|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Kendileri de bilirler, taksi şoförleri yakın dostlarımdır. Nâzik, başkalarını düşünen, tok insanlardır taksiciler... İçlerinden kendilerini geliştirip yabancı dil öğrenenleriyle, hatta kendine ait internet sitesi açanlarıyla bile tanıştım... Zaten, bu sebeple, "Taksicilerin sebep olduğu olaylarla ilgilenin; ülkemizi ziyaret eden yabancıları aldatıyorlar" şikâyetini aldığımda şaşırdım. Şikâyeti ileten ABD'nin öndegelen üniversitelerinden bir okur; "Binbir rica ve minnet ile Türkiye'ye gönderdiğim hocam ve arkadaşım, şimdi herkese nasıl dolandırıldıklarını anlatıp duruyor" diye aktarıyor derdini... Şaşırdım, ne yalan söyleyeyim üzüldüm de... Taksilerin pazarlık usulüyle çalıştığı geçmişte bu tür şikâyetler olurdu, ama 'taksimetre' ile kavga-gürültü sona erdi. Taksiye biniyoruz, gideceğimiz yeri söylüyoruz, şoför taksimetreyi açıyor ve hedefimize varınca ekranda ne yazdıysa onu ödüyoruz... Yerli de olsak yabancı da uygulama değişmiyor... Şikâyet ulaştığından beri dinleyip okuduklarım konunun bu kadar basit olmadığını gösteriyor. Türkiye'de yaşadıklarını başkalarıyla paylaşanlardan taksici öyküsü anlatmayan neredeyse yok gibi bir şey... Kimi, taksimetresi hızlı çalışan bir şoförle karşılaşmış, "Beni soydu" diye yakınıyor; kimi de Türk lirasının azizliği yüzünden aldatılmış... Bu eleştiri ve yakınmalarla, içinde 'İstanbul', 'taksi' ve 'kandırma' sözcükleri geçen yazıları internette arayınca herkes karşılaşıyor. Bunun anlamı şu: Türkiye'ye gelip gezmek isteyen dünyanın dört bir tarafındaki insanlar, nelerle karşılaşacaklarını internetten araştırdıklarında, bu öyküleri okuyorlar. Kendi hesabıma söyleyeyim: Okuduklarımla karşılaşacağımı bilsem o ülkeye gitmekte hayli tereddüt ederim... Eminim pek çok Türkiye meraklısı, okuyunca, "Ne işim var böyle bir ülkede" deyip plan değiştirmiştir... Şu satırları Brad Thomson yazmış: "Birkaç hafta önce İstanbul'a gittiğimde uyarıldığım bir aldatmaca başıma geldi. Taksi şoförleri TL'deki sıfırların yabancıların kafasını karıştırdığını biliyor... Şoföre 10 milyon TL verdiğimde, önce başka bir yere bakıp sonra elindeki kendine ait 1 milyon TL'yi bana gösterdi ve daha 5 milyon vermem gerektiğini hatırlattı. Ben aldırmayınca, önce o 1 milyonu verdi, sonra da geri kalanı elime saydı..." Belki de şoför onu aldatmaya kalkışmıyordu, ama kulağı kandırma öyküleriyle dolu olan Brad, mâsum bir davranışı, "Beni de aldatacaklar" diye yorumladı. Taksicilerin, yabancılar tarafından yanlış anlaşılacak davranışlardan kaçınmaları gerektiği açık... Samantha ve Alli adlı iki Amerikalı gençkız gezmişler ülkemizi. Beğenmişler Türkiye'yi, kulaklarında hep olumsuz anlatımlarla geldikleri halde... "11 Eylül'den sadece bir yıl sonra, ama mutlu oldum" diye yazıyor kızlardan biri. Ardından da şu olayı anlatıyor: "6 milyon TL'lik bir yolculuk için 20 milyon verdim. Şoför, dikkatimizi dağıtmak için, nereli olduğumuzu sorduktan sonra bize 250 bin TL gösterdi. İlk defa böyle bir olayla karşılaştığımız için yanlış para verdiğimizi düşündük. Alli bir 20 milyon daha verdi. Şoför onun üstünü ödedi. Olay aynı gün iki kez tekrarlanınca aldatıldığımızı anladık. 12 milyon ödeyeceğimiz gezilere 80 milyon ödemiş olduk..." İngiltere'den gelen karı-koca Choong'ların da anlattıkları taksi öyküleri var. Sabah otellerinden Topkapı Sarayı'na gitmek için bindikleri taksici onlardan 6 milyon TL almış. Dönüşte duraktan bindikleri taksi ise onları otellerine bıraktığında 36 milyon TL talep etmiş... Taksimetrenin hızlı çalıştığını daha önce fark edip itiraz ettiklerinde, "İnip otobüsle gidin" diye çıkışmış şoför... "Oysa" diyor Choong'lar, "O gün ve sonrasında bindiğimiz diğer taksilerde her şey normaldi." Ancak, bir kötü örnek, onları yalnızca o aldatma üzerinde yoğunlaşmaya sevk etmiş... Böyle durumlarda aklımıza "Polise gitselerdi" çözümü gelir. Gitmişler... Kimi, "Karakolda şeker, kolonya ikram etti polisler, çok nâzik davrandılar" diyor; ama 'Turizm Polisi' bile çözüm olamamış bazılarının aldatılmalarına, bunu da günlüklerine eklemişler doğal olarak... Konuyu araştırırken "Ülkemize gelen turistler başka hangi konulardan şikâyetçi?" sorusuna da cevap almış oldum. Kadınlar, hele bir de yalnız başlarına ülkemizi geziyorlarsa, sürekli askıntı olan erkeklerden yakınmadan edemiyorlar. Bazıları açık açık teklifte bulunuyormuş... Biri, "Bunlar tek başına kadını 'fâhişe' sayan bir geleneğe sahipler" diye not düşmüş internet günlüğüne... En çok şikâyet de kendilerini 'turist rehberi' olarak tanıtan 'hanutçular'dan... 'Hanutçu', yaptırdığı alış-veriş karşılığı komisyon alan kişilere deniyor... Adam dil bildiği için turistlere yanaşıyor, para karşılığı onları gezdirirken, "Şuradaki halıcı dayım" deyip dükkâna götürüyormuş... "İsterseniz almayın" diyor biri başına geleni anlatırken; "Niyetiniz olmadığını söyleyene kadar size olağanüstü kibar davranan rehberiniz birden edepsizleşiveriyor" diye de ekliyor... İçlerindeki 'çürük elmalar' taksici dostlarımı da rahatsız ediyordur, eminim... Bu soruna bir çare bulunmalı. ABD'den yazan okur, "Turizm bakanlığı ilgilensin" diyor. İçişleri bakanlığı da ilgilenmeli...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |