|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Denetlenemeyen imaj sorunumuz devam ediyor. Denetlenemeyen imajlar ile ilgili olarak kaleme aldığımız her yazı oryantalist bakış açısını sindirmemize yardımcı oluyor. Geçen hafta İngiltere'de İbrahim Tatlıses Asena kavgasının imajımızı bozduğuna dair bir yazı yayınlandı. Yazının, ciddiyeti ile tanınan The Times da yer almış olması denetlenemeyen imaj meselesini nerelere kadar götürebileceğimizin göstergesi ve aynı zamanda garantisi. Biz ifadesini kullanmamın sebebi, yazıyı kaleme alanın adının Suna Erdem olması.Yani bir Türk ve kadın. İbrahim Tatlıses ile dansöz Asena'nın ilişkilerinin uzun uzun anlatılan bir yazıya yer verilmiş olması bu "hikayenin" İngiliz okuyucuları ziyadesiyle ilgilendirdiğinin bir göstergesi mi? Ya da İbrahim Tatlıses'in kişiliğinde Avrupalılığın önünde engel olarak duran Türk/Kürt erkeği imajı mı? Yazının türkücünün bedensel özelliklerinden yola çıkarak kaleme alınması oryantalist bakışı bütün çıplaklığı ile ortaya koyuyor: "Tam bir Türk erkeği.Öfkeli ifadesi,gür saçları,olmazsa olmaz bıyığı var." Bu ifade, Avrupalı olamayacak bedeni tasvir etmeye yönelik. Gür saçlar ve bıyıklar 18. yüzyıl seyyahlarının ifadelerini andırıyor, ki onlar farklılığı daha ziyade kadın bedeni üzerinden vermeyi tercih etmişlerdi. Bu ifadelerin şimdi yeniden AB sürecinde "bekliyor olmayı" izah eden cümleler olarak kurulması dikkat çekici:"Tatlıses'in öyküsü AB adayı ülkesinin tam da bugünlerde manşetlere çıkmasını istemeyecek türden bir öykü. Türkiye'de çok az kişi Tatlıses'in terörüne açıkça destek verse de maçoluğun hüküm sürdüğü bir ülkede şiddet yanlısı tavır özelde destek görür" konulu yazının yanı sıra Asena'nın avukatının görüşü de ilave edilmiş: "Tatlıses bu ülkenin gelişmesi yönünde engel" diyerek bireysel bir hikayeden milli bir facia tasvir etmeye kalkıyor avukat. The Tımes'da yayınlanan yazı ve genel olarak Türk aydınlarının kullandığı jargon, AB üyesi ülkelerinin bireylerinin ne kadar güzel, zarif, seçkin bakımlı, görgülü bilgili olduklarını ifadelendirmeye yönelik. Onlar ve biz ayrımında biz ilkel olanı temsil ediyoruz yorulmadan. İlk defa Fransa topraklarına ayak basan 28 Mehmet Çelebi Paris'in ışıltılı sokaklarına, goblen tezgahlarına, temizliğine özenmişti. Şimdi şehrindeki insanlara özeniyoruz.Tatlıses -Asena skandalı yerine Becham çiftinin skandalına taraftar olmak istiyoruz. Tımes'da yazının yayınlandığı hafta Başbakan'ın AB süreci ile ilgili bilgiler verdiği programı 615bin kişi seyretti. Megolaman kayınvalide'nin katıldığı program ise 6,5 milyon kişi . Sütudyonun bulunduğu semtteki "vatandaşlar" evden gelen seslerden rahatsız oldukları için imza toplamaya karar vermişler. İmzayı şöyle toplamaları gerekiyor."Semra hanım gibiler AB sürecinde kaynana imajımızı olumsuz yönde etkiliyor. Semra hanım gibiler oldukça biz Avrupalı olamayız ve dolayısıyla bizi AB'ye almazlar." Oysa Semra Hanım ya da rayting rekorları kıracak öteki kahramanlar temsili olarak "bizi" en şedit biçimde ifade ettiği için seçiliyor program yapımcıları tarafından. Biz "temsili" olarak da kendimizi en hırçın, kavgacı, laftan sözden anlamayan dediğim dedik öttürdüğüm düdük tasviri içinde algılayabiliyoruz ancak. Adeta Mili piyango çekilişi heyacanıyla geçen 17 Aralık geriye sayım süreci içinde, herkes "AB yi girme zamanı" konulu komposizyonlar icra etti. Öğretmenler dersin son on beş dakikasın ayırdı. Paneller, konferanslar İnşallah haftaya girmiş oluruz diye bitti. Esnaf hele bir 17 Aralık'ı atlatalım diye pazarlık etmez oldu. Gazeteler de 17 Aralık etkinlikleri düzenledi en artistik olanından. Mesela yazarından ressamına, sunucusuna kadar kamuyounun tanıdığı isimlere sizin kriterleriniz ne olurdu diye soruldu. Çok enterasan cevaplar var. Ama benim açımdan en ilginç olanı Tuna Kiremitçi'nin siyah saçlı kadınların güzelim saçlarını sarıya boyatmasının önüne geçilmesi kriteri. Ünlülerin koymuş olduğu kriterlerin tamamına yakını bireysel tercihleri "kendi zevk ve görgüleri" doğrultusunda değiştirmeye yönelik. Toplumsal iyileştirme önerileri ise klişe cümlelerden ibaret. AB'ye girmek ya da girmemek değil mesele. Esas mesele bir toplum kendisine nasıl bu kadar oryantalistçe bakabilir, kendisine, kendisi olarak bakmaktan vazgeçerek el alem bize ne der paranoyası içine düşebilir!!!
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |