|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Kara Kuvvetleri eski Komutanı Orgeneral Aytaç Yalman'ın; donemin Başbakanı Bülent Ecevit'in "Amerika, Öcalan'ı niye teslim etti, hâlâ anlayabilmiş değilim" sözlerine verdiği cevap, bugün Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu en büyük krizin kaynağına ve niteliğine ilişkin derin bir zaafı ortaya koyuyor. Bu gerçeğin o zaman ortaya konulmaması, sürece destek verilmesi, Türkiye'ye dayatılan politikalara devam edilmesi ve bilindiği halde susulması ne oluyor şimdi? Bilip de susanlar da Türkiye'ye ödetilmeye çalışılan ağır bedelin sorumluları değil mi. Öcalan yakalandığında bölgede görev yapan 2. Ordu'nun komutanı olan Yalman'ın, "Bu olay terörün bir süre baskı altına alınmasına yardımcı olmuştur. Ancak bugün ortaya çıkardığı sonuçlar itibarıyla üzerinde düşünülmesi gereken bir olayın da başlangıcı olmuştur. (…) Öcalan'ın yakalanmasıyla Barzani ve Talabani'ye ciddi bir alternatif olma ihtimali ortadan kaldırılmış ve bölgedeki gücünün pasifize edilmesiyle Kürt liderlere siyasi, askeri alanda geniş bir manevra sahası sağlanmış, daha rahat hareket edebilmişler ve Amerika'ya kendilerini daha bağımlı hissetmeye başlamışlardır" sözleri, Türkiye'nin 1990'lardan bugüne izlediği, aslında Türkiye'ye dayatılan ABD-İngiliz stratejisinin parçası olan politikaların acı sonuçlarını ortaya koyuyor. Yıllarca Çekiç Güç'ün Türkiye'nin üstünde bir irade tarafından bölgede tutulması, her iktidarın sorgulamadan süreyi uzatması, süre uzatımına ilişkin Meclis oylamalarında kimsenin bir itiraz bile ileri sürmemesi de aynı stratejilerin parçalarıydı. Sadece PKK, Kürt sorunu ya da güvenlik sorunları değil, o dönemde Türk dış politikası çok ciddi biçimde sorgulanmadan, Türkiye'nin geleceğe yönelik bir perspektif geliştirmesi imkansız. Kuzey Irak'tan yeni Ortadoğu düzenine, Kafkaslar/Orta Asya'dan İran'la ilişkilere, 11 Eylül öncesi AB'ye bakıştan küresel terör operasyonlarına, Rusya ve Çin ile ilişkilerden Hindistan'la eksen oluşturma projelerine kadar, Türkiye'nin Soğuk Savaş sonrasına ilişkin öngörüsüzlüğünün oluşturduğu boşluk ABD, İngiltere ve İsrail tarafından dolduruldu. Sovyetler'in çözülmesinden sonra bütün dünya pozisyonunu yeniden belirlerken Türkiye, ABD ile yakın olmasının rehavetine kapıldı. Hem yakın bölgesi hem de küresel gelişmelere ilişkin hiçbir tez üretmedi ve dış politikasını ABD'ye endeksledi. 1996'larda bir ABD projesi olarak kurulan Türkiye-İsrail-Ürdün ekseninin hedefi, ABD ve İngiltere'nin İsrail'le birlikte bugün kurmaya çalıştığı yeni Ortadoğu düzeniydi. Ankara, hiç sorgulamadan projenin önünde yalın kılıç mücadele etti. Ancak dört-beş yıl sonra gözünü açabildi. O da kendi öngörüsüyle değil, dünyada ve bölgedeki gelişmelerle oldu. Türk-İsrail ekseninin hedefleri şimdi Türkiye için birinci tehdit haline gelmedi mi? "İslamcıları tasfiye etme" projesi Türkiye'nin gözlerini o kadar kararttı ki, Soğuk Savaş yılları boyunca müttefiki olan güçlerin ve Soğuk Savaş sonrası en önemli müttefiki İsrail'in bölgeye yönelik projelerinin kendisi için ne büyük tehlike haline geldiğini göremedi. Hala da tam olarak görebilmiş değil. O zaman bu politikaları uygulayanlar şimdi yakınıyor. O zamanlar ABD'nin Kürtlerle ilgili projelerinin Türkiye'deki Kürtler üzerinden değil, Kuzey Irak'lı Kürtler üzerinden uygulandığını bilmiyorlar mıydı? Bütün dünyanın bildiği bu gerçeği yeni mi anladılar? O dönemde, yani ABD-Türkiye ve İsrail bütün Ortadoğu'yu yeniden dizayn etmeye giriştiğinde Avrupa ülkeleri Türkiye'deki Kürtlere yönelik ilgilerini daha da artırdılar. Ancak 11 Eylül sonrası değişen küresel şartlar, buna bağlı olarak ABD'nin Ortadoğu ve Orta Asya'ya yerleşmesi, AB'yi bu iki bölgenin dışına itmeye çalışması ve bölgedeki bütün ülkeleri derinden sarsacak Kürt kartını ele geçirmesiyle Türkiye ile AB arasındaki yakınlaşma gerçek bir zemine oturdu ve AB'nin Türkiye merkezli olarak meseleye bakışında değişiklikler yaşanmaya başladı. Şimdi ABD hem Kuzey Irak hem Türkiye, hem İran hem de Suriye'deki Kürtler üzerinde tek belirleyici güç oldu. İsrail'in bölgedeki çalışmalarını, İngilizlerin çalışmalarını hemen unutuverdik. Türkiye'nin kaderine hükmedenler bu gelişmeleri izleyemediler mi? Burada bir öngörüsüzlük, vizyon eksikliği mi var? Yoksa bir ihanet mi? Bu projelerin Türkiye ayağında irade kullananlara sorulacak soru yok mu? Türkiye'nin, bu ülkede yaşayanların ortak çıkarlarının üstünde hangi irade bizlere bu bedeli ödetiyor şimdi? O irade için hizmet verenlerin sorumluluğu ne olacak? Hangi irade bütün ortak değerleri tüketip bizleri böyle bir şaşkınlığa, karamsarlığı, öfkeye ve kavgaya sürükledi? Ve hangi irade şimdi bu sorunu çözme ehliyetimizi elimizden alıyor? Bırakın çözme ehliyetini ve iradesini, bu konuda inisiyatif almaya bile şiddetle müdahale ediliyor. "Türkiye'nin böyle bir sorunu yoktur" diye tutturanlara ne demeli? Şunu demeli: Evet Türkiye'nin böyle bir sorunu yok. Bütün bölgenin böyle bir sorunu var ve bu, hızla bir dünya sorunu haline geliyor. "Bu terör sorunudur, bu güvenlik sorunudur, bu sosyal ve kültürel haklar sorunudur" nakaratını tekrarlayanlar, aslında 1991'de başlatılan ve hepimizi uyutan bir sürece bilerek ya da bilmeyerek destek veriyorlar. Türkiye ile ABD arasındaki PKK pazarlığının hiçbir anlamı yok. Sorunu oraya hapsetmek bizleri yeni bir yanlışa mahkum etme amacı taşıyor. ABD PKK'yı tasfiye eder, etmeye çalışır, bu konuda Türkiye'nin her talebine evet diyebilir. Bu bölgeye yönelik projeleri değiştirmeyecektir. PKK'yı koruyabilir de… Tıpkı Irak'taki Halkın Mücahitleri Örgütü'nü koruduğu, İran'daki Kürt silahlı grupların liderlerini Irak'a çağırıp talimat verdiği gibi. İkisi de, meselenin özünde bir değişikliğe yol açmayacak. Türkiye'nin bütün enerjisini PKK'ya yoğunlaştırması, meselenin genelini ertelemesi anlamına geliyor. Ancak bölgenin zaaflarının istismar edildiği, yirminci yüzyılın başlarına adeta yeniden döndük. Eski defterlerin karıştırıldığı, yeni hesapların yapıldığı bir dönemdeyiz… Bu hesaplara müdahale edemezseniz, Güneydoğu'daki bütün illeri İzmir yapsanız bile sonuç alamazsınız...
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |