AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Albaraka Türk

Y A Z A R L A R
Karadeniz'e atılan trilyonları gözlerimle gördüm

Şu Türkiye ne mümbit bir toprak. Ye ye bitmiyor. Harca harca tükenmiyor.

Bankalar hortumlanıyor. İhalelerden vurgun vuruluyor. Devletin kasaları boşaltılıyor.

Yine de dimdik ayakta.

Sallansa da, yıkılır gibi olsa da yere düşmüyor.

Bilinen bir gerçek: Türkiye'de banka hortumu kadar ihale hortumu da var.

Belki bu hortum hepsinden daha büyük. Daha fazla emiyor, devletin trilyonlarını.

Onun pek üzerinde durulmuyor.

İsrafın, savurganlığın bini bir para.

Devlet müteahhitleri denen bir sınıf yaratılmış… Sanki tüm Türkiye onlara çalışıyor.

Onlar ne işsiz ne parasız kalıyorlar. 5 liraya mal olacak bir işi 15 liraya alıyorlar.

2 yılda bitecek bir işi 12 yılda bitiriyorlar.

Acele eden ecele gider, misali hiç öyle erken davranmak gibi bir sorunları yok.

Çünkü iş uzadıkça, akarları devam ediyor.

Küçüklüğümden, gençliğimden beri dinlerim. Karadeniz'e siyasiler tarafından hep iki müjde verilip durur.

Birincisi sahil yolu.

İkincisi ise liman.

20-30 yıldır yol vaadi yapılmayan ve buna inanmayan ne il kaldı ne ilçe ne de köy.

Bırakın ilçeyi, beldeyi. İki üç evin olduğu sahil yerleşim alanlarına bile liman sözü verildi.

Aslında bunlar ya balıkçı barınağı ya da çekek yeri. Ancak bölge insanı, bu tür yerlerin tümüne liman deyip geçiyor.

Bölgeyi bilen işadamları, "Git gör.. İsraf ve savurganlık nasıl olurmuş tanık ol" dediler.

Ben de öyle yaptım.

Karadeniz'i yalı yalı inceledim… Kıyı kıyı gözlemledim.

Sonuç:

Meğer Karadeniz, bir liman ve balıkçı barınağı cenneti olmuş da haberimiz yokmuş.

En azından böyle bir cennet tasarlanmış.

5 kilometrede bir balıkçı barınağı ya da liman.

45'i bitmiş 24'ü de devam eden balıkçı barınağı..

22 liman.

200'ü aşkın dalgakıran ya da çekek yeri.

Bir tek şey eksik. Bu limanlara girecek gemi. Denize açılacak balıkçı.

Balıkçıların çoğu Doğu Karadeniz'de. Batı Karadeniz'de ise birkaç ilçe denizle haşır neşir.

Gördüğüm limanlar bomboştu. Bırakın balıkçı motorunu sandal bile parmakla sayılacak kadar azdı.

Çatalzeytin, Türkeli, Ayancık, Helaldı, Abana limanlarındaki bu dramatik manzarayı gözlerimle gördüm.

Hareket yoktu. Hayat belirtisi yoktu.

Yapımına 1994 yılında başlanan Helaldı balıkçı barınağı aradan geçen 9 yılda bir mendireği bile bitmemiş.

Yılda 200-300 milyar lira ödenek ayrılan bu limanın bitmesi bir o kadar süre daha alacak görünüyor.

Diğer balıkçı barınaklarında da durum aynı.

Sordum, gördüm. Bu balıkçı barınaklarının çoğu olması gerekenden çok daha büyük.

O yüzden yapımı uzuyor.

Deniyor ki, amaç zaten bu yatırımların bitmesi değil. Maksat müteahhitler işsiz kalmasın.

Geçmiş iktidarlar, yandaşlarına kıyak geçmek için bu projeleri ard arda gündeme sokmuşlar.

Ne kadar uzarsa, müteahhit için o kadar iyi.

Deniz taşımacılığı derseniz hemen hemen hiç yok. Sahilden denize saatlerce bakın. Geçen bir gemi bile göremezsiniz.

Liman, balıkçı barırnağı yapmakla iş bitmiyor. Buralardan yararlanacak olmadıktan sonra.

Bari balıkçılık teşvik edilseydi. Ne gezer.

Liman, barınak yap, trilyonlar denize dökülsün.

Sonra da müteahhitler bu paraları toplasın.

Çok iyi tezgah kurulmuş.

Mucidine helal olsun.

Sabancı rekabeti sevmiyor mu?

Rekabet Kurulu daha önce Sabancı'yı fena halde cezalandırmıştı.

Sigara pazarlamasında rekabet kurallarına uymadığı gerekçesiyle tam bir milyar Türk Lirası para cezasına çarptırmıştı.

Ben de bu köşede yazmıştım ki: Sabancı bu ağır para cezasını ödeyemez.

Sayın Sabancı batmadığına göre, sanırım bu cezayı taksite falan bağladılar!..

Sabancı kurtuldu.

Fakat, Ağa'nın peşini bir türlü bırakmıyorlar.

Rekabet Kurulu bu kez de çimento fiyatlarıyla ilgili Sabancı'yı yakın takibe almış.

Güya Sabancı'nın 2 şirketi, diğer gruplara bağlı çimento şirketleri ile fiyat anlaşması yapmış.

Fiyatlarını birlikte belirliyorlarmış.

Zaten, daha önce de aynı suçlama ile Sabancı'ya ait iki çimento fabrikasına para cezası verilmişti.

Demek ki ceza caydırıcı olmamış.

Şimdi burada tanıklık ediyorum.

Gerçekten de yıllardır çimento firmaları fiyat konusunda birlikte hareket ediyorlar.

Tüm firmaların satış fiyatları aynı. Zam yaparken de birlikte hareket ediyorlar.

Hemen hemen tüm alanlarda fiyat karteli kırıldı, çimentoda kırılamadı.

Bu konuda üretici firmalar beton gibi sağlam duruyorlar.

Cezaları daha caydırıcı hale getirmeli.

Mesela, bu kez Sakıp Sabancı'ya bir milyar yerine 2 milyar lira birden ceza kesilmeli.

Takside de bağlanmasın.

Bakın bu ağır ceza Sabancı'nın nasıl aklını başına getirecektir!

Bazı gazeteciler yağcı mı avantacı mı?

Artık kanıma dokunmaya başladı.

Adam yılların gazetecisi. Ya da dünün muhabiri.

Gidip kaldığı oteli, yemek yediği lokantayı, dağıttığı meyhaneyi.. Laila'ı, Reyna'yı….

Bir övüyor bir övüyor.

Kaleminden adete yağ damlıyor!

O yüzden de davet üstüne davet alıyor. Lüks otellerde bedava konaklıyor. Tatil köylerinde ücretsiz kalıyor.

Lokanta ve eğlence yerlerinde elini cebine atmıyor.

İzlenimler, gözlemler o derece methiyeye dönüştü ki, insan ister istemez, bu işin altında bir iş olduğu kanısına kapılıyor.

Yazıya dökülen methiyelere reklam tarifesi uygulasanız, milyarlarca lira tutar.

"Benim böyle kompleksim yok. İstediğimi överim. Benim satın alınamayacağımı herkes bilir" savunması bence pek inandırıcı değil.

Sokaktaki vatandaş, bu yazılarda yağcılık ve avantacılık kokusu alıyor.

Her gazeteci bu tür sorulara muhatap oluyor!

Yediğin, kaldığın, eğlendiğin yerlerde itibarın binbeşyüz olacak diye mesleğin onurunu beş paralık etmeye kimsenin hakkı olmamalı.

Öyle değil mi sayın Basın Konseyi üyeleri?


23 Temmuz 2003
Çarşamba
 
ŞEMSİ YÜCEL


Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Karikatür | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED