|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Bütün güzel şeylere başkaları sayesinde sahip olabileceğimizi düşündüğümüz andan itibaren, büyük millet olma duygusunu kaybederiz
Bir milletin en büyük sermayesi, irâde ve özgüvenidir. İrâdesine ipotek konulan ve kendine güveni yok edilen bir millet içeriden sömürgeleştirilmiştir. Kültürel ve siyasî alanlarda olduğu kadar, ekonomik alanda da bütün güzel şeylere başkaları sayesinde sahip olabileceğimizi düşündüğümüz andan itibaren, büyük millet olma duygusunu kaybederiz. National, Panasonic gibi markaların geliştiricisi ünlü Japon firmasının (Matsushita) kurucusu Konosuke Matsushita 1988 yılında Amerikalılar'a şunları söyleyebiliyordu: "Biz kazanacağız ve siz kaybedeceksiniz. Bu hususta elinizden hiçbir şey gelemez, çünkü acziniz dahilî bir hastalıktır. Şirketleriniz Taylor'un ilkelerine dayanmaktadır. Daha da beteri, kafalarınız da Taylorlaşmış bulunuyor. İş idaresinin bir yanda yöneticiler, bir yanda da işçilerin bulunması demek olduğuna şaşmaz bir inancınız var; bir yanda düşünen insanlar, diğer yanda sadece çalışabilenler. Size göre iş idaresi, yöneticilerin fikirlerini pürüzsüz bir biçimde işçilerin ellerine aktarma sanatıdır. Esnekliğe ağırlık verilmeli Taylor merhalesini geride bıraktık. İş hayatının müthiş ölçüde karmaşık duruma geldiğinin farkındayız. Risk, beklenmedik şeyler ve rekabetle dolu bir ortamda ayakta kalmak çok belirsizdir... Birkaç teknokratın (en parlak zekâlı olanların bile) aklının bu meydan okumaları karşılamada tamamen yetersizleştiğini biliyoruz. Ancak bütün çalışanların akılları bir şirketin iniş çıkışlarla ve yeni ortamın gerektirdikleriyle yaşamasına imkân verebilir. Evet, biz kazanacak ve siz kaybedeceksiniz. Çünkü kafalarınızı bizim hiçbir zaman takmadığımız modası geçmiş Taylorculuklardan kurtarmayı beceremiyorsunuz." Alvin Toffler, Güçkayması başlıklı kitabında (Türkçe'ye "Yeni Şok" diye çevrildi) Konosuke'nin fikirlerine son derece yakın bir fikirler manzumesi sunuyor. Temel görüşü şu: İmalat sanayiinin ilk döneminden kalma geleneksel şirket bürokrasileri 21. yüzyıl piyasasının meydan okuma ve fırsatlarına cevap vermeye elverişli değildir. Şirketler bunun yerine, bilginin iktisadî gücün anahtarı hâline geldiği bir dünyada rekabet edebilmek için çeşitlilik ve esnekliğe ağırlık vermelidirler.
Fikredebilen üretebilir
Toffler'a göre, yeni zamanların en önemli gelişmesi küçük ve bağımsız kâr merkezi birimlerdir. "Masaüstü enformasyon gücünün ve çalışanları biribirine bağlayan bilgisayar ağlarının ortaya çıkmasıyla, tepe yöneticilerinin yüz, ikiyüz ve hatta daha fazla sayıda birimleri yönetmeleri ve o birimlere (başka türlü sahip olamayacakları) bir özerklik vermeleri imkân dahiline girmektedir. Kâr merkezleri, anne bürokrasinin rahminden alınan bebek bürokrasilerdir. Hakikaten ısmarlama üretime, uygun pazarlamaya ve hedeflenmiş iletişime doğru gideceksek, işletmelerin yeknesaklığı değişmek zorundadır. Her ölçekte, daha yüksek düzeyde çeşitlilik ve farklılaşmaya ihtiyaç vardır." Öyle anlaşılıyor ki, Toffler için alt kademelere özerklik vermek ve onları fikir üretme, uygulama ve bunların sonucundan sorumlu tutma ameliyesi bugünkü teknik şartların zorlamasıyla ortaya çıkmış bir durumdur. Oysa Japonlar'ın uyguladıkları ve Konosuke'nin sözlerinde ifadesini bulan durum, çalışanları işin başından itibaren fikretme ve imal etme sürecinin ayrılmaz parçası olarak telakki etmektir. Nitekim, Matsushita firmasında yaklaşık 93 bin çalışan 1991 yılında yönetime tam dört milyon fikir önermişlerdi! Toffler, yeni kavramlar icat etmede son derece cesur. Powershift'teki yeni kavramlardan ikisi tepeden kontrollü örgüt ve komiser örgüt. Birincisi II. Dünya Savaşı sonrasındaki Avusturya'dan mülhem, ikincisi Sovyet ordu sisteminden. Avusturya'da iki ana siyasi parti şöyle bir anlaşma yapmışlardı: Hangi parti kazanırsa kazansın, muhalefet partisinin bir temsilcisini ikinci mevkiye koyacak ve bu durum en alt kademeye kadar sürdürülecek. "Kaliforniya'daki bir Japon bankası, hiyerarşinin her kademesinde Japon ve Amerikalılar'ı sırayla yerleştirmek suretiyle bunun bir tatbikatını yapıyor. Böylece değişik kademelerden ve değişik perspektiflerden sürekli enformasyon akımı teminat altına alınıyor." Komiser örgüt ise şu: Her birimde hem siyasî görevlilere, hem askerî komutanlara ihtiyaç var. Siyasî memurlar Komünist Partisi'ne rapor veriyorlar; sistemin maksadı orduyu partiye tâbi tutmak. İş hayatında da tepe yönetimi tarafından atanan ve ayrı ayrı kanallardan yukarıya rapor vermek için tâli birimlere yerleştirilen komiserler görüyoruz. Yel olan yol bulur Toffler, bürokrasi ile sorumluluk kavramlarının zorunlu olarak beraberce anılmasına karşı. "Şirket bürokrasileri mevcut olmadan çok önceleri insanlar sorumlu tutuluyorlardı. Şövalye verilen emri yerine getirmediyse, kral onun kafasını uçuruyordu. Toplumun iş görmesi, insanların sorumlu kılınması, işlerin yapılması için bugünkü örgüt biçimleri gerekli değildi. Bürokrasi, insanları örgütlemenin neredeyse sonsuz sayıdaki yollarından sadece biridir. Geleceğin şirketinin bir Alexander Calder mobili gibi bir şey olacağına inanıyorum: İnce bir kontrol kablosu, çeşitli biçim ve renklerde aşağı doğru asılan modülleri olan hareketli bir nesne; her biri, rüzgârın yönü değiştikçe ona göre yön değiştirebilen modüller."
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |