|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Bundan tam 13 yıl önce, yine böyle sıcak bir yaz günü, ANAP milletvekili Adnan Kahveci Sirkeci'de, o zaman yabancı basın merkezi olarak kullanılan Sepetçi Kasrı'nda bir basın toplantısı yapıyordu. Konu Kürt sorunu idi. Kahveci'yi, mensup olduğu ANAP o tarihlerde iktidarı kaybettiği, kendisi de bakan olmadığı için olsa gerek, çok az sayıda gazeteci izliyordu. Kürt meselesine ilişkin, hem de böyle adı konularak yapılan bir basın toplantısına gazeteler daha başından sıcak bakmamışlardı. Hatta bir kısmı "Acaba Adnan Kahveci bu meseleyle niye ilgileniyor?" bile demişlerdi. Kahveci, daha önceden toplantıya katılanlara dağıttığı basılı metnin girşine şöyle bir başlık atmıştı: " Kürt sorunu nasıl çözülmez? Bir çözüm paketi önerisi". Kahveci, Kürt meselesinin çözümü için somut ve kapsamlı öneri üreten hemen hemen kimsenin olmadığını söyleyerek sözlerine başlamış ve "Bu konuda hiçkimse kusurlu olduğunu kabul etmemektedir" diyerek geçmişte bu konuda hatalar yapıldığını vurgulama ihtiyacı duymuştu. Arkasından, "Sorun şimdiye kadar niçin çözülememiştir?" sorusunu sorarak, yine kendisi cevaplamış, "Çözülememesinde en önemli husus Türkiye'nin bunu çözecek demokratik olgunluğa erişememesidir" demişti. Sonra yine, "Kürt sorunu çözülmezse ne olur?" diye sorarak şöyle devam etmişti: "Demirel-İnönü hükümeti (o zaman iktidarda DYP-CHP koalisyonu vardı) Kürt sorununun çözümünü yine zamana bırakmıştır. Sorunun çözümünü zamana bırakmak, yapılabilecek en büyük yanlıştır. Şimdi 'Adnan Kahveci ne diye bu işe bulaştı?' diye sorulacaktır. Bazı arkadaşlarım, 'Aman, bu konuları gündeme getirme, siyasi hayatın biter. Yıpranırsın' dediler. Benim inancım şudur: Kürt meselesi, bugün Türkiye'nin en önemli gündem maddesi haline gelmiştir. Eğer bu meseleye ciddi teşhis konmazsa ve ciddi çözümler uygulanmazsa Türkiye iç harbe sürüklenir. Benim, milletvekili olarak görev ve sorumluluğum, Türkiye'nin sorunlarına teşhis koymak ve çözüm üretmektir. Teşhislerim ve çözümlerim, toplumun büyük çoğunluğunun tepkisini çekse de, anlaşılmasam da, bu görevi yapmak mecburiyetindeyim. Çünkü herkes korkup sessiz kalırsa, Türkiye felakete doğru gidecektir. Eğer, Kürt meselesi üzerinde somut adımlar atılmazsa, sorun daha da kangrenleşecektir." Adnan Kahveci 13 yıl önce bu cesur lafları ettikten sonra sormuştu: "Çözüm var mıdır?" Ve yine kendisi cevabını vermişti: "Çözüm vardır. Ama, uygulaması siyasi otoritenin tam olarak etkinliğini göstermesine bağlıdır. Askeri çözümle hiçbir ülke çözüme ulaşamamıştır. Askeri çözümler her zaman iç harbi getirmiştir. İlk iş olarak Türk toplumunun şunu kabul etmesi gerekir: Demokratikleşme ne kadar olursa olsun bölücü terör durmayacaktır." O zamanki şartlarda Kahveci'nin söylediği bu cesur lafların benzerini, ancak aradan 13 yıl geçtikten sonra, Başbakan Tayyip Erdoğan, -o da bu kadar doğrudan değil- söyleyebilmiştir. Kahveci'ye gelince... Bu cesur lafları ettikten ve medya tarafından neredeyse hiç görülmeme, yok sayılma cezasıyla cezalandırıldıktan yaklaşık altı ay sonra, arkadaşlarının söylediği gibi belki meslek hayatı sone ermedi ama, tartışmalı, hatta şaibeli bir trafik kazasıya aramızdan ayrıldı... Türkiye ise daha önce kaybettiği onlarca yılın yanısıra bir 13 yıl daha kaybederek bugünlere geldi. İşbaşındaki Demirel-İnönü koalisyonunun, 'askerlere karşı "salla başını, al maaşını" politikası ile ne sorun çözüldü ne de Türkiye onların ifadesi ile 'terör belasından' kurtulabildi. Şimdi Başbakan Erdoğan'ın girişimi ile meseleye yeniden aynı persfektifle yaklaşma umudu doğdu. Erdoğan'ın attığı barış adımları ve verdiği uzlaşma mesajlarının Kürt kesiminde yankı bulduğunu görüyoruz. Nitekim, Kürt cephesinden bu adımlara ve mesajlara karşılık bazı kararların alınacağına ilişkin belirtiler ortaya çıkmaya başladı bile. Kongra-Gel Genel Başkanı Zübeyir Aydar PKK'nın ateşkesten de öte silah bırakma kararı dahi alabileceğini açıkladı. Tabii bundan önce pratik olarak ateşkesin gerçekleşmesi gerekiyor. Zaten Başbakan Erdoğan'ın Kürt sorunu çerçevesinde yaptıkları açıklamaların içinin doldurulabilmesi ve adımların devam edebilmesi açısından silahların da susması gerekiyor. Öte yandan DEHAP, Leyla Zana ve eski DEP milletvekillerinin öncülüğünde yola çıkan Demokratik Toplum Hareketi'ne (DTH) katılma kararı aldığını resmen açıkladı. Bu, belki daha önce alınan bir kararın uygulanması olmaktadır ama, kararın alınması ve açıklanmasındaki zamanlama, Erdoğan'ın attığı barış adımının devamına bir şans tanıma anlamı taşıyan simgesel bir işaret niteliğindedir. Daha ortada bir şey yok. Kabul. Bu süreç çok zor bir süreçtir. Bu da kabul. Ama şöyle bir gerçeklilik var ki, bu konuda herkesin oturup düşünmesi gerekir: Ya barış adımlarını sürdüreceğiz, ülkede akan kanın, çatışmanın önüne geçeceğiz; ya da, -ben Adnan Kahveci'nin Kürt meselesi hakkında söylediği, "Bu mesele hakkında ciddi teşhis konmazsa ve ciddi çözümler uygulanmazsa Türkiye iç harbe sürüklenir" lafını tabii ki telaffuz etmek istemiyorum- memleketin göz göre bir kaos ortamına sürüklenmesine göz yumacağız.
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |