|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
BRÜKSEL- Hayır, hiçbir karar ülkeler için 'dünyanın sonu' anlamına gelmez. Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) ile müzakereleri başlatma öncesi pazarlıklar, biraz da bizim tartışma tarzımızın garipliği yüzünden, "Ya herrü, ya merrü" biçiminde algılandı. AB kapısından döndürülen Türkiye, tabii eğer zirveden böyle beklenmedik bir sonuç çıkarsa, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın dün bir kez daha yinelediği üzere, yeni bir durum değerlendirmesi yaparak yoluna devam eder... Her pazarlıkta iki muhtemel sonuç vardır: Ya başarıyla sonuçlanır pazarlık ya da başarısızlıkla... Başarıyla sonuçlanırsa ne âlâ, ama başarısızlıkla sonuçlanan pazarlık da bir işe yarar. Önemli olan, pazarlığı yanlış inatlar yüzünden ve sonradan pişman olacak biçimde sarpa sardırmamaktır... Türkiye'nin AB Zirvesi'nin toplandığı bugüne kadar sürdürdüğü tutumunda anlaşılmayacak bir yön yok: Daha önce aynı yoldan geçmişlere uygulanan şartlara râzı Türkiye, hatta kendi özel durumunun farkında olduğu için, biraz kısıtlayıcı şartlara da ses çıkartmıyor; ancak düpedüz haksızlığa uğramaya ve 'ortaklık' kavramıyla bağdaşmayan muameleye mâruz bırakılmaya da izin vermiyor. İzin verdiğini düşünelim: Göz göre göre aldatılmış birinin girdiği ortaklıkta kendini rahat ve huzur içinde hissetmesi mümkün müdür? Rahatı kaçmış, huzura muhtaç biri diğer ortakların da hayatını karartır... Bu pazarlıkta tarafların durumlarının eleştirel gözle değerlendirilmesi gerekiyor. Sözgelimi, Kıbrıs'ın, Türkiye ile müzakerelerin başlatılması için resmen tanınmayı talep etmesi anlamsız bir 'şart'; anlamsızlığı, Türkiye'nin sürecin bir yerinde bunu zaten yapacak olmasından... Peki Rumlar bunu niye şimdi talep etmekteler? Bunun cevabı belli: Türkiye'nin üyeliğinin önünü kesmek için... Pazarlık gibi görünen, hiç değilse Rumlar açısından, ilişkinin kesilmesinin bir bahanesi... O zaman Türkiye'nin kabul etmeyeceğini ısrarla açıkladığı diğer iki konuya da aynı gözle yaklaşabiliriz. Türkiye müzakerelerin 'açık uçlu' olacağını biliyor, ancak bunu karar metnine yazanların orada durmayıp sürecin sonunda 'farklı statü' düşünüldüğünü baştan açık etmelerinin iyi niyetle bağdaştırılması mümkün değil. 'Pazarlık' dediğin belli bir hedefi elde etmek için yapılır; belirlenmiş olandan farklı bir hedefin pazarlık içine sokulması işin rengini değiştiriyor... Aynı durum, 'işgücünün serbest dolaşımı' konusunda da görülüyor. AB'nin kendi işsizlik sorunları var ve 70 milyonluk bir ülkenin insanlarını ucuz işgücü olarak pazarın içine sokmak istemiyor. Bu anlaşılır bir talep. Ancak, bunu, daha önce hiçbir aday için düşünmediği bir keskinlikte 'sürekli' bir şart haline sokması hiç anlaşılmıyor. Yıl olarak süre verilebilir, ya da hakkın kullanımı bazı vâdelere bağlanır ve işgücünün serbest dolaşımı böylece kısıtlanır. Kendi hukukuna ve kuruluş felsefesine aykırı olduğu halde, AB'nin serbest dolaşımı sürekli kısıtlamak istemesi, Türkiye'yi 'özel statü' ile dâvet anlamına gelir... "Kıbrıs'ı hemen tanı", "Eşit ortak olarak kabul etmesem de benim yörüngemden ayrılamazsın" ve "Diğerlerinden farkını kabul et" şartlarıyla ortaklık pazarlığı yapılır mı? Yapıldığı taktirde buna pazarlık denir mi? Dense bile, böyle bir pazarlık sonucunda kurulan ortaklık ilişkisinden hayır umulur mu? Pazarlık sürecinin başından beri, Türkiye, hep meşru ve haklı taleplerle çıktı AB'nin karşısına; elini açık oynadı, nereye kadar müsamahalı davranacağını, hangi noktaların kırılma getireceğini en baştan belirledi ve ilân etti. Diyelim beklenmeyen oldu ve pazarlık bu noktada kesildi; kimse Türkiye adına bu pazarlığı yürütenleri suçlayabilir mi? Bu, son raundu oynanan oyunun Türkiye'den görüntüsü; aynı oyun başka tribünlerden daha değişik görülebilir elbette. Ancak, hiçbir oyun, gâlibi/mağlubu en başından ilân edilerek başlatılmaz. Türkiye, o üç konuda da "Evet" dese bile, karşılaştığı kötü niyet, ortaklığın devamına engeldir... "Onlar ortak, biz pazar" sloganları atanlar, devran değişti ve bugün AB taraftarı oldu; ancak Türkiye'yi "Hayır" demeye zorlarsa, AB'nin kendisinin o eski sloganı haklı çıkartmasına ne diyeceğiz?
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |