|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
'AB Dönem Başkanlığı dedi ki..." "Avrupa Birliği"ni ya da "ABD Dönem Başkanlığı"nı (ki bu bir ülke oluyor) temsil pozisyonunda olan tek bir somut insana ya da somut kuruma atfen "doğruluğu şüpheli" haber yazmak kolay değil: O kişi ya da kurum çıkar, "ben nerede dedim bunu kardeşim" diye sorar, fena olursunuz... Ama haberinizi "AB'ye göre" ya da "AB Dönem Başkanlığı'na göre" diye yazabilirsiniz, hatta manşet bile yapabilirsiniz... Cumhuriyet'in (14 Aralık) "Ya Kıbrıs ya tarih" manşetinde olduğu gibi...
Haberde geçen "tanımaya ilişkin protokol" lafı kafanızı karıştırmasın... Bu ifadeyle, 17 Aralık'ta liderlerin önüne konacak metnin bu ay başında hazırlanan ilk taslağından beri gelen "Türkiye'nin AB ile ilişkilerini düzenleyen 1963 tarihli Ankara Antlaşması'nı AB'nin 10 yeni üyesini içerecek şekilde yenilemesi beklentisi" ifade ediliyor... Bu ifadeye Türk hükümetinin verdiği cevap ise biliniyor: Hiçbir siyasi koşul kabul etmiyoruz, bu, Türkiye'nin kırmızı çizgilerinden biridir... Son günlerde gelen bütün bilgiler, "Kıbrıs'ın tanınması"nın bir koşul olarak öne sürülmesinden vaz geçtiği yönünde... Bütün gazeteler buna ilişkin haberlerle dolu... Cumhuriyet'in manşetini önemli kılan da bu zaten: Demek hava (gene) birdenbire değişti ve AB bu konuda Türkiye'yle restleşme kararı aldı... Haberin devam bölümü de tıpkı birinci sayfa bölümü gibi son derece kesin ifadelerle kaleme alınmış... O bölümün tamamını da okuyalım: "AB müzakere tarihini Başbakan'a iletecek ve Kıbrıs için taahhüt isteyecek... ERDOĞAN'IN ZOR SEÇİMİ... Avrupa Birliği (AB), 17 Aralık'ta alınacak müzakere tarihi kararını Kıbrıs koşuluna bağladı. AB Dönem Başkanı Hollanda'nın 17 Aralık için belirlediği yönteme göre, AB liderleri 16 Aralık'ta akşam yemeğinde Türkiye için müzakere tarihini belirleyecekler. Dönem Başkanı Hollanda, belirlenecek tarihi gece yarısı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a aktaracak. Müzakere tarihine karşılık Erdoğan'dan, Rumların Kıbrıs Cumhuriyeti'ni dolaylı tanıma anlamına gelen protokole imza taahhüdü istenecek. Erdoğan bu taahhüdü verirse müzakere tarihi 17 Aralık'ta resmen açıklanacak. AB Dönem Başkanlığı'na göre, Erdoğan bu taahhüdü vermezse 'büyük sorun' yaşanacak." Size bütün haberi aktardık (aslında devamında başka şeyler da var ama "taahhüt" meselesiyle ilgili olmadığı için, o bölümleri dikkate almıyoruz)... Şimdi söyleyin: Bu haberin kaynağı nedir sizce? Metni esas alırsak, oradaki "AB Dönem Başkanlığı'na göre" ifadesinden, kaynağın doğrudan Hollanda olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Fakat haberde bu yöndeki açıklamayı kimin yaptığına dair bir ibare yok. Zaten böyle somut bir açıklama yapılmış olsaydı, bu kadar önemli bir habere başka gazeteler de ilgi gösterirdi. "Avrupa Birliği"ni ya da "ABD Dönem Başkanlığı"nı (ki bu bir ülke oluyor) temsil pozisyonunda olan tek bir somut insana ya da somut kuruma atfen "doğruluğu şüpheli" haber yazmak kolay değil: O kişi ya da kurum çıkar, "ben nerede dedim bunu kardeşim" diye sorar, fena olursunuz... Ama haberinizi "AB'ye göre" ya da "AB Dönem Başkanlığı'na göre" diye yazabilirsiniz, hatta manşet bile yapabilirsiniz... Bize sorarsanız, tipik bir dezenformasyon bu... 17 Aralık öncesinde kamuoyu hissiyatını belirli bir yöne çevirmeyi amaçlayan, Türkiye kaynaklı, gazetenin "gönüllü" olduğu bir dezenformasyon... "Gönüllü"; yani gazeteci de biliyor kendisine iletilen bilginin doğru olmayabileceğini, ama yaratacağı etkiyi "siyaseten" onayladığı için "yanlış da olsa, koyver gitsin" kabilinden yazılmış bir haber... (A.G.)
Kürt bildirisi, 'liberal' yazarlar, Gündüz Aktan
Gündüz Aktan'ın (Radikal, 14 Aralık) "İlanlı tartışma" başlıklı yızısından: "Liberal köşe yazarları ilanın içeriğinden çok ifade özgürlüğü üzerinde durdular. Onlar için hayatın kendisi özgürlüklere sahip olmaktan ibaretti. O özgürlüklerin hangi amaçla kullanıldığı, hangi çıkarlara hizmet ettiği, hangi sorunları yarattığı, bu sorunların çözümlenmesine veya çözümsüzleşmesine nasıl katkıda bulunduğu önemli değildi. Esasen bütün entelektüel enerjilerini özgürlüklerin genişletilmesi gibi pek de karışık olmayan talepler yaparak tükettiklerinden, sorunlara eğilecek güçleri de kalmamıştı.Onlar için toplumun özgürleşen hayatını temaşa etmenin keyfi yeterliydi. Özgürlükler sorunları kendiliğinden çözeceğinden, kimsenin özel gayretine de ihtiyaç yoktu." Gündüz Aktan, şu tür ifadeleri eleştiriyordu yazısında: "(...) Ama bir de o metnin gördüğü tepkiye bakın... Bazı köşe yazarlarının ve siyasetçilerin her beğenmedikleri fikri savunanı 'Vatan haini' olarak damgalamasına alıştık artık. Benim için şaşırtıcı olan, yaygın basından yok denecek kadar az sayıda kişinin 'Ben bu fikirlere katılmıyorum ama bu da sonuçta ifade özgürlüğünün kullanımıdır' diyerek değerlendirmiş olmasıydı." (İsmet Berkan, Radikal, 14 Aralık) "(...) Son Leyla Zana ilanına gösterilen tepkiyi düşünün. Bunca deneyden sonra bu ilanı, 'bir siyasi görüş beyanı' biçiminde karşılayabiliyor muyuz?" (Mehmet Barlas, Sabah, 13 Aralık) "(...) Ama metnin altındaki imzalara bir bakın. Bu konuyu aklı başında bir biçimde onlarla konuşamayacak, tartışamayacaksak, kiminle konuşacağız? 'Tanrım bize başka Kürtler yarat!' mı diyeceğiz? Ama şu iki gün içinde, medyanın yaratmayı başardığı ideolojik atmosferde, bunların 'Türkiye düşmanı', 'ayrılıkçı', daha her neyse, en azından 'oyuna getirilmiş' ve dolayısıyla 'güvenilmez' kişiler olduğu izlenimi verildi, yayıldı." (Murat Belge, Radikal, 12 Aralık) "Liberal" yazarlar nasılsa kendilerini savunur, ama söylemeden geçemeyeceğiz: Aktan'ın "sorunlar onları ilgilendirmiyor, bu konuda laf söyleyecek enerjileri yok" mealli eleştirisi bize hiç mi hiç haklı gelmedi. Aktan, olan biteni "ifade özgürlüğü çerçevesinde görmeyi içine sindiremediği" ve bunu da açıkça ifade edemediği için böyle bir yola başvurmuş gibi geldi bize... (A.G.)
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |