AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

K R O N İ K  M E D Y A
Tarihi gelişmeyi nasıl sundular?

Hiçbir gazetenin, önüne başka bir haberi geçirmeyi aklından bile geçirmeyeceği o nadir olaylardan birini daha yaşadık: Avrupa Birliği (AB) ile Türkiye arasında imzalanan "tam üyelik müzakerelerinin başlaması anlaşması", dün (18 Aralık) istisnasız bütün gazetelerin manşetindeydi. Hatta çoğu gazete, editoryal tercihini, "birinci sayfaya başka haber almama" biçiminde yapmıştı. Böyle bir günde biz de sayfamızın tümünü bu olaya ayırmayı ve Türk gazetelerinin bu tarihi olayı nasıl sunduklarını size aktarmayı doğru bulduk. Aşağıda, gazetelerin manşetlerini ve kimi köşe yazarlarından, yazılarının özünü yansıttığını düşündüğümüz kısa alıntılar okuyacaksınız. Bu kez araya hiç girmedik, sadece aktardık. "Yeni Şafak niye yok" diye sormayın, onu zaten okudunuz...

Hürriyet: Başardık

"MÜZAKERE BAŞLIYOR... Türkiye, AB ile müzakere tarihini aldı; 3 Ekim 2005. Kıran kırana pazarlıkta istediğimiz her şeyi alamadık ama istedikleri her şeyi de vermedik. Bu sonucu Başbakan özetledi: Başardık.

Oktay Ekşi: Bu bir "buruk" zafer... Ama yine de zafer. Çünkü meselenin özü yani Türkiye'nin Avrupa Birliği ile "tam üyelik" amaçlı müzakerelere başlayacağı tarih belli oldu.

Ertuğrul Özkök: Türkiye'nin aldığı karar, sadece kendini değil, aynı zamanda hem İslam hem Hıristiyan âleminin geleceğini belirleyecek önemdedir. Türkiye'de bazı kesimler bu kararı hükümete karşı kullanmaya çalışacaklardır. Siyasette bunu normal karşılamak lazım. Ama yukarıda da belirttiğim gibi, Erdoğan ve Gül, tarih önündeki savunmayı kazanmışlardır. Torunlarımız onların hakkını bizden daha çok vereceklerdir. Tıpkı bugün rahmetli Özal'a verdikleri gibi..."

Emin Çölaşan: Dün akşam Tayyip Erdoğan bile basın toplantısında "Mesafe aldık; ama henüz kazanmadık" demek zorunda kaldı. Bunca yalvarma sonunda AB karşısında bu durumdayız. Kırmızı çizgiler çiğnendi! Gelecekte neler olacağını, nasıl rencide edileceğimizi göreceğiz, bu "ucu açık, sonu belli olmayan süreci" hep birlikte yaşayacağız. Eğer bu koşullarda tarih almak bir zaferse, bayramsa, dünkü 17 Aralık tarihi kutlu olsun!

Sabah: Avrupa ihtilali

"AB'YE ONURLU VE BÜYÜK ADIM... Sabah, 3 Kasım 2002 seçimlerinin sonucunu 'Anadolu İhtilali' başlığıyla duyurmuştu. 17 Aralık'ın adını da Sabah koyuyor. Dün Anadolu ile İstanbul'u, bugün Batı ve Doğu'yu buluşturan Tayyip Erdoğan'ın hakkını teslim ederek...

Ergun Babahan: 1800'lerde başlayan, Atatürk Devrimleri ile hız kazanan "çağdaş uygarlık" mücadelemiz yeni bir ivme kazanıyor. Önümüzde yepyeni bir dönem açılıyor. Avrupa Birliği üyesi olmak artık hayal değil. Bu gelişme, "Ne yaparsak yapalım bizi almazlar" diyenlerin argümanlarını boşa çıkardı. Dik durup diklenmeden, önemli bir kazanım elde ettik.

Sessiz güç Türkiye, bölgenin yeni gücü olarak Avrupa Birliği içinde yükselecek. Bunun için şimdiden çok çalışmaya başlamamız lazım.

Hepimize hayırlı olsun.

Erdal Şafak: AB Komisyonu kaynakları, müzakerelerin 10-15 yıl süreceği ifadelerine gülüp geçiyorlar ve şöyle diyorlar: "Türkiye'yi, Sovyet planlı ekonomisinin cenderesinden birkaç yıl önce çıkmış ülkelerle (AB'ye giren Doğu Avrupa ülkeleri) karıştırıyorlar. Türkiye 50 yıldır serbest piyasa ekonomisine sahip. Ayrıca gümrük birliği ile AB ekonomisine de çok büyük ölçüde entegre oldu. Müzakereler için, teknik olarak, 5 yıl yeter de artar bile." Tabii Kıbrıs dikeni yolun her dönemecinde ayağımıza batmazsa...

Umur Talu: Galiba, önce şöyle düşünmeli: 1. Masayı terk ederek ülkeye dönen bir başbakan mı tercih ederdiniz?.. 2. Masada koşulları sonuna kadar zorlayarak, büyük dikenleri temizlenmiş ama elbette hala dikenli bir AB bahçesine girerek dönen mi? (...) Orası, Türkiye'yi istemeyen Avrupalılarla, AB'yi istemeyen Türkiyeliler arasında, adaletin, hukukun, huzurun, mücadelenin de uzlaşmanın da demokratik bir mana kazanabileceği bir imkan ve ihtimaller diyarında yolculuk. Türkiye'den vazgeçemeyen Avrupalılarla, Avrupa değerlerine vurgu yapan "bizimkiler"in, "tarihi bir kimya"nın ufku için tarihi adım attıkları an. Bir de, "ulusal sevinç"in sadece Borsa'da kazananların cebinde bayramla kalmaması, toplumsal bir ufkun açılmasına vesile olması gereken an! Aslında, bu dünyada önemli bir an.

Zaman: Yeni Avrupa, yeni Türkiye

"17 ARALIK 2004, AB KAPISI ARALANDI... Türkiye 41 yıllık Avrupa macerasında çok önemli bir virajı geride bıraktı. 25 üyeli Avrupa Birliği 3 Ekim 2005'te tam üyelik müzakerelerine başlama kararı alarak ilk kez bir müslüman ülkeye kapılarını açmış oldu. Bu karar Türkiye ile birlikte Avrupa'nın karakterini ve dünya vizyonunu değiştirdi..."

Şahin Alpay: Türkiye katılım müzakerelerine başlar ve sonunda AB'ye üye olursa kuşkusuz bu AB ile İslam dünyası, AB ülkeleriyle Avrupa'da yaşayan Müslümanlar arasında karşılıklı anlayışın ilerlemesine katkıda bulunacak. Türkiye'yi üye kabul ederek AB, kültürel değerler üzerinde birleşen bir "Hıristiyan kulübü" değil, özgürlük, çoğulculuk, demokrasi ve piyasa ekonomisi gibi (bütün ülkeler, halklar için geçerli, hepsi tarafından benimsenebilecek) evrensel ilkeler üzerinde bütünleşen Avrupa'da kalıcı barış projesi olduğunu bütün dünyaya gösterecek.

Dünden bugüne Tercüman: Yeni yıldız

"BAŞBAKAN ERDOĞAN KARARLI DURDU. AB'NİN TUZAKLARLA DOLU METNİ, İSTEDİĞİMİZ GİBİ DEĞİŞTİ. Türkiye'ye üyelik kapısı açıldı...

Nazlı Ilıcak: İyi ki Baykal başbakan değil. Demek Ecevit'in 25 yıl önce yaptığı hatayı, o bugün tekrarlayacaktı. Ama, belki de başbakan olsaydı, masadan kalkmayacaktı. Bugün muhalefette bulunmanın rahatlığıyla konuşuyor. Türkiye'nin geleceğini iç politika mülahazalarına ve demagojiye kurban etmek yazık değil mi?

Cengiz Çandar: Gerçekten tarih yazıldı. Bunu biz değil, Avrupalı "ortaklarımız" söylüyor. Artık "ortaklarımız" diyebiliriz. Çünkü, Türkiye, "AB Otoyolu"na girdi. Bu "otoyol", pürüzsüz bir satıh üzerinde dümdüz bir yol değil. İnişleri çıkışları, çukurları, yokuşları, tehlikeli virajları olan ve Türkiye için uzun bir "otoyol" üstelik. Ama Türkiye artık filanca caddede, toprak bir şosede, herhangi bir yan yolda ad değil. "AB Otoyolu"nda. "Gişeler"e doğru ilerleyecek. "Gişeler"den geçme anı ise AB'ye "tam üyelik"!

Cumhuriyet: Kıbrıs'a karşılık tarih

"BRÜKSEL DORUĞUNU 'TANIMA' PAZARLIĞINA ODAKLANDIRAN AB, ANKARA'YA KATI KOŞULLARINI KABUL ETTİRDİ... "

Cumhuriyet, başyazı: AB, müzakere tarihi dışında hiçbir şey vermiyor, Türkiye müzakere tarihi dışında hiçbir şey almıyor; ama Kıbrıs'ı veriyor. AB'de serbest dolaşımdan yoksun bırakılıyor. Üstelik bu müzakere tarihinin "ucu açık"tır, sonuçta ne olacağı bilinmiyor; ama, Türkiye'nin en az 10, en çok 20 yıl AB'nin yakın denetimi altına gireceği biliniyor. Sonuç budur. Elindeki kozları yok ettikten sonra ucu açık süreç sonunda Türkiye'yi üyeliğe kabul etmeyecek bir AB olasılığı hiç mi yok?

Yeniçağ: Şerefsizler

"SATIŞIMIZ TOPTANDIR... İşte bu manşet YENİÇAĞ okurlarına ait. Daha binlercesi, isyanları bu manşetlere döküp gönderdi. Önerilen manşetlerin hepsi birbirinden güzel, birbirinden anlamlıydı. Başlıklar emperyalizme karşı bağımsız, milliyetçi Türkiye'nin gür sesini yansıtıyordu. Biz, 'satışımız toptandır' manşetini seçtik. Ancak aklımız bir diğer en iyi manşet olan 'Kıçı açık müzakere'de kaldı... YAZIKLAR OLSUN! Birileri vatan sevgisini unutup para pul derdine düşmüş. Avrupa'dan 'Kıbrıs'ı Rum'a verdik' haberi gelince İstanbul Menkul Kıymetler Borsası tavan yaparak rekor kırdı..."

Ümit Özdağ: Kıbrıs konusunda ne olur ise olsun aklı başında olan herkesin söylediği gibi bugün ortaya çıkan husus, Türkiye'nin hiçbir zaman AB tam üyesi olamayacağıdır. (...) Türkiye kötüye gidiyor. Türkiye çok kötüye gidiyor. Tek çözüm var. AB tam üyelik sürecini durdurmak kaçınılmaz. AB ile Türkiye arasında gerçekleşebilecek tek sağlıklı ilişki biçimi geliştirilmiş serbest ticaret bölgesidir.

Akşam: Yeni bir dünya

"TARİH YENİDEN YAZILDI. TÜRKİYE'Yİ 21'İNCİ YÜZYIL AVRUPASI'NIN YENİ YILDIZI YAPACAK İMZALAR ATILDI... 41 yıllık AB yolculuğu ipten döndü... Avrupa'yı Erdoğan'ın 'Giderim' resti kendine getirdi. Dayatmalar yumuşadı. Kapıyı açan AB, medeniyetler barışının temelini attı..."

Engin Ardıç: Bir yere girmiş değiliz. 'Müzakerelerin' ucu açıktır ve en erken 2014 yılında bitecektir. Dolayısıyla girersek en erken 2015'te girebiliriz (bu 2025'e de sarkabilir, hiçbir güvencesi yok)... Ayrıca son anda bile bizi reddetme haklarını saklı tutuyorlar. Bunu politikacıları göze alamazsa, referanduma giderek kendi seçmenlerine, halklarına yaptırabilirler. Bir tek ülke bile reddetse bu iş yatar. Kıbrıs'tan ordumuzu çekmeden Avrupa Birliği'ne giremeyiz. 'Emeğin serbest dolaşım hakkını' bize tanımayacaklar, yani Almanya'da iş bulamayacaksınız. Bu tavizi çoktan verdik ama basının hükümete köpeklik eden kesimi bunu sizden ısrarla saklıyor. Üstelik şimdi bir de 'gezginin bile serbest dolaşamama' tehlikesi ortaya çıktı, yani turist vizesi de kalkmayabilir! 'Tam üyelik' yerine 'imtiyazlı ortaklık' gibi fiyakalı bir terim ardında gizlenen 'ikinci, hatta üçüncü sınıf yan üyelik' ihtimali de, aba altından sopa gibi gösteriliyor ve yedekte tutuluyor. Bu durumda girseniz ne olacak girmeseniz ne olacak yahu?

Milliyet: Biz de varız...

"TÜRKİYE, UZUN İNCE YOLDA TARİHİNİN EN ÖNEMLİ EŞİĞİNİ AŞTI. VE AVRUPA BİRLİĞİ KAPILARI AÇILDI... "

Mehmet Yılmaz: Önümüzdeki yıllarda bundan çok daha fazla sorun yaratabilecek görüşmeler yaşayacağız.. Belki masadan kalkacağız, belki masaya oturmamıza bile izin verilmeyecek.. (...) Ama sonunda varacağımız hedefin büyüklüğü, bunların hepsini silip götürecek. Nitekim Başbakan, Brüksel'deki son basın toplantısında bunun altını özellikle çiziyor: 'Bundan sonra daha zor bir süreç bizi bekliyor. Türkiye insan potansiyeliyle evvel Allah bunu da aşacaktır!' 17 Aralık günü tarihe özel bir dipnot olarak kaydediliyor: Medeniyetlerin uzlaşmasında bir ilk adım olarak... Avrupa Birliği'ni global bir güç haline getirecek bir ilk adım olarak... Brüksel'de karla karışık yağmur devam ediyor. Ama bu kez Viyana'dakinden farklı, umutlarla yüklü olarak dönüyoruz memlekete:

Güzel günler göreceğiz, güneşli güzel günler...

Vatan: Bambaşka bir dönem

"BUGÜNDEN İTİBAREN HAYATIMIZI BAŞTAN AŞAĞI ETKİLEYECEK DÜZENLEMELER ART ARDA GELECEK... Türkiye Avrupa ile uyum sağlayabilmek için şimdiye kadar pek çok konuda köklü değişiklikler yaptı. Bundan sonra değişiklikler çok daha hızlı ve geniş kapsamlı olacak. Tam üyeliğe giden yolda uymamız gereken 80 bin sayfalık AB müktesebatı bizi bekliyor."

Güngör Mengi: Çocuklarımıza özgür, müreffeh ve güvenli bir gelecek inşa etmenin onurunu hak etmiş kuşaklarız artık biz.. Ulusun yüz elli yıllık Batılılaşma rüyasını gerçekleştirmek yolunda dün elde edilen sonuç, zafer olarak kutlanmaya değer tarihi bir fırsattır. Bu sayede Türkiye, kırmızı çizgilerle ufkunu kapamış, büyük potansiyelini dumura uğratmış bir ülke olmaktan çıkıp uzlaşmalara açık, yeni dünyanın olanaklarından payını almasını bilen, hakkını arayan, düşündüğünü özgürce söyleyebilen insanların yurdu olacaktır.

Zülfü Livaneli: Zirveden çıkan en önemli sonuç ise şu: Türkiye küresel politika ve güvenlik açısından çok büyük bir önem taşıyor olmalı ki, AB liderleri bütün güçlüklere göğüs gererek Türkiye ile ilişkiyi sürdürmek için olağanüstü gayret harcıyor. Bu da az bir şey değil.

Radikal: Kolay gelsin Türkiye

"300 YILLIK RÜYAMIZ: ÇAĞDAŞLIK... AB'YE TAM ÜYELİK İÇİN HERKESE ÇOK İŞ DÜŞECEK... Kriz aşıldı. Uyum protokolü 3 Ekim'e dek imzalanacak. Balkanende ve Straw, 'İmza, Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanıması anlamına gelmez' dedi..."

İsmet Berkan: Elimizde çok kuvvetli bir "ilerleme motoru" var artık. O motorun adı, çok kuvvetli bir bağla bağlandığımız Avrupa Birliği. Bir "zafer" kazandığımızı düşünmek için çok erken. Evet, dün Başbakan Erdoğan'ın da dediği gibi "başardık" ama gerçek zafer, Atatürk'ün gösterdiği hedefi yakaladığımıza kani olduğumuzda, yani "muasır medeniyetler seviyesi"ne ulaştığımızda gerçekleşmiş olacak. Maalesef o seviyeden henüz çok uzağız. Ama bu bizi yıldırmamalı, korkutmamalı."

Posta: Büyüksün Türkiye

"Avrupa Birliği 'Kıbrıs'ı tanıyın' diye diretince Başbakan Erdoğan masadan kalktı ve 'Bu işin bittiğini dünyaya ilan edip Türkiye'ye dönüyorum' dedi... Erdoğan'ın bu tavrından sonra hava Türkiye'nin lehine döndü. Avrupa Birliği 600 bin Kıbrıslı Rum için 70 milyonluk Türkiye'yi kaybetmeyi göze alamadı..."

Birgün: Şartlara makyaj

"AB İLE MÜZAKERE ANLAŞMASI İMZALANDI... Erdoğan mutlu, ama Türkiye'nin karşı çıktığı maddeler sadece rötuşlandı..."

Fikri Sağlar: Müzakerelere başlama tarihinin verilmesi son derece anlamlı ama önemli değil. Bu tarih, bir zafer olarak kabul edilmemeli. Ancak, gelecekle ilgili yeni ve zorlu bir sürecin başlangıç tarihi olarak alınmalı. Önemli olan AB yolunda, kalıcı kısıtlamalar olmadan tam üyeliğin "bitiş sürecinin tarihini" alabilmektir!.. (...) Bu iş, sadece hükümete yüklenecek kadar basit değildir. Ülkenin her kişi ve kurumu, bu "süreci bitirmek" için üzerine düşeni sonuna kadar yapmalıdır!..

Halka ve olaylara Tercüman: En kritik dönemeç

"'A' DİYEN BRÜKSEL'E 'B' DE DEDİRTTİ... Dik duruş, tarihi mutabakat getirdi. AB, 'gideriz' restiyle Kıbrıs'ta geri adım attı. 'Tam' üyelikte, 3 Ekim'e kadar yeni pazarlık süreci başladı..."

Türkiye: Restle gelen çözüm

"'KIBRIS'I TANIYIN' ŞARTINA, ERDOĞAN 'GERİ DÖNÜYORUM' RESTİ ÇEKİNCE AB ÇARK ETTİ... Erdoğan'ın gitmesi zirvenin 'fiyasko' ile bitmesi demekti. AB liderleri derhal toplanarak Kıbrıs şartını kaldırma kararı aldı."


19 Aralık 2004
Pazar
 
YÖNETENLER: Kürşat Bumin
Alper Görmüş


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED