AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
Oh be!

Henüz zirve sonuçlanmış ve karar çıkmış değil, ama ben, "Oh be!" diyorum, Türkiye'ye kapılar açılsa da, kapansa da, böyle deme noktasında olduğumuzu düşünüyorum.

Bakın, Fransa Cumhurbaşkanı Chirac "Türkler gururlu millettir, onlara imtiyazlı ortaklığı kabul ettiremeyiz" diyor. Onurlu bir duruşun prim yaptığını, ya da değerlendirmenin onurlu duruş noktasına gelip dayandığını görüyoruz.

Bakın, Başbakan Erdoğan yola çıkmadan önce neler söylüyor:

"-Aslında AB sınavda.

-Türkiye müzakereye başlamaya hazırdır. Ama arzu etmediğimiz bir kararla karşılaşırsak o zaman diyeceğim şu olur: Siz hazır değilsiniz. AB'nin hazır olmadığını görürsem bunu söyler ve masaya oturmam.

-Ucu açık ne demek? Tam üyelik hedefinden sapılacaksa o zaman ben bu masaya niye oturuyorum?

-Deniliyor ki, Türkiye AB'ye demir atsın. AB yörüngesinde kalsın, ama üye olmasın. Böyle şey olur mu? Bunu söylemeye ve istemeye ne hakkınız var? Buna siz nasıl karar veriyorsunuz? Üyelik söz konusu değilse ne yapacağımıza biz karar veririz.

-Türkiye büyük ekonomik potansiyel ve imkanlar taşıyor. Türkiye seçeneği ve imkanları çok geniş olan bir ülke. Bunu Avrupa'nın da görmesi lazım.

-Biz AB desteğiyle ayakta duran bir ülke değiliz. Kendi çabalarımızla, kendi çalışmalarımızla bugünlere geldik.

-Biz dürüstlük bekliyoruz. Eğer ek şartlara evet dersek o zaman Türkiye, Türkiye olmaz. Her şeye evet diyecek halimiz yok." (Fikret Bila'nın haberi, Milliyet, 16 aralık 2004)

Bu sözlerin tercümesi açık:

-Dayatmayı kabul etmeyiz. Bizi onursuzlaştıramazsınız. Burnu sürtülecek bir ülke değiliz. Biz Türkiyeyiz.

AB ile elele tutuşmayı işte böyle yapmak gerekiyor.

"Medeniyetler buluşması"ndan bahsetmek ve bir uygarlığın temsilcisi olarak masaya oturmak demek, bu demek.

-Ben Avrupa'dan bazı şeyler alacağım, ama ona da çok şey katacağım, iradesinin yansıması bu.

-Bu kendine güven duygusunun ifadesi...

Türkiye Avrupa ile ilişkilerde yola bu özgüvenle mi çıkmıştı, bu tartışılabilir belki ama, bugün, hem de son kararın verileceği gün bu noktaya gelmiş olması çok önemli.

Çok önemli, çünkü Avrupa ile pazarlıkta bu, prim yapıyor.

Herkes, şimdi "Türkiyeli Avrupa"yı terazinin bir kefesine, "Türkiyesiz Avrupa"yı diğer kefesine koyup bakacak olaya...

Türkiye'ye karşı en rezervli duran Chirac, zihninde yapageldiği, ancak pazarlık marjları sebebiyle ortaya koymadığı stratejik değerlendirmeyi nihayet dünyaya açıklama ihtiyacı hissediyor:

"Avrupa, Çin'e ve Hindistan'a karşı küçük kalıyor. Türkiye ile birlikte güçleniriz. Eğer Türkiye'yi reddedersek büyük istikrarsızlık ve güvenlik sorunu çıkar."

Hiç kimse hiç kimse ile kara kaşı, kara gözü için ilişki kurmuyor.

Evet, Türkiye büyük ülke...
Büyük bir dünyanın mensubu...
Büyük bir kültürün mirasçıcı...

Bu alanlarda çok kafa karışıklığı yaşadık ve maalesef, kendi iç yapımızda sancılara, dış ilişkilerde soyutlanmalara yol açtık. Ama her şey bitmedi. Zihnimizi yeniden toparladığımızda ve bunu siyasete yansıttığımızda, Türkiye güçlerini yeniden toparlayabilir. Kendini "çok kültürlülük" projesi olarak sunan Avrupa Birliği, belki de, bu işi nasıl başaracağını Türkiye'nin geçmişinden, yani Osmanlı'dan modeller alarak gerçekleştirecek. Bakmayın şimdilerde Türkiye'nin "Müslüman veya gayrı müslim azınlık" sancıları içine sürüklenmeye çalışılmasına... Tarihten bu yana çok kültürlülüğü bozma işinin içinde de ne yazık ki Avrupa'nın fesatları rol aldı.

Avrupa parlamentosu Başkanı Joseph Borrel, "Türkiye'den neden korkuyoruz?" sorusunu cevaplarken "Çünkü yeterince tanımıyoruz" dedi. Bu, en masumane gerekçe. Bir de "Türkiye korkusu"nun sömürülmesi boyutu var. Belli ki Avrupa Türkiye'ye masumane yaklaşırsa, Türkiye'den istifade edecek.

Bir sembolik olay var. Bombalı saldırıda hayatını kaybeden İngiltere Başkonsolosu Roger Short'un eşi Victoria Short, ülkesine dönmemiş ve bundan böyle hayatını Türkiye'de sürdürmeye karar vermiş. Ve AB üyeliği konusunda şunları söylemiş:

"Umarım bu üyelik Türkiye'yi değiştirmez. Bu ülkenin şu an olduğu gibi kalmasını istiyorum. Çünkü Türkiye'yi böyle seviyorum. Buradaki hayatı, insanların şu anki halini, toplumu seviyorum. Umarım Türkiye, AB'ye üye olmakla kendi değerlerini kaybetmez." (Pınar Aktaş'ın haberi, Milliyet, 16 aralık 2004)

İşte böyle, bazen içimizdeki şıp sevdilerin burun kıvırdığı dünyamız, özendiğimiz dünyalar için özlem haline gelebiliyor. Şu söylenebilir ki, Türkiye kafa karışıklıklarından kurtuldukça ve özgüveni arttıkça, dünyadaki ağırlığının da arttığını görecek.

Onun için, AB karşısındaki onurlu duruşu "Oh be!" diye selamlamak istiyorum. Dilerim bu sonuna kadar böyle gider.


17 Aralık 2004
Cuma
 
AHMET TAŞGETİREN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED