|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Şiddet bir yanıyla hedefine kolay ulaşıyor. Güneydoğu'ya döşenen mayınlar, büyük kentlerde patlayan bombalar sadece can almakla kalmıyor. Bu eylemlerin, yiten canların ortaya düşürdüğü ateş zihniyetleri, siyaseti, beklentileri de kuşatıyor. Bir kesim bu şiddeti doğrularken, diğer kesim şiddete yine şiddet üzerinden lanet okuyor. Yaşanan "şiddet merkezli kutuplaşma"da demokrasi, akıl, sorun tespiti, analiz, anlama gibi faaliyetler, zihni ve siyasi hakemlik araçları değer kaybediyor. Dün Silahlı Kuvvetler'in yetkilerinin arttırılması, Terörle Mücadele Yasası'nın 8. maddesi gibi hükümlerin geri getirilmesi taleplerinin sakıncalarına değinmiştik. İlginçtir bu yazıya gelen yüzlerce okur mesajı, "şiddeti şöyle ya da böyle savunan, çözüm olarak gören iki büyük kutba" ayrılmıştı. Şiddetin sorunları azdırdığı, siyasi sistemi askeri vesayet altına soktuğu yönündeki tespitlerim ya PKK'ya yakınlık ya da tam tersine militarist tutum olarak değerlendiriliyordu. Şiddetin hedefi ifadesiyle altını çizmek istediğim asıl sorun da budur. Şiddet ve onun doğurduğu şiddet beklentisi, "devlet"in hukuk, "çıkar"ın "kural", "esas"ın "usûl" üzerine tahakküm kurduğu; ilkelerin milli, dini, etnik, siyasi faydalara göre durmaksızın yenilendiği, dolayısıyla kaba güç ilişkilerinin at koşturduğu bir siyasi kültürü kuşatmakta ve azdırmaktadır. Böyle oldukça temel tercihlerde siyasi yönlendirmeyi toplum ve siyaset değil, devlet ve asker yapmakta, kah gündem belirlemekte, kah gündemi kontrol etmektedir. Bu çerçevede bir kez daha soralım: Askere verilen yetki, siyasi bakış açısının yerini asayiş bakış açısının alması sorunları çözer mi? Yanıt için eskilere gidelim ve Samet Ağaoğlu'nun "Demokrat Parti'nin Yükseliş ve Çöküş Sebepleri" adlı eserden bir bölümü birlikte okuyalım: "Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa (Çakmak), birçok noktada alınması düşünülen olumlu ekonomik adımların önüne çıkmıştı. Mesela demir çelik sanayiinin kurulması konusunda İktisat Bakanlığı'nın ekonomik işletme prensipleriyle tesis yeri olarak seçtiği Karadeniz Ereğli'sini sırf askerlik bakımından savunulması zor düşüncesiyle kabul etmemiş, demir sanayiinin ekonomik şartları zor bir bölgede Karabük'te kurulmasını sağlamıştı... "Doğu ve Güney illerinde sanayi kurulmasını, yollar yapılmasını istememiş, yol yapıldığı takdirde bir savaş halinde bu sınırlardan gelecek düşmanın memleketi kolaylık işgal edebileceğini ileri sürmüştü... "Mareşal'a göre Doğu illerinde okul açılması da bu iller halkını uyandıracak, Kürtlük gibi birtakım bölücü akımlara yol verecekti... Cehaletin, geriliğin Türk milliyetçiliğini başka milliyetçi akımlara karşı koruyabilecek bir silah olabileceği gibi zararlı, tehlikeli zanlara kapılmıştı Fevzi Paşa!..." Şimdi soralım: Çeşitli bakanlıkların arşivlerinde de yer alan bu vetolar, "milli güvenlik" gerekçesiyle alınan "bu kararlar Güneydoğu sorununu bastırdı mı yoksa azdırdı mı?" O yıllarda okullaşma ve kalkınma hamleleri yapılsaydı, Güneydoğu bugün bu acıyı yaşar mıydı? Bu bölgenin entegrasyonunda yol alınmış olmaz mıydı? İkinci soruya geçelim: 1924-1944 yılları arası Genelkurmay Başkanlığı yapan Fevzi Çakmak, "siyaseti sınırlama ve tanımlama" anlamına gelen "veto ya da dayatma yetkisi"ni neye dayanarak kullanıyordu? Fevzi Paşa bunları 3 Mart 1924 tarihli Genelkurmay Başkanı'nın yetkilerini düzenleyen yasaya dayanarak yapıyordu. Bu yasanın 11. maddesi, Genelkurmay Başkanı'na, hiçbir "tanım ve sınırlama" getirmeden, "vazifesine giren konularda her bakanlıkla doğrudan ilişki kurma, yazışma" imkanı, yani "siyasi kararları güvenlik ve savunma gerekleri açısından gözden geçirme yetkisi" veriyordu... Evet, milli güvenlik ve askeri gereklerin siyasi alanı sınırlaması ve ana siyasi kararların temel referansları oluşturması, Türk siyasal sisteminin, faturası bugünlere uzanan eski bir geleneği... Güneydoğu örneğinde olduğu gibi topluma, talebe, siyasete, kültüre, hatta özgürlüğe ve bireye salt asayiş gözlüğüyle bakan bu "milli güvenlik mantığının yol açtığı tahribat" da ortada... Belki bugün alınan kararlar içerik açısından Fevzi Paşa'nınkiler kadar "akıl dışı" değil, ama "üslup ve sonuçları açısından en az onunkiler kadar vahim"... İstediğimiz bu mu?
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |