|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
13 Temmuz 2003 tarihli Milliyet Pazar'ın Lezzet sayfasında gördüm Mehmet Yalçın'ın köşesini. Köşenin adı "Şişedeki Balık". Bu ad, belli ki Orhan Veli'nin "Ah bir de rakı şişesinde balık olsam!" özleyişine gönderme olsun diye seçilmiş. Orhan Veli de o sözü söylerken, Ahmet Haşim'in "Akşam, yine akşam, yine akşam / Göllerde bu dem bir kamış olsam!" tahassürüne telmihte bulunmak niyetindeydi. Mehmet Yalçın'ın herhangi bir yazısını okuduğumu hatırlamıyorum. O günkü "Yazarlar ve içkiler..." başlıklı yazısını da, üstünde Tomris Uyar'ın, elindeki kadehi yudumlamadan önce koklarmış gibi göründüğü bir fotoğrafı bulunduğu için okudum. Yalçın, yazısında Tomris Uyar'ın içkiye ilişkin kimi düşünce ve yorumlarını aktarıyor. Öğrendiğimize göre, Tomris Uyar, yazdıklarının "rom" eşliğinde okunmasını istermiş, "aslında rakıya da razı" imiş. Yalçın da aktardığı satırları "bir kadeh buzlu esmer rom eşliğinde" okumuş. Yazısını bitirirken de Tomris Uyar için "rakıların, cinlerin, romların sevgilisi" tanımını yapmış. Mehmet Yalçın, yazısında Çetin Altan'dan da uzunca bir alıntı yapmış. Bunu yaparken ondan "büyük usta" diye söz etmiş. Sanırım, Çetin Altan'a bu unvanı verecek en az otuz köşe yazarı çıkar ülkemizde. Bu "büyük usta" nitelemesini görünce, birkaç gün önce yine Milliyet'te Çetin Altan'ın "Şeytanın gör dediği" köşesinde okuduğum bir yazıyı hatırladım. "Peyzaj" başlıklı bu yazının altında bir not vardı ve o notta bu yazının 37 yıl önce Akşam gazetesinde çıktığı belirtiliyor idi. Büyük usta, arada bir eski yazılarını yeniden yayımlıyor köşesinde. Bence bir sakıncası yok. Fakat galiba o yazıları okumadan yapıyor bu işi. Bu da bazen tuhaflıklara yol açıyor. Meselâ, Peyzaj'ın ilk paragrafında şöyle bir cümle var: "Saatin yelkovanı on'u gösteriyordu." Saatten ve yelkovandan söz eden bir cümlede sayıları harflerle değil de rakamlarla yazmanın daha uygun olacağını bir yana bırakalım, "onu" yerine "on'u" yazmadaki gereksizlik üzerinde azıcık duralım: Demek ki, Çetin Atlan, okurlarının "onu" ifadesini doğru okuyabileceklerine güvenmiyor; bu ifadeyi "o'nu" biçiminde anlayacaklarından kaygı duyuyor ve bu kaygısını gidermek için "on'u" biçiminde yazmayı yeğliyor. Bu görüntüsel saptamayı burada böylece bırakıp cümlenin içeriğine bakalım. "Saatin yelkovanı 10'u gösteriyordu" ne demektir? Yelkovan 10'un üzerindeyse, 24 saatten herhangi birine 10 dakika kalmış demektir. Ülkemizde ve dilimizde bunun anlamı budur. Belli ki "büyük usta" "akrep" ile "yelkovan"ı karıştırmış. Olabilir. İnsan beşer, elbet şaşar! Fakat bu şaşkınlığın 37 yıl sonra yinelenmiş olması hoş değil. Öyle anlaşılıyor ki, 37 yıl önce bu şaşkınlığından ötürü uyaran olmamış Çetin Altan'ı. O da, üstelik "büyük usta" olarak uyumaya ve uyutmaya devam ediyor. Aynı yazıda bir turist rehberini şöyle konuşturmuş Çetin Atlan: "- Rumeli Hisarı Fatih Mehmet tarafından yapılmıştır... Babası İkinci Murat karşı kıyıdaki Anadolu Hisarı'nı diktikten sonra..." Hoppala! Anadolu Hisarı'nı nâm-ı diğer "Güzelce Hisar"ı 1395 yılında Yıldırım Bayezid Han'ın yaptırdığını bu ülkenin ilkokul çocukları bile bilirler. Büyük usta, turist rehberlerinin bu kadar bilgisiz olduklarını nasıl düşünebilmiş, düşünmekle de kalmayıp bunu böylece yazabilmiş? Öyle anlaşılıyor ki, 37 yıl önce olduğu gibi bugün de, ülkemizin "turist rehberleri" ve elbette gazete okurları, Çetin Altan'ın uykusunu paylaşmaya devam ediyorlar. Ekonomi ile bilimin boynuzları üstünde durduğuna inandığı bir dünyada kalem oynatırken, ekonomiyi değilse de bilimi sık sık ıskalayan Çetin Altan'ın uyumada ve uyutmada "büyük usta" olduğu besbelli. İyi uykular usta! Uyan Türkiye!
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |