AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
AB: Nerden nereye

1970'li yılları düşünüyorum. O tarihte, Üçüncü Beş Yıllık Kalkınma Planı yürürlükteydi ve Türkiye'nin AET'ye (o zamanki adıyla Avrupa Ekonomik Topluluğu veya kısa adıyla Ortak Pazar) girmesine resmen muhalefet ediliyordu. Çünkü Türkiye'nin Ortak Pazar'a girmeye henüz hazır olmadığı düşüncesi ağır basıyordu. Gerçekten de, o tarihte, Türkiye hiçbir yönüyle Ortak Pazar'a girmeye hazır değildi. Ne iktisad' yönden, ne siyas' yöndenÖ Ortak Pazar'a girmek, o günkü Türkiye için bir tür intihar gibi düşünülüyordu. Çünkü 'birleşme' halinde Türkiye bütünüyle Avrupa'nın içinde yitip gidecekti. O günün geçerli fikriyatından biri olan milliyetçilik (ulusalcılık) de, böyle bir birleşmenin önünü tıkayan bir kafa yapısı oluşturmuştu.

Milliyetçilik temeline dayanmasa bile, biz de Türkiye'nin Ortak Pazar'a girmesine karşıydık. Böyle bir birleşme (entegrasyon), Türkiye için, Avrupa'nın içinde kaybolmayı tazammun ediyordu. Nitekim Ortak Pazar'a karşı topluca bir koro oluşturulmuş ve: 'Onlar ortak, biz pazar!' teranesi tutturulmuştu.

Ancak 80'li yıllarda Turgut Özal'ın getirdiği değişim rüzgârı, bütün bu saplantıları kökünden söküp attı. Çünkü Türkiye de artık bir 10 yıl önceki Türkiye olmaktan çıkmıştı. Kendi ayakları üzerinde durabilen bir Türkiye vardı karşımızda. Faizin serbest piyasa şartlarına göre oluşmasından başlayıp TL'nin convertible hale getirilmesine kadar, 24 Ocak (1980) kararlarıyla getirilen bir dizi tedbir hayata geçirilmiş; Türkiye'nin çehresi bambaşka bir hale gelmişti. Öyle ki, Özal, bir Amerika ziyaretinde: 'Sizden yardım istemiyoruz, sizinle ticaret yapmak istiyoruz' cümlesini kullandığında, bu söz herkeste gurur okşayıcı bir etki uyandırmıştı. Ve gene Özal zamanında atılan cesur adımlar, bu günkü sürecin başlangıcını oluşturmuştu. Ancak Özal, bu sürecin meşakkatli olduğunu da vurgulamaktan geri durmuyor ve bu yolun 'uzun, ince bir yol' olduğunu ifade ediyordu.

Şimdi, bu 'uzun, ince yol'un bir dönemeci daha geride bırakılmış bulunuyor. Türkiye'nin önünde ne var? Zorlu bir süreç. Bu süreç niçin zorlu? Çünkü Türkiye, zihinsel kalıplarını değiştirmeye soyunuyor. Buna ne ölçüde hazır olduğu (hazır olup olmadığı) şimdi ortaya çıkacak. Çünkü Türkiye'den önyargılarından arınması bekleniyor. Fetişlerinden, tabularından kurtulması bekleniyor. Acaba önümüzdeki süreçte bu önyargılardan kurtulmayı başaracak mı, yoksa onlara sıkıca yapışıp, hâlâ statükocu bir zihniyetle olduğu yerde kalmayı mı tercih edecek? Sayın Başbakan'ın vurguladığı 'oligarşik bürokrasi'nin üstesinden gelebilecek mi, yoksa onun altında mı kalacak?

Değindiğimiz süreç basit bir iktisad' kalkınmayı aşan bir nitelik gösteriyor. Kurumların, artık kendi asal görevleriyle meşgul olmasını sağlayacak bir yeni düzenlemeye girişilecektir. Bu yeni düzenleme bazılarını rahatsız etmekten hali kalmayacaktır. Her yeni düzenlemede olduğu gibi, bunda da, belki bazı yerleşik çıkar alışkanlıkla zedelenecektir. Ancak olan, son tahlilde, ciddi bir operasyondur ve onun sonuçlarını önceden göze almak ve bu sonuçlara katlanmak gerekmektedir.

Bu bakımdan Türkiye'ye tanınan yaklaşık on yıllık süre çok sayılmamalı. Göze alınan zorlu ve aynı zamanda zorunlu değişiklik, yalnızca maddi refah kalıplarının değiştirilmesini değil, ondan da önemlisi ve öncelikli olanı bir zihniyet değişikliğini istiyor. Tek insanın özgür tavrını öne çıkartmasını istiyor. Kâğıt üzerinde duran bir özgürlük iradesinin hayata geçirilmesi ve hayata geçirilmiş özgürlüğe ne kadar tahammül edeceğimiz işte bu süreç esnasında sınamadan geçirilecek.

Önyargıların, kireçleşmiş fikirlerin, tabuların, fetişlerin bir anda yerinden sökülüp atılması kolay değil; bazıları buna alışmakta zorlanacak; bazıları, statükoya asılıp kalmayı deneyecek.. bütün bunlar beklenmeyen şeyler değil.. Ancak bütün bu badirelerin aşılması gerekiyor. Ben, Türkiye'nin Avrupa'ya ve dünyaya bildirisi olduğuna kaniim. Şimdiye kadar herkes kucağındaki taşı döktü, kucağında taşı olan ve onu dökmesi beklenen bir biz kaldık, biz de onu başarmak üzere yola çıkmış bulunuyoruz. Kucağımızdaki taş: dünyaya söylenecek sözümüzdür!


19 Aralık 2004
Pazar
 
RASİM ÖZDENÖREN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED