|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Avrupa bugünlerde, Türkiye'nin üyeliği bağlamında Müslümanları nasıl hazmedeceğini tartışıyor. 17 Aralık için hazırlanan rapor taslaklarında yer alan bütün "kılçıklı" maddelerin aslında hiçbir önemi yok. Esas, Avrupa'nın kültürel kodlarında yaşanan kanlı çatışmalar, kültürel kimlik, yani Müslümanlık üzerinde cereyan ediyor. 'Kıbrıs şartı"ymış, 'ucu açıklık' sorunuymuş, bunların hepsi hikaye... Avrupa henüz, şu anda içinde yaşamakta olan milyonlarca Müslüman'ın hakları, özgürlükleri, en önemlisi de "kimlikleri" konusunda modern ve demokratik bir berraklığa ulaşmış değil. Açıkçası, kendi halklarına tanıdığı hakları, özgürlükleri Müslümanlara da tanıyıp tanımamaya karar verebilmiş değil. Kendi içinde böylesine bir çaresizliği ve utancı yaşarken, şimdi 70 milyonluk Müslüman bir Türkiye kapısına dayanmış "tam üyelik" hakkı istiyor. Artık çok iyi anlıyoruz ki, Avrupa 'Müslümanlar geliyor' diye korkuyor. Çünkü onların geleneğinde, Müslümanların, Hristiyanların, Musevilerin birlikte yaşadığı evrensel "dinler bahçesi"ne yer yok. Onlar engizisyon kültüründen geliyorlar. Osmanlı'da Rumlar, Ermeniler, Süryaniler, Dürziler, Kıptiler, Yahudiler yanyana yaşar, herkes kendi dilini ve kültürünü özgürce yaşar, bundan ne devlet ne de Müslüman ahali rahatsız olurdu. Kimse de, 'bunlar Osmanlılaşmıyor' diye saçma sapan duygulara kapılmazdı. Oysa 'sömürgeci' bir kültürün çocukları olan Batılılar, bayraklarını diktikleri bütün topraklarda emperyalist bir anlayışla davranmışlar, herkesi kendileri gibi düşünmeye, kendileri gibi davranmaya, kendileri gibi giyinmeye zorlamışlardır. Sömürgeleştirdikleri bütün coğrafyalarda, kültürel asimilasyonda başarılı olamadıkları zamanlarda ise 'demokrasi'yi unutup, kelimenin tam anlamıyla faşizmi hakim kılmışlardır. Yani demokrasiyi bile faşistleştirmekten çekinmemişlerdir. Evet Avrupa'nın korkularını anlıyoruz, çünkü kapılarında rengarenk kültürler coğrafyasından gelen başka bir medeniyetin çocukları var. Kapılarını, yeni renklere ve güneşe açmaktan korkuyorlar. Koyu bir engizisyon anlayışıyla yükselen kasvetli duvarlarının arkasından çıkıp, gökkuşağının yeni renkleriyle buluşmaktan korkuyorlar. Avrupa'da, Türkiye'ye hâlâ dudak büken çevrelerin endişeleri ve itirazları, 'anti-demokratik' uygulamalarla ve özgürlüklerle ilgili olsa bunu anlamak mümkün. Hatta, AB uyumu konusunda yasal düzenlemelerin tamamlandığını, ancak uygulamaların yeterli olmadığını söylerlerse bunu da anlayabiliriz. Şu anda Avrupa'da Türkiye'nin "Kopenhag Kriterleri"ni tamamlayıp tamamlamadığı değil, 'Müslüman kimliği' tartışılıyor. Mesela Avrupa Parlamentosu Hıristiyan Demokrat Grup Başkanı Hans-Gert Pottering, Türkiye'nin üyeliği halinde AB'nin doğasının ve kimliğinin değişeceğini iddia ediyor. Bizim de başından beri söylemeye çalıştığımız, Avrupa'nın en kırılgan noktası bu. Çok açık bir şekilde Avrupa, Hristiyan köklerine dönmekle 'modern Avrupa' arasında gidip geliyor. Yani ciddi ciddi bir "Hıristiyan kulübü" olmayı tartışıyor. İşte Avrupa, 17 Aralık'ta vereceği kararla, ya kendi içinde küçülerek bir "Hıristiyan kulübü" olacak, ya da Türkiye'ye kapılarını açarak AB'nin bir "medeniyet projesi" olduğunu kanıtlayacak.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |