|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
"Dinde zorlama yoktur; doğru eğriden açıkça ayrılmıştır..." (Bakara: 2/256) mealindeki âyete dayanarak genellikle "dinde zorlama yoktur" cümlesi sarfedilir, ama- aynı konuyla ilgili diğer âyetler ve hadislerle birlikte düşünüldüğünde ve okunduğunda- bu cümlenin de içi açılmaya, kayıt ve şartlarının ortaya konmaya ihtiyacı vardır. Klasik İslam yorumcularının kahir ekseriyeti, Müslüman olmayanların İslam'a girmeleri için zorlanmayacakları, kimsenin tehdit ve baskı yoluyla dine sokulamayacağı konusunda görüş ve anlayış birliği içindedirler. İster İslam ülkesinde (şeriata göre yöneltilen ülkeyi kastediyorum) ister başka ülkelerde yaşasın; hiçbir gayr-i müslim dinini değiştirmeye zorlanamaz ve kural olarak inandığı gibi yaşaması engellenemez. İslam ülkesinde yaşayan Müslümanlar'a gelince, yukarıda meali geçen âyeti bunlara uygulamak -diğer ilgili âyet ve hadisler de gözönüne alındığında mümkün görülememiştir. Farklı yorumlar yapılabilir, ama benim tasvir ve naklettiğim görüş cumhurun (geçmiş ulemanın hemen tamamının) görüşüdür. Onlara göre Müslümanlar'ın hisbe (dini ve ahlaki denetim, ıslah, eğitim; yani terim olarak emir bi'l-ma'rûf nehiy ani'l münker) vazifeleri vardır. Bu vazifenin müeyyideli (el yani gerektiğinde ceza ile ıslah) kısmını topluluk adına devletin tayin ettiği görevliler yaparlar, dil ve gönül (duygusal ilişki, psikolojik baskı, dostluk, soğukluk vb.) yoluyla olanı ise bütün Müslümanlar yerine getirirler. Açıklanması istenen yazımda sözünü ettiğim "zorlama" budur. Bir Müslüman'ın özel mekanında, gizli olarak dine ve ahlaka aykırı davranışlarını kimse araştırıp ortaya çıkaramaz ve müdahale edemez. Ama ihlal açıkta (kamuya açık alandan bunu kastediyorum) yapılıyorsa buna müdahale edilir ve hisbe vazifesi gereği olarak engellenir. Örnek vermek gerekirse Müslüman'ın açıkta orucunu yemesine, İslam'a göre müstehcen sayılan davranışlarda bulunmasına, içki içmesine, Cuma namazını mazeretsiz terketmesine... izin verilmez. "İleride benimsenmesi ihtimali varsa başta usulünce baskı yapılır" cümlesi ile kastettiğim de daha ziyade ibadet ve ahlak eğitimi ile ilgilidir. Mesela baba ve ana çocuğunu namaza alıştırmak için sabahleyin uyandırır, kalkmazsa "zorlayarak" kaldırır, namazını aksattığında, uyarır, sevgi ve ilgisini esirger, kıldığında ödüllendirir. Allah'ın iman ve ibadetler konusundaki ödül ve cezalarını da ben zorlama olarak yorumluyorum. Çağdaş yorumcular farklı şeyler söyleyebilirler, ama bu, yukarıda açıklanan, klasik İslam yorum ve uygulamasında mevcut, kurallaşmış gerçekleri (din anlayışını) ortadan kaldırmaz. Şunu da eklemek gerekir ki, bütün bunlar, şeriatla yönetilen bir ülke için söz konusudur. Çok kültürü, çok inançlı ve farklı hayat tarzlarının yanyana bulunduğu demokratik ülkelerde devletin zorlamasından söz bile edilemez; fert olarak Müslümanlar'ın, yukarıda açıklanan sınırlar ve tanımlar içinde zorlamaları ise oldukça sınırlı bir çerçevede (örf ve âdet gereği kabul gören çevrelerde) görülebilir. Böyle ülkelerde Müslümanlar'ın yapabilecekleri şey iyi örnek olmak, "güzeli, iyiyi, doğruyu, yararlıyı" hayatlarında ve hizmetlerinde gerçekleştirerek "farklı olanları" imrendirmek ve teşvik etmektir. Din Müslümanlar'dan güçlerinin yetmediği bir şeyi istemez ve daha önemlisi "kaş yapalım derken göz çıkarmalarına asla izin vermez." Önceki yazımla burada söylediklerim yanyana okunduğunda umarım maksadım anlaşılacaktır.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |