağlarını koparmıyor hatta kendilerini dindar hissediyor demektir. Modernlik-din ilişkisi bakımından, sadece başörtülü kadınların dinle özel ilişkisi olduğu tezi çürüyor. Öte yandan söz konusu kadınların % 58,7'si evlilik öncesi ilişkiyi onaylamıyor (% 31,1'i onaylıyor), % 83,9'u flörte olumlu bakıyor. Bu sonuçlara bakarak, Türk toplumunun 19. yüzyıldaki sanayi toplumlarının yaşadığı sürece benzer biçimde gittikçe 'seküler'leştiği yorumu da yapılabilir. Bu sorunun açığa kavuşması büyük ölçüde "insanların neden başlarını açtıkları" na verdikleri cevapta gizlidir. Neyin içsel, neyin biçimsel olduğunun cevabı niçin sorusuyla ilintili görünüyor. Aynı zamanda tüm siyasal ve toplumsal baskılara rağmen başını açsa da dinle olan bağını koparmadığı da söylenebilir. Burada arızi olan temel husus; Türk modernleşme projesine sahip çıkanların din ve toplumla kurdukları ilişki biçimi ve yaklaşımlarında yatmaktadır. Biçimsel olarak algılayabildikleri modernliğin bu denli dini içerikli görülmesi son derece rahatsız edici olmalı. Gelenekten kopamadığımız ama kendi geleneğini de oluşturamadığımız bir tür modernleşme hikayesi bu anlattığımız.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |