|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
ABD'nin sözümona ünlü adalet teorisyenlerinden John Rawls, bakınız adalet'in sınırları hakkında ne buyuruyorlar: - "Araştırmamızı demokratik bir toplumda özgürlük ve eşitlik arasındaki apaçık çatışmaya odaklanmış görmenin sonucu şudur: tikel toplumsal ve tarihsel koşullarına bakmaksızın tüm toplumlar için uygun bir adalet konsepsiyonu bulmaya çalışmıyoruz. Kendimize ve geleceğimize bakıyor ve, haydi söyleyelim, Bağımsızlık Bildirgesi'nden bu yana süren tartışmalarımız üzerine düşünüyoruz. Politika felsefesinin amacı, kendini demokratik bir toplumun kamusal kültüründe sunduğu zaman, ortak duyuda zaten gizli olduğu düşünülen paylaşılan nosyonları ve ilkeleri ifade etmek ve açık kılmaktır." Rawls üzerine çalışmış bir araştırmacı ise yukarıdaki satırları şöyle açımlıyor: - "Evet, Rawls, artık evrensel düzeyde değil, daha sınırlı bir toplumsal düzeyde uzlaşımı sağlayacak adalet ilkeleri aramaktadır. Büyük harfli Adalet'i değil, "bizim için" âdil olanı aramaktadır: "bizim için", yani "Amerikan toplumu için" adaletin ilkelerini aramaktadır." Robotların robotlar için aradığı adaletin adı: liberal ahlâk! İnsan hakkında, insanın özü hakkında düşünme-özürlüler adalet'ten değil, adaletlerden söz edebiliyorlar ancak. Doğru yok, doğrular var, adalet yok, adaletler var; hakikat yok, hakikatler var; zira kendi insanı için doğru olanı, kendi insanı için âdil olanı, kendi insanı için hakikat olanı arayanlar var. İnsan'ı değil, bazı insanlar için, yani sadece kendi insanları hakkında adalet'i arayanlar, kendi insanlarının tamamı için mi adaleti arıyorlar? Aslâ! "Kendi insanları" da kim? Ne yazık ki daha ilk adımda kendi insanları da bir 'bütünlük' haline geliveriyor ve ister istemez bu bütünlüğün de yeniden çözümlenmesi gerekiyor. Yönetenler-yönetilenler şeklinde mi? Niçin olmasın, bu bütünlüğü bir kez daha unsurlarına ayırmak, evet niçin mümkün olmasın? Zenginler-yoksullar veyahut beyazlar-siyahlar şeklinde mi? Adalet ancak 'biz' ölçeğinde düşünülebildiğine göre, bu da mümkün! İnsan ölçeğinde adalet'i temellendiremeyen zihin yapısını, şu malum 'biz'in sınırlarını daha da küçültmekten alıkoyacak olan da nedir?! Batı'nın, 'insan'ı düşünmekten 'kendi insanı' adına vazgeçmesi, 'kendi insanı' üzerine düşünmekten vazgeçmesi kadar eski. "İnsan Hakları"ymış. Ne insanı?! Batı düşüncesinin insan'dan anladığı 'insan' değil, sadece "bazı insanlar". Üstelik "bazı insanlar"dan anladığı da ne ilginçtir ki bir bütün olarak "kendi insanı" değil, yine "kendi insanı" içinde yer alan "bazı insanlar". (Dilerseniz bu küçültme oyununu sürdürün ve insan'ın nasıl da bu süreçte yavaş yavaş buharlaşıp yok olduğunu kendiniz görün.) Kapitalizmin meşruiyet kazandırdığı modern bilim ve teknoloji, sadece doğa'ya değil, insan'a rağmen varoldu. Bu gayr-ı insanî güç, sadece doğa'yla savaşmayı, doğa'yı kendine boyun eğdirmeyi, doğa'yı esir almayı amaçlamıyor, aynı zamanda insan'la da, insan'a özgü değerlerle de savaşıyor. Bakarsanız görürsünüz: Felluce'de insanlar insanlarla savaşmıyor. Elindeki konvansiyonel cihazlarla İNSAN'a saldıran ABD'li robotlar birer makine yığınından ibaret. Doğa'yı da, insan'ı da teslim almış bir hegomanya karşısındayız. Modern bilim ve teknolojinin mümkün kıldığı bu robotlar ordusunu durduracak insanî imkânlar ne yazık ki çaresiz durumda. Bu bakımdan yenilen "bazı insanlar" değil, kelimenin tam anlamıyla İNSAN! Adalet, merhamet ve şefkat insana özgü sıfatlar... Adalet, ne denli zalim olursa olsun yine de insan'dan beklenebilir. Zalimin dahi zulmünden vazgeçebileceği, merhamete geleceği umulabilir. Haddi aşmak insan içindir; haddini bilmek de öyle. Peki ya "Ben sadece işimi yapıyorum" diyen robotlar ve makinelerden adalet ve merhamet beklenebilir mi? İnsan'ın sesi kısılmış durumda. Çünkü muhatabı 'insan' değil; insan'ın dilinden anlamayan insan kılığında âdeta bir makine yığını, bir robot sürüsü! Rawls gibi sözümona adalet teorisyenleri "kendi halkları" için dahi geçerli olabilecek bir adaletin peşinde değiller. Aksine robotların egemenliğine, makinelerin istilasına bahane üretmekle meşguller. Hz. İnsan'ı yenmek için enerjiye ve güce ihtiyaçları var; daha çok enerji, daha çok kuvvet istiyorlar. Evet, bütün istedikleri insanlarla paylaşmayacakları kadar büyük bir güce sahip olmak! Yok olmak tehlikesiyle karşı karşıya olan insan türü, bu robot ve makine yığınına karşı hangi çareye başvuracak? Ya robotlaşıp bir makine sürüsü haline gelmeyi kabul edecek veya özünü sürdürmekte direnip ne pahasına olursa olsun insan kalmakta ısrar edecek; adalet'e güvenecek, merhamet ve şefkatin yegâne gıdası olduğunu bilecek! Öyle ki yenilmekten korkmayacak, belki yenilecek, hatta daha iyi yenilecek ve fakat her hâlukârda insan gibi yenilecek! Matrix'te soyuna ihanet eden bir insan müsveddesi utanmadan "Cehalet erdemdir!" diyordu; VE ne yazık ki utanma duygusunun sadece insan türüne özgü olduğunu bilmiyordu. İnsanlık göz göre göre yok olurken tek tek utanmak yetmez, geriye kalanlar toplanıp hep birlikte utanmalı. Değil mi ya, bugün insana insan olduğunu hatırlatacak ne kaldı utanma duygusundan gayrı?
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |