|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Sinema tarihçisi Burçak Evren, geçmişte halk sineması diyerek yola çıkanların sinema pastasından pay kapmaya çalıştıklarını savunarak, "halk, halk" diyen bu yönetmenlerin bugün halksız ve sinemasız kaldıklarını öne sürdü.
ÖMER ÇAKKAL
Halk sineması diye birşey yok. Bir ülkede halk sineması olabilmesi için, halkın o filmin yapımına doğrudan destek vermesi gerekir. Siz, hiç bir ülkede yapım öncesinde hisse senetleri dağıtıldığını, halkın bunları satın alarak filme ortak olduğunu gördünüz mü? Söyleyin, hangi ülkede halkın para vermeyerek gittiği bir sinema vardır? Halk sineması yapanların geçmişte, bugün sinemaya yaklaşımlarını nasıl buluyorsunuz? Bakın Türk sinemasının baskıdan bir nebze kurtulduğu 1960'ların başlarında birçoğu sinema yazarlığı yapan, yine birçoğu bugün hayatta olan genç isimler, kendilerine bir yer edinebilmek için sinemada karşılığı olmayan birtakım teoriler ortaya atmaya başladılar. Önce halk sineması dediler, tutmadı adını 'ulusal sinema' diye değiştirdiler. O da olmayınca 'milli sinema' adı altında varolmaya çalıştılar. Sinema o dönemde, neredeyse yabancı film ithalatının sıfır olduğu, Türkiye genelinde 2000'e yakın salonun hizmet verdiği büyük bir pastaydı. Bu kişiler, halk sineması, ulusal sinema gibi kavramları ortaya atarak sanki ortada bir akım varmış gibi davranmaya başladılar. Yine soruyorum: Hangi akım ya da eğilimin adı, akımdan önce ortaya çıkar? Bu akımların bugünkü durumları nasıl sizce? Halit Refiğ, Üstün İnanç ya da Yücel Çakmaklı'nın yeni yapımlar üretememesini neye bağlıyorsunuz? Şimdi Yücel Çakmaklı'yı ayırmak lazım. Yücel Çamaklı, sinemaya adımını attığı ilk andan itibaren düz bir çizgide gitti. Çakmaklı, 'milli sinema' adı altında İslami duyarlılıkları olan bir dizi film yaptı. Ve yürüyüşünü gerek sinemada, gerekse TRT'de dürüst bir şekilde sürdürdü. O nedenle, onun sinemasını belki benimsemeyebiliriz ama düz ve taviz vermeden bir çizgide ilerlediği gerçeğini gözardı edemeyiz. Yani diğer isimler yollarından mı şaştılar? Yollarından şaşmak demeyelim. Olmayan bir teori üzerine yola çıktılar sözü daha doğru. Yücel Çakmaklı ilkelerini gözeterek kendi düşüncesi doğrultusunda film yapmıştır, o ayrı. Benim kastım, daha çok şovenist söylemleri öne çıkaran, milliyetçi bir eğilim olarak ortaya çıktı. Peki, sorunun ilk kısmına dönelim o zaman. Siz eski kuşak yönetmenlerin bugün yeni yapımlar ortaya koyamamasını neye bağlıyorsunuz? Ülkemizde sinema bir dönüşüm geçiriyor. Sinema seyircisi, ülkemizde artık 16-25 yaş arasına hapsoldu. Bu yönetmenler bu seyirci ile ne kadar iletişim kurabilir. Geçmişte bu isimler iyi filmler de yaptılar. Halit Refiğ ya da Metin Erksan örneğin. Ama ben bu filmleri ulusal sinema örnekleri olarak kabul etmiyorum. Benim karşı olduğum filmler değil, ideoloji. Türk sinemasının seyri, şu anki durumu nedir sizce? Türk sineması çok iyi yolda. İlk defa bağımsız filmler yapılıyor. Zeki Demirkubuz, Nuri Bilge Ceylan gibi sinemacıların filmlerine baktığımızda yönetmeni, yapımcısı, senaristi hatta bazen kameramanının aynı kişi olduğunu görüyoruz. Yani yeni kuşak Türk yönetmenler, tüm riskleri de göze alarak, bilgi ve birikimlerini yoğurup kendi filmlerini yapıyorlar. Yeşilçam diye birşey kalmadı. Artık 'prodüktör parayı versin, ben filmi yapayım' dönemi geçti. Söyleyecek sözü olan kişi, parasını, emeğini, yeteneğini ortaya koyuyor ve halkın karşısına çıkıyor. İşte eğer illa bir halk sineması tarifi aranıyorsa, asıl halk sineması budur. Demin bir soru sormuştunuz: Niye bunlar film yapamıyor diye. Bunlar hep yapımcıların parasıyla film yaptılar. Eğer söyleyecek sözleri varsa, aynı bu gençler gibi bütün emeklerini ve paralarını ortaya koyup halkın karşısına çıkarlar.
'Yalnız değilsiniz', peki şimdi nerdesiniz?
Burçak Evren, Giovanni Scognamillo ile birlikte Türk sinemasını en başından beri takip eden usta eleştirmenlerden biri. Evren, ilk sayısı Mayıs ayında çıkan Sonsuzkare dergisinde beyaz sinemacılara seslenerek, "Geçmişte "yalnız değilsiniz" diyerek film yapanlar bugün niye ortalıkta gözükmüyor. Güç ise işte sizin elinizde, buyrun hadi film yapın" sözleriyle dikkat çekmişti. İddialarını, geçtiğimiz ay yeniden yayınlanmaya başlanan; genel yayın yönetmenliğini de yaptığı sinema dergisi Antrakt'ta da sürdüren Evren, Sonsuzkare'nin ikinci sayısında tartışmaya yeni bir boyut kazandırdı. Evren yazısında geçmişte halk sineması diye ortaya çıkanların sinema pastasından pay kapmaya çalıştıklarını savunarak, 'halk, halk' diyenlerin hem halksız, hem de sinemasız kaldıklarını ifade ediyor. Görüşlerine başvurduğumuz Burçak Evren, oldukça ilginç açıklamalarda bulundu.
AMACIM RENCİDE ETMEK DEĞİL
"Ben sinema tarihçisiyim. Yaptığım da eski defterleri karıştırmak falan değil. Ancak geçmişi bilmezseniz, geçmişe yönelik hiçbir literatüre sahip değilseniz ileriyi nasıl görecekseniz. Gençler Türk sinema tarihini kulaktan dolma bilgilerle öğreniyorlar. Amacım herşeyin doğru dürüst ortaya konması. Gençlerin yanlış yönlendirilmemesi. Yoksa kimseyi rencide etmek falan değil."
|
|
|
|
|
|
|
|