|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Yazılarımı kendisine sunulan özetlerinden izlediğini söyleyen Türkiye'de en üst düzey görev yapmış kıdemli bir Amerikalı diplomat, "Bir iddian doğru" dedi ve merakla açılan gözlerime cevap olarak, "Irak'ta herşey berbat halde" dedi. Ben, içimden geçtiği halde, "Amerika'da da öyle, Amerika'da da öyle" diyemedim... Burada yaşanan çelişkilere geçmeden önce kıdemli diplomat dostumun, bana, "Komplocu yazılar yazıyorsun" diye takıldığını da bildireyim. "O eskidendi" dedim cevap olarak ve ekledim: "Gerilim romanı okuma iştahımı azalatacak kadar hayatın kendisi komplocu olmaya başladı..." Eskiden 'komplocu' diye adının çıkması birinin isminin çizilmesi için yeterli oluyordu; her köşede bir kuyu kazılan şimdilerde olayların perde gerisini araştırmayan bir zihin 'aptal' muamelesi görüyor... Amerikalılar ve Amerikan muhipleri, buraya bir ay içerisinde yaptığım iki çıkartmada elde edilen gözlemlerin muhassılasına mutlaka itiraz edeceklerdir. Olsun. Günümüz Amerikası'nın Sovyetler Birliği'nin son dönemini andırdığı bir gerçek... Aynı afra tafra, aynı rüküşlük, aynı beceriksizlik, aynı güvensizlik... THY ile New York'a varır varmaz, iç hatlarda çalışan bir Amerikan havayolu şirketine teslim olmak üzere JFK'den La Guardia Havaalanı'na koştum. Ünlü bir yazar dostla birlikte... Washington'a 18:30'da kalkması beklenen uçağımız, tam altı saatlik gecikmeyle, gece yarısından sonra havalanabildi. Uçağa bindiğimizde Washington'daki hangi havaalanına ineceğimiz belli değildi; hareket öncesi bildirdiğinden farklı bir havaalanını tercih etti iniş için pilotumuz... Yol arkadaşımın valizi çıkmadı uçaktan... Gecenin bir vaktinde indiğimiz havaalanının önünde 1 km'yi aşan taksi bekleyenler kuyruğuyla karşılaştık... İstanbul'dan New York'a çok uzun yolculukta geçen saatlere yakın bir süreyi oradan Washington'a varmak için ayırmamız gerektiği ortaya çıktı... Her yerde ve her zamanda tepkiler birbirine benziyor. Amerikalılar da eksik gediklerinin yüzlerine vurulmasından, başarısızlıklarından söz edilmesinden hoşlanmıyorlar. "Yahu, ne hale gelmişsiniz" dediklerim, "Sanki sizde durum çok mu farklı?" cevabını vermeyi yeğlediler... Fıkrayı daha önce de anlatmıştım. Amerika'nın Amerika olduğu ve teknolojik üstünlük yarışının uzayda cereyan ettiği dönemde, Washington yönetimi bir grup Sovyet yetkiliyi ülkelerine dâvet edip gezdirmiş. Ruslar gittikleri her yerde çok etkilenmişler. Ne yapsınlar? Altta kalmamak için onlar da bir grup Amerikalı yetkiliyi kendi ülkelerine dâvet etmişler. Sovyet döneminin en görkemli başarılarından biri Moskova Metrosu; heyeti oraya da götürmüşler... Sovyet mihmandar, Amerikalı konuklara, biraz önce kalkan treni göstererek, "Bizde" demiş "Her şey dakiktir. Burada sekiz dakikada bir tren kalkar sözgelimi. Saat tutun, bir sonraki trenin tam sekiz dakika sonra istasyona girdiğini göreceksiniz..." Amerikalılar merakla saatlerine bakmışlar. Sekiz dakika geçmiş, tren gelmemiş... On dakika geçmiş, tren ortada yok. Bütün Amerikalıların gözleri saatlerinde, 20 dakika geçmiş tren hâlâ görünmemiş... Rus mihmandar, büyük bir hiddetle, "Ama, siz de kızılderilileri öldürdünüz" demiş Amerikalılara... Amerika, bugün, uçaklarını vaktinde kaldıramıyor, yolcuların valizlerini kaybediyor, müşteriye muntazam taksi hizmeti sunamıyor... Washington'da, bir yerden kalkıp aynı istikamete üç kez gidin, üç ayrı şoför sizden üç farklı ücret talep edecektir. Başkentte taksimetre uygulamasını başaramıyor Amerikalılar... Küçük şeylere büyük önem verenlerdenseniz, siz de benim gibi, bugünün ABD'si ile 15 yıl öncenin Sovyetler Birliği arasında benzerlikler kurabilirsiniz... Buna karşılık, bugüne kadar hiç duyulmamış başka şeyler oluyor Amerika'da... Abdullah Gül'le aynı uçakta Washington'a gelen bir grup gazetecinin dört saati aşan bir süre sorgulanması gibi... Hürriyet ve Kanal-D muhabirleri, TRT kameramanı, akşam saatlerinde vardıkları Washington'da, ancak gece yarısından sonra otellerine ulaşabildiler... Daha önce girerken hiç sorun çıkarmamış vizelerini beğenmemiş bu defa havaalanındaki görevliler... Amerikalılar büyük bir şaşkınlık yaşıyorlar. Beraber oturduğunuzda, daha önce hiç yaşanmamış garipliklerden söz eden olunca benzer olaylar çorap söküğü gibi birbirine eklenerek anlatılıyor. Biraz üzgün, biraz mahçup bir ifadeyle... Daha önce, "Siz de 11 Eylül gibi bir olay yaşasaydınız..." diye başlayan teselli cümleleri olurdu, şimdilerde o cümleleri dinleyen de kuran da pek çıkmıyor. Bürokrasi artmış, güvenlik titizliği çılgınlık düzeyine ulaşmış görünüyor... Turgut Özal Dünya Bankası'nda çalıştığı dönemlerde çıktığı gezilerde yaşadıklarından hareketle, Fransız ve Anglo Sakson zihniyetleri arasındaki farklılığı anlatırdı. "Vaktiyle Fransa'nın sömürgesi olmuş Afrika ülkelerinden birine gidin ve 100 dolar bozdurmaya kalkın" derdi, "Bir yığın kâğıda imza atmak zorunda kalırsınız ve muamele yarım saat sürer... Buna karşılık, eski İngiliz sömürgelerinde, aynı iş birkaç dakikada biter..." Bugünün Amerikasını görseydi, rahmetli, ne diyeceğini şaşırırdı... Amerika böyle gidemez, giderse dünyaya liderlik edemez.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |