|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Formula 1 için geliyor
YAKUP KOCAMAN / İSTANBUL
Formula 1 denilince herkesin aklına İTO geliyor. 21 Ağustos'ta start verildikten sonra neler olacak? 203 ülkenin televiztonlarından 2 milyar 200 milyon insanın izleyeceği Formula 1 yarışları öncelikle ülke turizmine büyük bir katkı sağlayacak. Biz İstanbul'daki F1'i 150 bin kişinin izlemesini bekliyoruz. Bunun 40-50 bini yabancı turist olacak. 5 bini de jet sosyete diye tabir edilen ve gittiği ülkede büyük paralar harcayarak yatırım imkanlarını da araştıran zenginlerden oluşuyor. Turizm uzmanları F1 yarışını izleyen 2,2 milyar insanda Türkiye merakı uyanacağını, bunun da binde 2'sinin o ülkeye turist olarak gitmeye karar verdiğinin tespit edildiğini belirtiyor. Bu durumda 4 milyon turistin etkilenerek Türkiye'ye gelmesini bekliyoruz. Böylece yıllık 80-120 milyon dolar arasında bir getiri elde edeceğiz. İstanbul pistinde sadece F1 değil 16-18 Eylül 2005 tarihleri arasında LG Super Racing Weeken, 1-2 Ekim 2005 tarihlerinde Deutsche Meisterschaft, 23 Ekim 2005'te de Motorcyle Grand Prix ve 5-6 Kasım'da Le Mans Endurance Series yarışları yapılacak. Sermaye sıkıntısı çeken üyelerinize ucuz ve uzun vadeli kredilere ulaşmanın yolunu açmak üzere çalışmalar başlatmıştınız. Hangi aşamaya geldi? Üç noktada çalışıyoruz. İyi bir teknik kadro oluşturuyoruz. İkincisi, hakikaten sermayeye ihtiyacı olan aynı zamanda katma değer üretip istihdama da yol açacak işletmeleri tespit etmemiz lazım. Bununla ilgili KOSGEB ile ortak çalışmamız var Üçüncü ayak ise finansın kaynağı. Sendikasyon kredisi sağlamak için yurtdışında ve yurt içinde bankalarla görüştük. Bu proje rakamlar ve tarih olarak hazır hale geldiğinde kamuoyuna duyurulacak. 2 ay kadar sonra netleşeceğini öngörüyorum. İnternet tabanlı hizmetlerde son durum nedir? Üyeler İTO'ya gelmelerine gerek kalmadan elektronik ortamdan ne zaman belge almaya başlayacak? Büyük bir süratle ilerliyor. Bir komisyonumuz var. Bu ayın sonunda da ihale için teknik şartname bitmiş olacak. Önümüzdeki ay sonu e-imza projesi hayata geçirilecek. Biz e-imzanın hayata geçmesinden 3 ay sonra başayacağız. Tüm hizmetlerimizin bilgisayar üzerinden verilmesi ise 2 yılı bulacak. Büyüme asgari yüzde 5 olmalı
Kur fiyatının düşük olduğundan, faiz oranlarının yüksekliğinden şikayet ediliyor sürekli. Büyüme ve cari açığı da dikkate aldığımızda ekonominin gidişatı ile ilgili ne düşünüyorsunuz? Türkiye eğer yüzde 3 büyürse bu nüfus artışı ile yerinde sayar, büyümez. Dolayısıyla bizim yakalamamız gereken asgari büyüme oranı yüzde 5'tir. Yüzde 5 büyürsek dünyayla aynı hızla büyür, rekabet edebilir, yeni nesle istihdam oluşturabiliriz. Bunun için de her sene belli miktarlarda yatırım yapılması gerek, yatırım için de para lazım. Bugün ne devlette ne de özel sektörde bu yatırımı yapabilecek yeterli finansal altyapı var. Belki 3-5 sene sonra bu program sayesinde olacak ama şu anda yok. Dolayısıyla yurtdışından bize sermaye gelmesi lazım. Yurtdışından da fabrika kurularak, pörtföy yatırımı yapılarak ve borç-kredi alınarak yabancı sermaye gelir. İlk tür olan doğrudan yabancı yatırımı çok istiyoruz. Türkiye'den hisse senedi ve tahvil alınması yoluyla gelen pörtföy yatırmı ise ekonomi parlak olduğı sürece hoş bir yatırımdır. Ama ekonomi sallanmaya, borsa düşmeye başladığında satar gider. Borç ve kredi ile gelen yabancı sermaye ise istikrar ve kazanç ister ki Türkiye bu güveni vermiştir. Faiz oranları belli bir seviyenin üstündedir bundan dolayı. Hem yabancı sermayeye ihtiyacınız var, bu yüzden faiz oranlarını belli bir seviyenin üzerinde tutmak zorundasınız. Ama aynı zamanda sizin halkınız, memurunuz, dar gelirli kesiminiz, esnafınız var. Onların da belli bir refah seviyesinde yaşayabilmesi için faiz oranlarını da belli bir oranın altında tutmalısınız. Türkiye ekonomisi 400 milyar dolara yaklaşan dev bir ekonomidir. Bunu dengede tutabilmek de o kadar kolay bir şey değildir. Aşırı değerli YTL işsizlik ve cari açığı arttırıyor İç piyasada son aylarda görülen durgunluktan dolayı şikayetler arttı. Bu nasıl aşılır?
Türkiye özellikle 1990'ların ikinci yarısından sonra son derece kötü yönetildi. Çok büyük ekonomik krizler atlattık. Hala bu krizlerin yaralarını sarmakla meşgulüz. Son hükümet geldiği andan itibaren son derece başarılı bir mali politika izledi. Bugün enflasyon tek haneye düştü. Son üç senenin büyüme ortalaması yüzde 7 oldu. İnanıyorum ki, makroda yakalanan veriler mikro düzeyde yani halkın ve küçük işletmecinin cebine de yansıyacaktır. Özellikle esnafı ve dar gelirliyi sıkıntıya düşüren şey, sıkı mali politikaları. Sıkı politikaları işletmelerin daha az iş yapması ve daha az kazanması demek. Sıkıntı demek. Bu politikanın başka bir sonucu olarak da YTL aşırı değerlendi, ithalatımızda iki ana kalemde büyük bir artış oldu. Biri, petrol ürünleri ve madeni yağlardaki artış, bu ürünlere tüm dünyada zam geldi. İkinci nokta ise işlenmiş yarı mamüllerin ithalatındaki artış. Bu da demektir ki, bizim sanayicimiz, ihracatçımız daha fazla artan ölçüde ithalat yapmaya başladı. Bunun iki olumsuz etkisi var: İşsizliği ve cari açığı arttırıyor.
Alternatif
kaynak şart
"İstanbul'da gerçekleşen Hidrojen konferansına destek verdik. Türkiye'nin yenilenebilir alternatif enerji kaynaklarına gitmesi lazım. Sularımız var. Türkiye'nin belli avantajları var. Üzerinde yeterli sayıda baraj kurabileceğimiz ve ucuz elektrik üretebileceğimiz sularımız var. Güney sahillerimizde güneş enerjisinden yararlanmalıyız. Rüzgar enerjisinden yararlanabiliriz, Ege ve Karadeniz sahillerinde. Yarının teknolojisi olan Hidrojen teknolojisi kapasitemiz var. Bugün bu teknolojiyi gündelik hayatta kullanmak çok pahalı ama bugün pahalı. Neden? Yeni bu teknoloji. Zamanla gündelik hayata girecektir. Türkiye'nin tüm kaynakları bir gün işe yarayacaktır."
|
|
![]() |
|
|
|
|