|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Geçtiğimiz günlerde, Londra'nın bombalandığı ve böylece Londra'daki bir insanın hayatının değerinin uluslararası medyada kaç tane Iraklının hayatına eşdeğer olduğunu gördüğümüz dönemde, hatırlayacaksınız G8 liderleri de İskoçya'da küresel dünyanın fakirlik içinde yüzen kısmının sorunlarını tartışmışlardı. Ne zaman Afrika'daki milyonlarca aç, Asya'daki yığınlarca fakir, Güney Amerika'daki sokak çocukları dile gelse, kimileri bu durumu söz konusu bölgelerin nüfus artış hızına bağlamışlardır. Tabii olarak bu gerekçe de kimi ağızlar tarafından bu vesile ile yeniden dillendirildi. Fakir ülkelerin nüfus artışını dizginleme projesi ile ilgili 1999 yılında yazmış olduğum bir yazıyı arşivden çıkarıp bir daha sunmak, bu yüzden bugün biraz anlamlı göründü bana. ... Klasik iktisadın yeşerdiği günlerde Adam Smith ve taifesi, serbest piyasa ekonomisinin tellâllığını yaparken, Malthus isimli bir rahip bilgin ateşi hâlâ dinmeyen kötümser bir tartışma başlatmıştı. Malthus, insan nüfusunun artış seyrinin geometrik olarak katlandığını (2, 4, 8, 16, 32...), buna karşın besin kaynaklarının ancak aritmetik bir artış serdettiğini (2, 4, 6, 8, 10...) ileri sürmüştü. Yakın bir gelecekte insanlığı büyük bir felaketin beklediğini, zira besin kaynaklarının bir müddet sonra dünya nüfusunu besleyemeyeceğini savunmuştu. Kıtlık, azalan besin kaynakları üzerinde tekellerin oluşmasına sebep olacak, bu ise hem ölümleri hızlandıracak, hem de savaşlara sebep olacaktı. İki asır geçti Malthus'tan bu yana. Başta Afrika olmak üzere bazı ülkelerde kuraklık ve kötü yönetimden kaynaklanan kıtlıklar dışında Malthus'un tezini doğrulayan bir gelişme gerçekleşmedi. Bilakis, dünya besin stoku gelişen zirai teknikler sayesinde nüfus artışından da hızlı bir şekilde büyüyor. Nitekim bugünün nüfus planlayıcıları, artık Malthus'un tezini terk etmiş gözüküyor. Benimsenen yeni teori, aşırı nüfus artışının iktisadi kaynakları ve haliyle zenginliği yuttuğunu savunuyor. Ancak gerek sanayileşmenin tarihi, gerekse iktisadi kalkınma modelleri, bu yeni teoriyi de yalanlıyor. Harvard Üniversitesi'nde yapılan bir çalışmaya göre, Güney Amerika'nın nüfusu, 1900'lerin başından bu yana yediye katlanmış. Buna karşılık, kişi başına düşen milli gelir beş katı artmış. Bunun anlamı, Güney Amerika'nın toplam hasılasının yüzyılın başından beri 35 kat yükseldiğidir. Veriler, yeni Malthusçu yaklaşımı alaşağı ediyor. Şüphesiz ki, bu kalkınma eşit dağılımlı yapılamadığı için bütün gelişmekte olan ekonomilerde ciddi bir fakirlik problemi yaşanıyor. Ancak bunun çözümünün, nüfus kontrolünden geçmediği kesin. Öyleyse, özellikle gelişmekte olan ülkelere zorla yutturulmaya çalışılan nüfus kontrolü programlarının gerekçesi ne olabilir? Bunun cevabını Birleşmiş Milletler'in veya Birleşik Devletler Uluslararası Kalkınma Kurumu'nun (USAID) yetkili ağızlarından duyamazsınız. Ancak fazla popüler yapılmayan gayri resmi konuşmalardan veya yayınlanan kitap ve raporların satır aralarından çıkarabilirsiniz gerçek hareket noktasını. Bundan 250 yıl öncesine, "eşitlikçi" ve "hürriyetperver" Benjamin Franklin'in artık pek vurgulanmayan şu sözlerine dönelim: "Safkan beyaz ırka mensup insanların sayısı, dünya nüfusu içinde o kadar az ki." Bu sözler, Franklin'in Kızılderili ve zencilere karşı takındığı ilginç tavrın bir gerekçesi olabilir miydi acaba? Zira bunlar, "... beyaz nüfusun artmasını engellemekteydi." Franklin'den 150 sene sonra, bu yüzyılın başlarında ABD'nin meşhur başkanlarından Theodore Roosevelt'in İngiliz dostlarına yaptığı çağrıda sayıca üstün olan Asyalı, Güney Amerikalı ve Doğu Avrupalılara yönelik başlatılacak olan bir "beşik savaşına" değinmiş olmasında da aynı hissiyatı yakalamak mümkün. Bu çağrı okyanusun bu tarafından, İngiltere'den kısa sürede yankı bulmuş olsa gerek. Nitekim ünlü İngiliz filozof Bertrand Russell, Evlilik ve Ahlak isimli kitabında şu satırlara yer verir: "Doğum oranlarındaki azalış, Batı Avrupa'nın tümünde bütün hızıyla devam etmektedir... Dünyanın en güçlü ülkeleri, eğer bu süreci tersine çevirebilecek önlemleri bugünden almazlarsa, yerlerini yakın bir gelecekte diğer milletlere kaptıracaktır. Bunlar buraları sıradan bir üreme yöntemiyle ele geçireceklerdir... Kısa süre içinde nüfus kontrolü politikalarının hayata geçirilmesi elzemdir." Russell'ın sözlerinin ispatı, yüzyılın sonuna doğru Güney Afrika'dan çıktı. 1951'de ülkedeki beyazların zencilere oranı kontrol edilebilir bir rakam olan üçte bir idi. Ancak daha bir nesil bile tükenmeden zenci nüfus, beyazların yedi katı bir rakama ulaşınca, beyazlar istemeyerek hükümeti devretmek zorunda kaldılar. Aynı gelecek, başta ABD ve İsrail olmak üzere pek çok ülkeyi bekliyor. Batı, Güney Afrika'dan dersini almıştır. Geleceğin demokratik dünyasında, rakamların kontrol edilebilir oranları aşması, bugünün devlerinin en korkulu rüyası. Soğuk Savaş, Medeniyetler Çatışması derken şimdi de Beşik Savaşlarına sahne olacak dünya.
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |