|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Başını kuma gömerek bedenini korumaya çalışan biçareler gibi gözünü dünyaya kapayarak yaşayanların, dünyayı kavraması imkan dahilinde değildir. Türkiye'de dünyadaki gelişmeye gözünü kapayıp kulağını tıkayan, kendini aydın sayan cumhuriyetçi sayan bir kesim var. Halka tepeden bakan ve halkın iradesine saygı göstermeyi öğrenememiş sözde demokrat bir kesim. Bu kesim sözde demokrat ve cumhuriyetçi ama özde baskıcı ve buyurgan bir yapıya sahipler. Bu özelliklerini AK Parti hükümetleri zamanında çok açık bir şekilde ortaya koyuyorlar. Bu mantık sebebiyledir ki, halkın seçip görevlendirdiği hükümeti engellemeye çalışıyorlar. Çünkü halka güvenmiyorlar. Bu mantık ile muhalefet yapıyorlar ve bu mantık ile karar vazediyorlar. Perşembe akşamı 7. Uyum Paketi'yle ilgili bir tv programı seyrettim. Cumhuriyetçi ve demokrat olarak bilinen tanınmış bir yazar, MGK konusunda yapılacak değişikliklere karşı çıkarken aynen şu ifadeyi kullanıyor: "Bu hükümetin sivil alternatifi yok. Onun için MGK'nın icracı fonksiyonu muhafaza edilmelidir." Bu sözde demokrat yazar hükümeti beğenmiyor ama çözüm olarak demokratik değil baskıcı ve dayatmacı bir yöntemi teklif ediyor. Maalesef kendini cumhuriyetçi ve demokrat sayan sözde aydınlar artık milletin kendilerini iktidara getirmeyeceğini görerek millete teslim olacakları yerde milletin iradesine ipotek koymayı tercih ediyorlar. Bu sözde aydınlar çağdaş dünyadaki gelişmeleri de ellerinin tersiyle iterek Türkiye'nin özel şartlarından bahsetmeyi yeğliyorlar. Ve öte yandan bu kafayla da AB'ye girmemizin gereklerinden bahsediyorlar. Tabii bu kendine demokrat kesim Batı'nın Türkiye'ye nasıl baktığını bir türlü görmek istemiyorlar. Bu kesim Batı basınını takip ettiklerinde, Batılı'nın gözünde Türkiye'deki siyasi sistemin adının, "military democracy" yani askeri demokrasi olduğunu görecekler ama takip etmeye niyetleri yok. Batılı bir aydın ile görüşme ve tartışmaya cesaretleri de yok. Kendi içlerine kapanmışlar, bir tv mikrofunu ya da gazete köşesi tutmuşlar ahkam kesip duruyorlar. Hayır, bu kesim biz demokrasi falan anlamayız bilmeyiz deseler ortada mesele kalmayacak. Tutarlı olacaklar. Ama hem demokrasi yandaşı olup hem de demokrasiye gölge düşüren uygulamaları savununca ortada tutarlılık kalmıyor. Ben bu konuyu daha önce birçok kez yazmıştım. Askeri inkılaplardan sonra, sivil iradeyi denetleme amacına yönelik anayasal ve yasal düzenlemeler yapılmıştır. Bunlardan biri de MGK'nın işleyiş şeklidir. MGK gelişmiş demokrasilerdekinin aksine Meclis'in ve hükümetin denetleyicisi gibi işlemektedir. Bu yüzden de batıda demokrasimiz askeri demokrasi olarak adlandırılmaktadır. 7. Uyum Paketi, Türk demokrasisinin üzerindeki bu gölgeyi kaldırmayı amaçlamaktadır. Tabii bunu hemen MGK karşıtlığı olarak sunmaya çalışan uyanıklar da yok değil. Olsun, düşünce ve ifade özgürlüğü var. Herkes konuşabilmeli ve yazabilmeli. Ama mantıklı ve tutarlı olmalıdır. Kimse MGK'nın kaldırılmasını istemiş değildir. Herkes biliyor ki her ülkede değişik isimler altında ülke güvenliğiyle ilgili kurumlar var. Biz de bu kurumun gereğinden ve yaşamasından yanayız. Ama gözardı edilen taraf şu ki, hiçbir ülkede bu kurumun Meclis'in ve hükümetin üzerinde bir denetleyici misyonu yoktur. 7. Uyum Paketi'ndeki MGK Genel Sekreteri'yle ilgili düzenleme, bu kurumun daha demokratik bir yapıya kavuşmasını amaçlamaktadır. Bu kurumu ortadan kaldırmayı değil. Türkiye olağanüstü dönemleri geride bırakmış ileriye doğru koşan normal bir yönetime kavuşmuştur. Olağanüstü dönemlere ait demokrasiye gölge düşüren olağanüstü düzenlemeler olağan hale dönüştürülmek zorundadır. Bunu da AB istiyor diye değil demokratik sistemin gereği olarak yapmak zorundayız. Yoksa geçirdiğimiz olağanüstü 5 senenin ülkeyi nerelere getirdiği ortadadır. AB'ye girelim ya da girmeyelim ama demokrasi ve insan hakları konusunda çağdaş ülkelerdeki düzeyi yakalamak hatta üzerine çıkmak zorundayız. Bu yaklaşıma muhalefet edenler ya açıkça demokrasi istemediklerini deklare ederler biz de böylece gerçek düşüncelerini hep birlikte görürüz, ya da milli iradeye teslim olarak demokrasiyi hazmederler. Yahut da bugünkü söylemleriyle gülünç olmaya komik kalmaya devam ederler. Türkiye geriye değil ileriye gitmek zorunda. Kimsenin Türkiye'yi geri götürmeye hakkı yoktur.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |