|
|
|
|
|
|
|
|
|
Siyaset teorisi ile siyasi kadroların oluşumu, siyasetin kalitesine, sorun çözme yeteneğinin geliştirilmesine doğrudan etki eden iki ana temadır. İlk örneğimizi kadroların ortaya çıkmasını sağlayan, kısaca adaylık diye ifade edeceğimiz aday adaylığı olarak belirleyelim.
MEHMET ALKIŞ / ARAŞTIRMACI
İşte, tam da bu nedenle, farklı inanç, kültür ve medeniyet kodlarına sahip Batı toplumları ile Müslüman toplumlarda demokrasinin uygulanabilmesi farklı açılımlar gerektirir. Müslüman toplumlarda seküler ortak çıkar kuralları yerine, Din'e (İslam) dayalı ahlaki temellerin esas alınması bu toplumlarda demokrasinin etkili bir yönetim biçimi olmasını sağlayabilir. Dinin, yönetim şeklinden çok, yönetimin 'adalet'i sağlamasını amaçlayan beklentisi, böylece gerçekleşmiş olur. Aksi halde, derinleşmekte olan ahlaki kriz ve bunun yol açtığı yozlaşma ve kirlilik, toplumu farklı arayışlara itebilir. Bu bağlamda, siyasette ehliyet ve kalitenin bir türlü sağlanamamasına yol açan sebepleri bulup ortadan kaldırmak ve sözü edilen tarzda ahlaki esaslara bağlı, sayısal çoğunluk yerine nitelikli çoğunluğun belirleyici olduğu, kültür kodlarımızla uyumlu, kişi ve zümre tahakkümünü bertaraf etme yeteneği taşıyan demokratik bir mekanizma oluşturmak gerekir. Bu çaba, aynı zamanda demokrasinin zaaflarını ortadan kaldırarak, İslamın öngörüsünün özünü oluşturan adaletin uygulama alanına girmesini sağlayabilir. Siyaset teorisi ile siyasi kadroların oluşumu, siyasetin kalitesine, sorun çözme yeteneğinin geliştirilmesine doğrudan etki eden iki ana temadır. İlk örneğimizi kadroların ortaya çıkmasını sağlayan, kısaca adaylık diye ifade edeceğimiz aday adaylığı olarak belirleyelim. Baştan beri anlattığımız açıdan bakıldığında; adaylık konusunun ahlaki sorunlara yol açtığı ve dolaylı olarak kirliliği ve yozlaşmayı beslediği görülecektir. Ehliyet ve kalitenin gerçekleşmesi de bu nedenle mümkün olmaktan çıkmaktadır. Aday olmak isteyen kişinin yaptığı veya yapmak zorunda kaldıkları: Subjektif bir kararla, kişi kendisinin yeterli olduğuna karara verir. Kendisinden daha yeterli olanların önünü kesme çabasına girer, onlar hakkında olumsuzluklar üretir. Kendisini kabul ettirmek için sözsahibi-oysahibi kişilerin beğenisine sunar, onların eğilimleri ve öngörülerine ters düşmeyecek bir görüntü çizmek için kişiliğini gizleme ihtiyacı duyar. Farklı eğilim sahipleri yanında farklı görüntüler çizer. İşe hazırlıklı olduğunu kanıtlamak amacıyla, hayali, gerçekleştirilemez, ayaküstü hatırlanmış sözde projeler üretir, tutamayacağı sözler verir. Siyaseti çıkar için yapanların bu yöndeki taleplerini reddetmekte tereddüde düşer. Bazen reddeder, bazen de kabul etmek zorunda kalır. Bazen de bu talepleri yerine getirmemek için erteleme manevrasına başvurur. Karşı taraf bunu hissedince, zor durumda kaldığından ya taviz verir veya çatışmaya girer. Propaganda gücünü elinde tutanlarla ilişki geliştirme ihtiyacı içine girince, onlara mahkum olur ve gayrimeşru taleplerine cevap vermek zorunda kalır. Kendini beğenme ve yüceltme, başkalarını küçümseme ve yerme pozisyonu alır. Hızını alamayınca yalan, iftira, dedikodu, tehdit, şantaj, komplo dahil pek çok yola baş vurur. Riyakarlık, yaltaklanma, yaranma ve takdir ifadelerini söz ve oy sahiplerine rüşvet-i kelam olarak kullanır. Para ve maddi gücün büyüleyici, ayartıcı gücünü kullanarak sonuç almaya çalışır. Değerler ve kişilik, karar sürecinde etkili olanların farklı eğilimlerine göre renkten renge girer. Kendisini uygun görmeyenlere karşı kin ve nefret duygularının yol açtığı gizli bir düşmanlık içine girer. Hak gasbına uğradığını düşünmeye başlar. Ya içe kapanarak topluma yaralı olacağı alanda katılım ve verimini kaybeder. Daha yükseğine layık olduğunu düşündüğünden alt statüde yaralı olmayı içine sindiremez, atıl bir kapasite konumuna düşer. Ya da ihtirasları bilenmiş olarak, doğrusuna yanlışına bakmaksızın geçerli, kurallara daha çok sarılarak yeni bir denemeye başlar. Ehliyetsizlerin aday olması ve seçilmesi, yetersiz pek çok kişinin, 'ben de bu işi yaparım' diye düşünüp adaylığa soyunmasına ve şartları olumsuz yönde zorlamasına yol açar. Kısacası; sonuca götüren her şeyi ve her aracı meşru gören, çıkarcı-oportünist, kaba, seviyesiz, hilekar, bilgisiz insanların yapması muhtemel bütün yollara başvurmakta aday olmak için bir sakınca görmez. Hafızalar yoklandığında, daha pek çok şeyin sıralanmasının mümkün ve konuya katkı ve zenginlik kazandıracağına kuşku yoktur. Öyleyse, konu tartışmaya açılmalı, belki de olumsuz örnekler yüzünden rafa kaldırılan ve hatta istihza konusu haline gelen "görev istenmez verilir" ilkesinin bu kez, olumlu örnekler üretecek şekilde hayata geçirilmesi ile ilgili öneriler geliştirilebilir. ![]() Siyasetin anlamı işlevi ve önemi
BEKİR HAŞİMOĞLU / YAZAR
Siyasetin sözlük anlamı üzerinde kısaca temas ettikten sonra, hemen her gün hemen her yerde konuşulan, tartışılan, basın yayın organlarının en başta gelen malzemesi ve yayın konusu olan siyasetin-politikanın hayatın içinde ve gerçekleri açısından ne anlama geldiği üzerinde durmak ve tahliller yapmak gerekiyor. Genel bir bakış açısıyla yapacağımız değerlendirme sonucunda siyasetin hayatın her sahasında, hatta ticarette bile adı sanı anılmadan işlevini icra ettiği rahatlıkla görülebilir. Geçmiş çağlarda mezkûr mefhumlara filozoflar, ilim ve fikir adamları, liderler tarafından özü itibariyle benzeşen anlamlar atfedilmiş, pek çok tanım yapılmıştır. Teitschke 'Politika ilim değil, sanattır' derken, Jellinek 'Politika, icraatı şenlendiren devlet ilmidir' şeklinde bir tarif yapmaktadır. Doğu'da ise çok çeşitli tarifler yapılmıştır siyaset hakkında. İslam Fıkhı'nın büyük alimlerinden olan İbn Kayyim el-Cevziyye, siyaset hakkında şu tanımı yapar: 'İnsanları iyiliğe ve doğruluğa ulaştırmak, onları kötülüklerden kurtarabilmek için takip edilmesi gereken en güzel yol'. Bu tanım İbn Abidin'in 'Adil siyaset' tarifine de uymaktadır. Yine İslam bilginlerinden İbn Teymiyye 'Adil siyaset' hakkında der ki: 'Adil siyaset; emanetleri ehline vermek ve insanlar arasında adaletle hükmetmenin neticesinde meydana gelmiş olan siyasete denir'. 'Zalim siyaset' ise genel olarak 'halkın maslahatına zarar veren siyaset' olarak anlamlandırılmaktadır. Üstad Necip Fazıl, 'Kurnazlık zekâ olmadığı gibi, politika da tefekkür değildir' diyerek konunun başka bir boyutuna işaret etmektedir. İnsanoğlu nerede yaşıyorsa orada mutlaka çok önemli olumlu gelişmelerin yanında garip zaafların doğurduğu toplumu sarsan yanlış icraatlar da vardır. Bu tür olumsuzlukların, halka zarar veren icraatların en çok yoğun olduğu saha ise siyaset alanıdır. Özellikle kişisel çıkarların ülke menfaatlerinin önüne geçmesi, toplumda derin yaralar açmakta, toplum düzenini gelecekte tedavisi çok zor hastalıklarla sarsmaktadır. Son devir İslam büyüklerinden Bediüzzaman Said Nursi 'Menfaat üzerine dönen siyaset, canavardır' diyerek bu durumu çok veciz bir şekilde açıklamaktadır. Siyasetin fazileti üzerinde ısrarla duran meşhur Batılı düşünce adamı Montaigne, 'Siyasi fazilet, nefis ferâgatine dayanır' ifadesiyle konunun çok önemli bir yönüne temas eder.
Siyaset, idealistleri bekliyor Siyasetin sağladığına inanılan statü, makam, güç aslında afâkî kazanımlardır. Hayatın gerçekleri ile mukayese edildiğinde siyasetin insana kazandıracağı en önemli şey, 'Halka hizmet, Hakka hizmettir' fehvasınca idealist insanların ruhen tadacakları müspet duygulardır. Diğer yandan siyasetin zorlukları saymakla bitmeyecek kadar fazladır. Örneğin, karşı tarafta olan siyasetçilerle mücadele etmekle iş bitmemekte, aynı siyasi kadro veya parti içinde yer alanların yanlış tavır, tutum ve davranışlarından doğacak olumsuzluklarla da mücadele etmek zorunda kalınmaktadır. Siyasetin işlevi hiç kuşkusuz bu işi yapanların iş görme yeteneği ve kalitesine bağlı olduğu kuşku duyulmaz bir gerçektir. İdealist, bilgili, yetenekli, cesur, adaletli, irfan ve hikmet sahibi, şefkatli, anlayışlı, ileri görüşlü bir insanın siyaset yapması toplumun ne kadar yararına olursa, aksi vasıflara sahip bir insanın da toplumun aleyhine akıl almaz işler ve icraatlar yapması kaçınılmaz bir sonuçtur. Bütün bu gerçeklerin ışığında ülkelerin her bakımdan gelişmesi, gerçek manada medenî ve kaliteli bir hayatın yaşanabilmesinin yolu idealist insanların siyaset yapmasından geçiyor. ![]() Döviz kuru bizi bozmasın!
YÜKSEL KELEŞ / EKONOMİST
Döviz kurunun düşüşü ve Türk Lirası'nın değer kazanması ilk planda elinde döviz bulunduranlar için Türk Lirası cinsinden bir kaybı, elinde Türk Lirası bulunduranlar için ise döviz cinsinden bir kazancı ifade etmektedir. Ancak elinizdeki parayı başka bir paraya çevirme teşebbüsünde bulunmadıkça dövizin iniş ve çıkışı sizi etkilemez. Bunun dışında döviz kurunun düşmesinden doğrudan etkilenen kesimler mevcuttur. Genel bir ifade ile döviz cinsinden alacağı bulunanlar zararlı, döviz cinsinden borcu bulunanlar ise kârlı duruma gelmektedir. Dövizin düşüşünden en fazla olumsuz etkilenen kesimin ihracatçılar olduğu son dönemde yükselen feryat seslerinden anlaşılmaktadır. Döviz kurunun düşüşüne sevinenler ise döviz cinsinden borcu olanlardır. Bunlar; vadeli ithalat yapan şirketler, döviz kredisi kullanan firmalar, dövizli borcunu ödemek için döviz talebinde bulunan kişi ve kurumlardır. Döviz kurundaki düşüşün en önemli nedeni faizlerin yüksek seviyede seyretmesidir. Temel kural şudur; kâr nerede yüksek ise yatırımcılar oraya kayar. Evet Türkiye'de en kârlı yatırım aracı yüksek faiz geliri sağlayan hazine bonolarıdır. Faizlerin yüksekliği diğer yatırım araçlarına olan talebi azaltmaktadır. Hal böyle olunca bu kârdan yararlanmak isteyenler ellerindeki dövizleri bozdurup, faize yönelmektedir. Piyasada döviz satanlar, alanlardan daha fazla olunca fiyat düşmektedir. Yani daha az Türk Lirası vererek aynı miktarda döviz alınabilmektedir. Bir ülkede döviz bolluğu var ise döviz ucuzlar. Türkiye yaşanan krizlerden sonra herkesin elinde tedbir olsun diye döviz bulundurduğu bir ülke haline gelmiştir. Dolarizasyon önemli boyutlara ulaşmıştır. Irak savaşında beklemede olan döviz sahipleri, savaşın bitmesi, ekonomik göstergelerin olumluya dönmesi, ileriye dönük beklentilerin iyimser hal alması ile rahatlamış ve dövizlerini elden çıkarmaya ve daha kârlı olan faize kaymaya başlamıştır. Böylece piyasada bollaşan döviz ucuzlamıştır. Döviz kurunun aşırı düşmesi de (şimdi olduğu gibi ) aşırı yükselmesi de (2001 kırizinde olduğu gibi) sağlıklı değildir. Kurun enflasyon rakamları ile uyumlu olması en sağlıklı olanıdır. Aşırı düşmesi, yani Türk Lirası'nın aşırı değerli hale gelmesi ihracatı azaltıp, ithalatı artıracak, dolayısıyla dış ticaret açığını besleyecek, bu da ödemeler dengesini olumsuz etkileyecektir. Aşırı yükselmesi ise (devalüasyon) maliyet enflasyonuna neden olacak ve dolayısıyla ekonomik istikrarı ve büyümeyi olumsuz etkileyecektir. Mali çevrelerden yapılan açıklamalarda Türk Lirası'nın şu an için yaklaşık %15 aşırı değerli olduğu ifade edilmektedir. Bu oran dikkate alınırsa, 1 doların 1.650.000-1.700.000 lira aralığında olması gerekmektedir. Uzun vadede ve normal şartlarda herşey dengeye oturacaktır. İlerleyen günlerde faizlerin daha da düşmesi ve döviz kurunun yükselmesi muhtemeldir. Ancak yüksek faizler en çok kazandıran seçenek olmaya devam edecektir.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |