|
T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
![]() | ||
| Y A Z A R L A R | 1 ARALIK 2005 PERŞEMBE | ||
|
|
Gazetelerin asker taleplerini, kimi paşaların siyasi mesajlarını kamuoyuna taşıması çoğu zaman ordunun siyasete müdahalesi aracı olmaktan başka anlam taşımıyor. Son günlerde gazete sayfalarını bu türden haber ve açıklamalar sıkça meşgul etti. Askerin kendi içine açıklamaları, generallerin ülkenin dış politikası ve Güneydoğu sorununu yönlendirici beyanatları, ulema krizi, içki yasağı, Göztepe Camisi tartışmaları, yaratılmaya çalışılan gerginlik atmosferi tek bir adrese işaret ediyor: "Krizi yükseltmek, hükümetin meşruiyetini yaralamak ve mümkünse erken seçimleri zorlamak..." Ne var ki 28 Şubat günlerinde değiliz, "bu tür girişimlerin pek karşılığı yok. Toplumun bu tür adımları ciddiye aldığı de yok..." Şu açık: Bu adımlar hedeflenen krizleri üretmeyecek... Buna karşılık bu tür adımların Türk siyasi sisteminin, Türk toplumu ve basınının demokratikleşmesini geciktirdiğine şüphe yok... Bu tür durumlar şeffaflığı ortadan kaldırıyor, toplumu devre dışı bırakıyor, saray kavgalarını ülkenin ana çatışma ekseni kılıyor, siyasetin meşruiyetini zedeleyip, alanını daraltıyor... Nitekim Türkiye'nin en büyük sorunlarından birisi hâlâ "siyasi alanın daralması, siyaset mekanizmasının zaten eksik olan gücünün her krizde biraz daha kırılması"dır. Her saray kavgası sonrasında "siyasetçiye öfkeden kaynaklanan ama sonunda siyasi mekanizmayı hedef alan bir siyasallaşmanın üremesi"dir. Bu tehlikedir çünkü: Siyasi alanın yetkilerinin devlete aktarılması, "temsili meşruiyetin zedelenmesi"ne ve "toplumsal taleplerin katılımın devre dışı bırakılması"na, "siyasi kararlara katılma kanallarının tıkanmasına" zemin hazırlar. Kısacası "siyaset-toplum arasındaki kopukluğa yol açar". Bu kopukluk ise toplumu demokratik kurallar içinde yönlendirmeyi imkansız kılar. Böyle oldukça "yönetimden devlete uzanan, otoriterleşmeyi tahrik eden, tahrik ettikçe sorunları azdıran bir kaosa işaret eder". Tehlikelidir çünkü siyasi alanın daralması aynı zamanda "siyasetin doğal işlevlerinden de arındırılması" demektir. Çünkü siyaset tartışabilmek; kararları müzakere ederek almak demektir. Siyaset temsil demektir; bir ya da birden çok kesimin ortak isteğini hem siyasal hem toplumsal alana taşımak demektir. Bir toplumdaki farklı beklenti, öneri ve taleplerin belirli kurallar, yasalar, ilkeler çerçevesinde karşı karşıya gelmeleri, birbirlerini etkileyerek kararlara zemin oluşturması demektir. Siyaset alanı daraltılınca, siyasi alana, etik ve kural yerine, kişiler ve gruplar arasındaki ilkesiz çıkar kavgalarının, makro politikalar yerine güçlenmeye yönelik rant kavgalarının hakim olması şaşırtıcı olmaz. Siyasetin ilkesiz, kuralsız bir "oyun" halinde dar çıkarlara endeksli olması, devletçi tutum ve yapılanmanın örneğin askeri otoritenin siyasi konumunun siyasi partiler tarafından tartışılmasına da, değiştirilmesine de engeldir. Böyle olunca "ülkede usulleri hafifseyen, hatta dışlayan bir esaslar rejimi egemen olur". Usullerin tayin etmediği esasları güç ilişkileri tayin eder. Hukuk devleti yerini devletin hukukuna, içine kapalı bir siyasetin hukukuna bırakır. Ve gün gelir; devletçiliği ve milliyetçiliği siyasetin alternatifi haline getiren, siyasetin ölümüne imza atan, partilerin siyasi sinirlerini alan bu eğilimin kendi siyasi partileri doğar. İşte o zaman siyaset içinden üreyen "rant kavgaları ve çıkar çatışmaları kapanı"nın dışında, ikinci bir kapanın içine düşer... Sonuçta zarar gören ülke olur... Basının işlevi siyasetin olgunlaşmasına katkıda bulunmaktır, kısırlaşmasına değil... Keser döner sap döner. Bu kısırlaşma basını da vurur...
|
![]()
| ||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |