AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Kavuşma

Yeryüzüne indiğin ilk günü düşünüyorsun, ne kent, ne ev, ne bir sığınak.. hiçbir şey yok.. hiçbir hedef belli değil.. ne nereye gideceğini biliyorsun, ne nerede kalacağını.. aklında yalnızca sevgilinin silueti duruyor.. onu aramaya koyuluyorsun.. ama bu ne müthiş cihetsizliktir.. bu ne müthiş kayboluştur.. cennette ne doğu vardı, ne batı.. ne güneşin doğuşunu biliyordun, ne batışını.. oysa şimdi o, güneşin doğduğu yerde midir, battığı yerde midir, aydınlıkta mıdır, karanlıkta mıdır, hangisinde ararsan isabet ettireceksin ya da hüsrana uğrayacaksın, bilemiyorsun.. bildiğin şey: araman gerektiği... İçinde öyle duygular gelişip durdu ki, bunların anlamını bilemedin, çünkü bunlara ad veremiyordun. Bu adsızlık, bu nereye başvuracağını bilmeyiş, bu kendinin ne olduğunu anlayamayış içindeki çırpınış korkunç bir şeydi, mahvoluyordun. Boğazına tıkanan o yumruyla nasıl baş edeceğini bilemiyordun. Ağlama istekleri yekiniyordu yüreğinden. Ama daha önce hiç böyle bir iş yapmamıştın, nasıl ağlanacağını bilemiyordun. Bilsen, oturup ağlardın ve ağlayarak yalvarırdın. Oysa şimdi, içine oturmuş o kocaman yumruyla tıkanıp kalmıştın. Kendini Allah'a yöneltiyordun ve halinden haber vermesini gene ancak ondan istiyordun. Cennet'teyken bilmediğin bir yığın dert vardı karşında: oradayken bilmediğin bir yığın pürüz.. bir yığın gaile, bir yığın çaparız, yığınla zorluk.. diken, kesici taşlar, tabanını törpüleyen kum, kireç.. ve daha neler.. bunların hepsine katlanıyordun. Bunlara katlanmak kolaydı. Ama sevgiliyi arayış ve onu nerede bulacağını bilemeyiş, işte en zoru, en katlanılmaz olanı buydu.. Allah'ın, sana, bir cennet nimeti olarak gönderdiği ve yalnızlığına derman olsun dediği o sevgili şimdi nerdeydi? Hangi kayanın dibinde, hangi mağaranın kovuğunda, hangi ağacın dalında.. bunu nasıl bilecektin, kimden öğrenecektin?

Belki kendi kendine konuşuyordun? Acaba ne konuşuyordun? Baş ucunda uçan kartala, bir ormanın kıyısında ya da bir çölün ortasında rastladığın aslana, tilkiye ne diyordun? Onlarla nasıl anlaşıyordun? Kim bilir, Mecnun'un başına yuva yapan kuşlardan bir bölüğü daha o zaman senin başında da yuva yapmış olamaz mı?

Gide gide Arafat'a varıyorsun.. zaman nedir bilmiyorsun daha, kendinden de haberin yok.. sevgili orada, o da kavrulmuş, zayıflamış...

Bakışıyorsunuz. Özlem, ikinizin de içini yakmış, kurutmuş.. asırlarca kelime yapmayan dudaklarınız çatlamış.. sesiniz çıkmıyor.. bütün bildikleriniz unutuş ummanına batmış.. yalnızca gözlerinizden, yanaklarınızdan kuru gözyaşları dökülüyor.. sen mi osun, o mu sensin, karıştırarak, bilemeyerek birbirinize kucak açıyorsunuz...

Yeryüzünde aşkın ilk tadılışıdır bu. İlk ayrılık acısıdır. İlk kavuşma iştiyakıdır.

O karşılaşma ânı nasıl unutulabilir? Sema muhteşem, yabanıl bir çadır olarak üzerinizi örttü. Gecenin saydam lacivert rengi üzerinize ışıdı. Asırlar süren dünya acemiliğinde sonun başlangıcına erişildi. Bir zindandan koptuğunu düşündün. Gerçi her şeyin sınırlı, sonlu olduğunu sezinliyordun. Gene de, bu yeni semanın altında, bu yeni yeryüzünün üstünde, sana vaat edilen bir umudu gözlemeyi, o umudun vaat ettiği muştuya ulaşmayı bekliyordun. Yüklendiğin meşakkatin ve kahırın ağırlığını kendine bir nimet haline getirmeyi denemeye başlamıştın bile. Ve bütün bunların, bu kahrın, bu meşakkatin sana bir ibadet olarak döndürüleceğine ilişkin haber, senin için bir cennet tadının rayihası olmuştu. Yorgundun. Yorgunluktan nerdeyse tükenecek haldeydin. Ama umursamadın. Çünkü mutluydun da. O yorgunlukla sırtını toprağa yaslamış, sana öğretilen kelimeleri eşine telaffuz ederken birbirinizin elini tutmuş olarak semaya serpilmiş sayısız yıldız öbeğini seyre dalıp gittin/gittiniz...


7 Ağustos 2005
Pazar
 
RASİM ÖZDENÖREN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu
Online İlan

ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED