|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Aslında bugün için niyetim, "Sendika tartışmalarından nasıl bir sonuç çıkarmalı?" başlığıyla yayınladığım iki yazıyı bir üçüncü yazı ile toparlamaktı. Çünkü henüz Kristal-İş Eğitim Müdürü Aziz Çelik'in ülkedeki "sosyal haklar" ve sendikal harekete ilişkin değerli görüşlerini özetlemeye sıra gelmemişti. Geçenlerde bir televizyon programı dolayısıyla daha yakından tanıma fırsatı bulduğum Çelik, ülkedeki sendikal hareketin işi bilgi ve fikirle götüren en iyi temsilcilerininden birisi. Neyse, kendisinden bir başka zaman ayrıca söz ederiz... Bugünkü "köşe planımı" değiştiren neden malum; 17 Aralık'a bir şey kalmadı ve bu yazı benim bu hafta, bu önemli tarihten önceki son yazım. Madem öyle bu işten ben de geri kalmayım istedim! Başbakan'ın bir Alman ve bir İngiliz gazetesine yaptığı açıklamalar dünkü Radikal'in manşetindeydi. Başbakan "AB'li Türkiye, medeniyetler arasında ahengi sağlar" diye başlayıp şöyle devam etmiş: "Tarih Avrupa'yı affetmez". Başbakan'ın bu iki gazeteye yaptığı açıklamadan bir iki bölüm daha aktaralım: "Türkiye medeniyetlerarası ahengi temin edecek katalizördür. İslam ve demokrasi kültürünü birarada yaşatan Türkiye'nin AB'de yer alması medeniyetlerin ahengini getiricektir. Bizim bu asrın projesi dememizin nedeni budur." "Müslümanlarla Hıristiyanların barış içinde bir arada yaşamayacağını söyleyenler fanatiktir. Müslümanlara nasıl yaşamaları gerektiği söylenmemelidir." Bana göre, Başbakan'ın son günlere sakladığı bu açıklamalar, Türkiye'nin AB üyeliği yolunda bugüne kadar ileri sürülen tezlerin belki de en yerinde olanıdır. Yani: Meseleyi "İstenmeyen Türkiye" gibi fazla Türkiyemerkezli bir yorumdan kurtarıp, meseleyi Avrupa'yı bekleyen muhtemel bir "suçluluk duygusu"nu hatırlatarak ortaya koymak... Başbakan Türkiye'nin üyeliği konusunda problem çıkaranlara ülkemizin bu üyeliği ne derece hakettiğini filan hatırlatmıyor; tam tersine, Avrupa'ya, atacağı yanlış bir adımın bizzat kendisini "Tarih" önünde nasıl bir sıkıntıya sokacağını hatırlatıyor. Başbakan sondan iki önceki güne sakladığı bu "tezini" oluştururken geçen gün Le Monde gazetesinde yayımlanan ve altında Fransa'nın dört önemli entellektüelinin (Edgar Morin, Alain Touraine, Jean-Christophe Rufin ve Guy Sorman) imzaları bulunan yazıdan yararlandı mı bilmiyorum. Ama şurası açık ki, Başbakan'ın "Tarih Avrupa'yı affetmez" açıklaması ile söz konusu yazının (Türkçe çevirisi için: Radikal, 12 Aralık) ruhu hemen hemen aynıdır. "Türkiye neden kabul edilmeli" başlıklı bu yazıda da, Türkiye'nin AB üyeliği Avrupa'nın (daha doğrusu yeni bir "Avrupa fikrinin") geleceği açısından değerlendiriliyordu:"Bu üyelik, Avrupa'nın küresel oyuncu rolünü sürdürebilmesi veya yeniden oluşturabilmesi, yani İslam dünyası ile, ABD'nin Ortadoğu'da yarattığına muhalif bir ilişki kurabilmesi için vazgeçilmez bir koşul." Yazıyı kaleme alanlar, Avrupa'nın böyle bir rol oynamaya soyunması halinde Türkiye'ye ne derece muhtaç olduklarını da şöyle ifade ediyorlardı: "İslam dünyasıyla ilişkilerimizde böyle bir dönüşümde, destek olarak Türkiye'den başka hiçbir ülkeye dayanamayız. Türkiye, laiklik ve İslam arasında bizzat yaşamakta olduğu uzlaşmayla, hasımların karşılıklı yıkım dışında da seçeneklerinin olduğunun canlı kanıtı." Aslına bakacak olursanız, AB'nin iki büyük ülkesi olan Fransa ve Almanya'dan gelen anket sonuçları da gösteriyor ki, Türkiye'nin AB üyeliği Avrupa kamuoyuna bu çerçevede aktarıldığı-açıklandığı takdirde, gelecekte Avrupalılar tarafından da kabul görecektir. Fransız Figaro gazetesinin haftabaşında açıkladığı araştırma sonuçlarına göre, Türkiye'nin AB üyeliğine hayır diyen Fransızların (toplam nufus içinde % 67) yüzde 39'u ve Almanların (toplam nüfus içinde % 55) yüzde 43'ü "hayır"larını Türkiye'de insan haklarına saygı gösterilmemesine dayandırıyorlar. Yani görülen o ki, eğer ülkemiz elini çabuk tutup insan haklarını korumaya yönelik düzenlemeleri zamanında yapabilseydi, bugün Avrupa'da Türkiye'nin üyeliğine "kültür ve din farkı" esasında karşı çıkan nüfusun oranı belki de çok daha aşağı seviyelerde kalacaktı. "Tarih Avrupa'yı affetmez". Esas olarak son günlere kalmış olsa da bu "tez" diğer bütün tezlerden çok daha inandırıcı ve de doğru tabii ki... Keşke "cephe"yi başından itibaren bu fikirden hareketle açsaydık... Neyse, yolumuz uzun nasıl olsa....
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |