AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
TCK için hazırlık

TBMM, TCK tasarısını görüşmek üzere 14 Eylül'de olağanüstü toplantıya çağırılacak. Konu, AB yolunda önemli bir kilometre taşı niteliği kazandığı için özel bir önem taşıyor.

Yeni TCK tasarısının hazırlık macerası biliniyor. Meclis'e sunulan tasarı bir ölçüde özürlü doğduğu için, Adalet Alt Komisyonu'nda ciddi bir restorasyondan geçti. Ancak, bu restorasyon Adalet Komisyonu'nda tamamlanacağı yerde, tasarıya yeni özürler ilave edildi. Öyle ki bazı alanlarda yasa tasarısına, insan hakları ve özgürlükler açısından eskisinden daha tehlikeli maddeler girdi. Hukukçular 10'u aşkın maddede çok ciddi eleştiriler yapıyorlar.

Bunların kamuoyuna da yansıyan en çarpıcılarından birisi, kılık kıyafet düzenlemesinin kötü niyet halinde başörtüsünü de kapsamak üzere hapis cezasına maruz bırakılması şeklindeki düzenleme olmuştur ki, Ak Partili komisyon üyeleri bile ba'de harab-i Basra niteliğinde bir uyanış sergilemiştir.

Bu eleştirileri bir ölçüde sütunuma taşımak istiyorum.

Dileğim, Ak Parti grubunun, en azından kendi misyonu ile bağdaşmayan bu düzenlemeleri tashih etmesidir. Bunun için ciddi bir çalışma yapılması gerektiği açıktır. Çünkü Meclis görüşmelerinin akışı içinde sağlıklı bir çalışma yürütülemez, mesele, kişisel inisiyatiflere bırakılırsa, karambollerle, Ak Parti'nin dosyasına yazılacak tarihi yanlışlar yapılabilir.

Avukat Hüsnü Tuna, 28 Şubat sürecinde yaşanan hukuk ihlallerini birebir göğüslemeye çalışan hukukçulardan biri. İşte onun yeni TCK tasarısı ile ilgili genel değerlendirmelerinden bir kesit:

"Mecliste görüşülecek olan TCK tasarısının devleti önceleyen, bireylere karşı devleti koruma çabası gösteren bir anlayışı yansıtması bakımından totaliter bir yapıda olduğunu söylemek mecburiyetindeyiz. 8-10 aylık süreçte özgürlük anlayışı ön plana alan hukukçuların çabası dahi TCK tasarısının devletçi, totaliter yapısını değiştirememiştir. Yasalar ihtiyaca göre hazırlanması gerekirken TCK bir ihtiyacı karşılamaktan daha ziyade, Meclis'e sevkedenlere, Türk Ceza Kanunu'nu külliyen değiştirmenin 'bir reform olduğu' övüncünü yaşatma amacı taşıdığı söylenebilir.

Anlayış itibariyle 1997 yılı şartlarını taşıyan, meri Türk Ceza Kanunu'nun getirdiği cezaları ağırlaştırarak getirmesi, halen suç teşkil etmeyen bir kısım davranışları suç olarak nitelemesi, dolayısıyla mevcut yasanın daha da gerisine gidiş anlamına gelecek maddeler taşıması itibariyle geri bir anlayış taşıdığını düşünebiliriz.

"Türkiye, son on yıl içerisinde yoruma dayalı olarak mahkum edilen onlarca kişiye ve davaya tanık olmuştur. Özgürlükleri genişletme adına kaldırılan TCK.141, 142 ve 163. maddelerin sonrasında özellikle 163 maddenin yerine 312. maddenin ikame edildiğini bilmeyen yoktur. Ceza Kanunu'nda çizilen sınırları zorlayarak suç ihdas etme, ve yorum yoluyla insanları cezalandırma o kadar revaç bulmuştu ki, özgürlükleri önemseyen bir mahkeme kararına adeta hasret kalınmıştır. Yargıtay 8. Dairesi'nin birkaç gün önce verdiği bazı kararlar, bu açıdan ümit verici olarak değerlendirilmelidir.

"Kanunilik ilkesi açısından dikkate alındığı takdirde tasarı vahim sonuçlara neden olacak maddeler içermektedir. Bu tasarı, kişinin yaptığı davranış sonucu dış dünyada meydana gelen bir değişikliği, ceza vermenin koşulu sayan evrensel nitelikli ceza anlayışının aksine muhtemel faillerin aralarında varsayılan bir anlaşmayı dahi cezalandırmaktadır.

"Ceza yasaları genel ve kişi güvenliğini doğrudan etkileyen yasalardır. Ceza Yasası'nda yapılacak bir hata ya da yanlış uygulamalara imkan tanıyan bir hüküm, yüzlerce kişinin haksız yere yargılanmasına, hakim önünde ifade vermesine ve hatta ceza evine girmesine neden olabilecektir. Bir hukuk devletinin Ceza Yasası'nda, keyfi yorumlara yol açacak maddeler bulunamaz

Mevcut yasanın "Anayasal düzeni değiştirmeye yönelik eylemler"i cezalandıran 146.maddesinin evrensel standartlar açısından cezasının fazlalığı tartışılırken ve cezanın hafifletilmesi düşünülmesi gerekirken, tasarının 363. maddesi ile "..cezanın ağırlaştırılması"nın yanısıra "cebir ve şiddet kullanarak" ibaresinin yerine "cebir veya tehdit kullanarak" demek suretiyle madde kapsamının belirsizleştirilmesi - muğlaklaştırılması ve suçta kanunilik ilkesinin ortadan kaldırılması yasanın çıkarılma amacı hususunda ipuçları vermektedir. "Şiddet" unsurunun yerine "tehdit"i ikame etmenin ceza hukuku ilkeleri açısından müsbet bir anlamı olamaz. Daha da ötesi mevcut yasada "Cebir ve şiddet" kullanarak tanımlaması ile "Anayasal düzene karşı işlenen suç"un "Cebir ve şiddet"in birlikte gerçekleşmesini ararken tasarıda "cebir veya tehdit" ibaresi ile cebir olmaksızın sadece "niteliği-içeriği-unsurları-nasıllığı" belirtilmeyen "tehdit" algılamasına göre bir kişiye "ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası" vermenin vahim sonuçlarını şimdiden görmemek mümkün mü?

Kişinin cezalandırılmasında "Kasıt" asıl ve "olmazsa olmaz" bir koşuldur. TCK tasarısı, birçok maddesinde (örnek olarak 356, 363, 364, 365, 366, 367, 388, 392 vs) adeta, "kişilerin niyeti"ni cezalandırmanın bir unsuru olarak kabul etmektedir. Halbuki suç işleme düşüncesi, niyeti suç işleme kastını oluşturmaz. Dolayısıyla kişilerin düşüncesi ve niyeti ceza yargılamasına konu edilmemesi gerekir."

Diğer sorunlu maddeleri yazmaya devam edeceğim.


26 Ağustos 2004
Perşembe
 
AHMET TAŞGETİREN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED