|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Donla denize girmem. Donla denize gireni sevmem. Donla denize gireni seveni de sevmem. Bu (yani donla denize girmek) elbette sadece bir "tercih" değil; düpedüz kabalık, yontulmamışlık, (hadi şeyhim mutlu olsun) köylülüktür... Köylülüğü bitirmenin yolu, elbette, köylüleri yoketmek değildir. Onları açlıkla terbiye etmek, taşraya sürmek, kurtarılmış bölgelere sokmamak da değildir. İki, bilemedin üç kuşak sonra onlar da adaptasyon sorunlarını halledecek, batılı beyaz Türkler gibi oturmasını kalkmasını, parasını Laila'da, Reyna'da çarçur etmesini öğrenecek. Azıcık sabır. Benim de, karaşın bir oralı olarak, donla denize girmeyenlerle, yani yontulmuşlarla ve batılı beyaz Türklerle sorunum var. Hani, isminin önünde tuhaf akademik yaftalar bulunan birtakım sıkıcı adamlar tekrarlayıp dururlar ya... Batı, feodal düzenden "sınıflı toplum"a geçmiş, sanayileşmesini tamamlamış, refahı ufaktan ufağa tabana yaymaya başlamış, üstelik bütün bunları burjuvazinin öncülüğünde, orta sınıfı semirtip güçlendirerek, köylülüğü bitirerek gerçekleştirmiştir. Türkiye'de de hem "statüko"yu muhafaza edecek (sınıf bilinci göstermeyen) bir kentli sınıfa, hem de yüksek değer üretecek burjuvaziye ihtiyaç vardır. Sanayileşme burjuvazinin öncülüğünde gerçekleşecektir. Sonra kalkınma olacak, ardından "demokrasi" gelecek, derken çağdaş ve modern Türkiye doğacaktır. O halde, "devlet eliyle zengin yetiştirmek" iktiza... Demokrasiyi ikame edemedik ama, yüz yıllık cehdle mebzul miktar "görgüsüz burjuva" yarattık kamu kesesinden. Neden mi demokrasiyi ikame edemedik? Çünkü, Kemal Tahir'in de söylediği gibi, bunlar (yani kamu kesesinden semirenler), "İçinde bulundukları şartlar dolayısıyla sınıf şuuruna varamadıkları için, kendi devletlerini (demokrasilerini) kurmaya yönelemezler. Tersine, batılı anlamda sınıf karakteri taşımayan sahipsiz devleti, kendi hesaplarına çalıştırıp soymayı çıkarlarına çok daha uygun bulurlar..." Kara Kemal'in çapul ekonomisi uyarınca ticaret imtiyazın ekalliyetten alıp zenginleştiler, burjuvaziyi (!) oluşturdular, sonra sınıf bilincine (!) varıp "Devlet-i Osmani"yi batırdılar. Ardılları da, yüksek değer ve kültür üreten aristokrasiyi ülkeden uzaklaştırdı. İaşe Nazırı'ndan besleniyorlardı, "Tahvilat" ve "Esham" borsasından siftinmeyi ise sınıf atlama, kabuk değiştirme, yırtma aracı sayıyorlardı. Ama, yine de bugünküler ölçüsünde görgüsüz, hırt ve (af buyurun) "dallama" değillerdi. Adam donla denize girmiyor ama, parayı da götürüp Trump Tower'da kata yatırıyor. Özel uçaklar, İngiliz bayraklı yatlar, çiftlik arazileri, Miami'de malikane... Adam donla denize girmiyor ama, literatüre "nepotizma" diye geçen bir kurnazlıkla önce çalıştığı bankaya sahip oluyor, sonra kendi bankasına başka türlü "sahip olup" (içini boşaltıp) kısa yoldan "milli burjuvazi"yi (!) oluşturuyor. Adam donla denize girmiyor ama, kültürü de tüketmiyor. En baba kitap birkaç bin satıyor. En iyi konser seyircisiz kapatıyor. Tiyatro salonları boş. İnce sanatların alıcısı yok. Opera ve bale hiç arama. Adam donla denize girmiyor ama, karısını pataklıyor. Trafikte hır çıkarıyor. Hırsızlık yapıyor. Darbeleri alkışlıyor. "Türkiye'nin geleceği yalnızca hukuktan mı ibarettir?" türünden yazılar yazıyor. Adam donla denize girmiyor, "öteki"ni aşağılamayı aristokrat tavır zannediyor ama, batılı beyaz adamın ırkçılığını kendine uygun hale getirip "eziklikten kurtulmaya" çalışırken de büsbütün rezil oluyor. Bir de, donla denize girmeyen ama fikrini beğenmediği yazarlara küfür maili gönderip "geh geh" sırıtan laik bilimadamları var. Onlar Doktor Kemal Sayar'ın ilgi alanına giriyor...
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |