|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
"Bu bir Kürt sorunudur" hüküm cümlesiyle özetlenen ifadenin en azından bir kısmı Kürt olmayan unsurlarla ilgilidir. Yani ortada bir sorun varsa bu sorunu konuşması gerekenler Kürtlerden önce başkalarıdır. Yani bu ülkede yaşayan insanların gerçekten birbirlerini anlaması, sorunlarını çözmesi ve en azından bir arada yaşamaları arzu ediliyorsa bunun yolu siyasilerin ve pek çok liberal ve de aydının sandığının tersine sorunun adını "Kürt sorunu" koymaktan geçmiyor. Türkiye'de yaşamakta olduğumuz sorunları çözmenin yolu illa ki bir etnik isim eki eklenerek yapılacak förmülasyonda aranması isteniyorsa bunu adı "Kürt sorunu" değil 'Türk sorunu'dur. Evet, Türkiye'de her şeyden önce konuşulması gereken bir 'Türk sorunu' vardır. Ve bu 'Türk sorunu'nu doğru tanımlayıp, çözüme kavuşturmadıkça ne Kürt ne Laz gibi yenileriyle çeşitlenecek etnik kökene indirgenen sorunlar çözülebilir ne de bu ülkeye sahip çıkacak bütünlüklü bir irade ve bilinçten bahsedilebilir. Ve ya tüm sorunlar aslında var olan bir Türk sorunundan neşet etmektedir. Türk sorunu'nun varlığından söz etmemizi gerçek ve geçerli kılabilmek için iki farklı düzeyde ele almak durumundayız. Türklerin kendilerine bakışına yansıyan bir Türk sorunu ile Türklerin kendi dışındakilere daha doğrusu kendileri ile bir/likte diğer/ler/i arasındaki ilişkiye değer katan, özel kılan cevheri iptal eden Türk sorunundan bahsediyoruz. Türk sorunu her şeyden önce Türklerin kendilerine bakışını alt üst eden, çözen, dağıtan, parçalayan ve yine Türklerin 'tarihi Türklük'e bakışını, ilişkisini, anlam çerçevesini yabancılaştıran bir olgu, modern bir sapmadır. Kendini Türk olarak bilenlerin Türklük tanımına tarihi birikimi içinde kattıkları anlam ve misyon olarak yükledikleri her ne varsa hepsinin içinin boşaltıldığı, kendilerine tarih ve bu topraklara karşı anlam kazandıran tüm değerlere yabancılaştırıldığı için ortada bir Türk sorunu vardır. Bu Türk sorunu, Türklerin tarihi, geleneği, kültürü, hatta dili ile yabancılaşmasına yol açmış modernizasyon adına tarihin gördüğü en büyük yabancılaşma sürecine icbar edilişinin adıdır. Bu sorun, Türklük tanımını dini, tarihi, kültürel tüm bağlamlarından kopararak yeni bir Türklük tanımı yapan seçkinler her şeyden önce somut olarak, kendini Türk bilenlere karşı yabancılaşmalarıyla ortaya çıkar. Tarihi anlam çerçevesinde Türk'e yüklenen etnik olmaktan çok kültürel ve dini kavramsallaştırmaya yabancılaşan bu nev-zuhur tanım, sadece Anadolu ve misak-ı milli sınırları içindeki değil üç kıtadaki Osmanlı bakiyesi unsurlarla Türkleri birbirine karşı yabancılaştırmıştır. Hatta Balkanlar'da dini aidiyet yerine kullanacak kadar var oluşsal bir anlam çerçevesinden kopartılan içi boşaltılmış bir Türklük tanımı modern olduğu kadar kaotik ve parçalayıcıdır da. Modern Türklükle kadim ve gerçek Türklük tanımı yani seküler değerlerle anlamlandırılmaya, içi doldurulmaya çalışılan Türklük, Müslümanlıkla alakasını kaybettikçe seçkinlerin Türklüğü haline gelmiş; Anadolu'yu Müslümanlıkları sayesinde yurt edinen, bir medeniyet kuran Türklükle hissi ve geleneksel bağını koruyan geniş kitlelerle temasını koparmıştır. Sessiz yığınlarla seçkinler arasındaki 'iki farklı Türklük'ün ortaya çıkması aslında Anadolu'da bir değer ifade etmeyen etnik, ulusçu kategorileşmeye yol açarken, modern kimliklerin kutsadığı ulusçuluk Balkanlarda olduğu gibi hem Türklüğe dini bir anlam katan kullanımını hem de Türklüğün dinle olan ilişkisini koparmayı maharet bilmiştir. Türklüğün dinle ilişkisinin koparılarak sekülerize edilmesi totaliter yanı öne çıkan bir siyasal ideolojiyle ilişkilendirilebilir ancak. Modern ulus-devletin ulusçuluğun sonucu değil, ulusçuluğun ulus-devletin bir sonucu olması bu totaliter özelliğin altını çizer. Türklük sorunu ilkin Türklerin hesaplaşması gereken bir kırılmaya işaret ederken bunun uluslar arası bir operasyona dönüştürülen etnik boyutu daha fazla öre çıkarıldı. Türklerin kendilerine bakışlarında ortaya çıkan kırılma, Türklerin kendi dışındakilerle olan ilişkileriyle kendini hissettirdi daha çok. Bu nedenle Türk sorunu bastırılmış bir sorun olarak uluslar arası sistemin sorun etmediği, hatta teşvik ettiği bir sosyal gelişim olarak algılandı. Eğer bir Türk sorunundan bahsetme cesaretini gösterebilseydi aydınlar Kürt ve benzeri sorunların ne kadar ikincil kaldığını görebilirlerdi. Türklerin birlikte vatan kurdukları Osmanlı bakiyesi unsurlarla ilişkilerini sekülerize edilmiş bir Türklük tanımı içine sıkıştırması, ortak bağı oluşturan, hem birlikteliklerine hem etnik tanımlarına anlam kazandıran Müslümanlıkla olan ilişkilerinin terk edilmesi anlamına geldi. Müslümanlıkla ilişkisi boşaltılan modern Türklük gibi Müslümanlıkla ilişkisi boşaltılan Kürtlük modernleşmenin ileri aşaması olarak dini referans alan tanımlamalara karşı seçkin ve resmi Türklükten destek gördüğü bile söylenebilir. Türk sorunun ortaya çıkaran modernleşme projesi ile siyasal bir hareket olarak Kürt kartını kullananların ideolojik yakınlaşması hayli ilgi çekicidir. Kürtlerin sekülerize edilerek çağdaşlaşmasını, aydınlanmasını gerçekleştiren seküler Kürt şeflerle Türk seçkinlerinin Müslümanlık karşısındaki tavrı örtüşür. Bu noktada seküler Kürtlük sosyal dönüşüm açısından ileri bir aşama, din gibi bir değeri aşmış bir aydınlanma olarak alkışlanması tesadüf değil. Şimdi, Kürt ve Türkleri birleştirecek ortak payda olarak din dışında aranacak her türlü referans bir Kürt sorunu kadar Türk sorunu da üretmeye mahkumdur. Başbakanın Kürt sorunu tanımlaması liberal değerler açısından anlamlı olabilir. Hatta AB'nin tanımladığı insan hakları, azınlık hakları çerçevesinde de değerlendirilebilir. Sorun Türklerle Kürtler arasındaki bağı yok sayacak referans istemeni kabul edip etmemek, yani tarihi ve kültürel paradigmanın terk edilmesidir. Kürt sorunu tanımı Türk sorunundan bağımsız ele alınamaz. Türkü varoluşsal değerlerine yabancılaştıran modern değerler benzer biçimde ortaya yeni kimlikler çıkarırken her yeni etnik kimlik kendi tanımına yabancılaşan kendi seçkinlerini üretmektedir. Kürt sorunu üzerinden siyaset yapanlar sadece uluslar arası siyasetin uzantısı olmak açısından değil, Türk sorunun da bir parçası olarak görülmelidir. Bu da sadece Türklerin değil, meseleyi etnik temele indirgemeyecek kadar temelden kavrayanların ele alması gereken bir sorumluluk ister.
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |