T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 1 ARALIK 2005 PERŞEMBE
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Karikatür
  Bugünkü Yeni Şafak
 
  657'liler Ailesi
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  Hayat
  Kültür-Sanat
  Nar-ı Beyza
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Davut DURSUN

Mekke Zirvesi ve üst temsil

7-8 Aralık günlerinde Mekke'de olağanüstü olarak toplanacak olan İslam Zirve Konferansı'na Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in katılmama kararı farklı eleştirilere yol açmaktadır. Sayın Cumhurbaşkanı'nın bu tercihi değişik yorum ve değerlendirmelere konu olmuştur.

Önce Türkiye'nin İslam Konferansı Teşkilatı (İKT)'yla olan çeyrek asrı geçen ilişkilerine kısaca göz atalım. Birleşmiş Milletler Teşkilatı'ndan sonra dünyanın en büyük organizasyonu olan İKT, Türkiye'nin fiilen en aktif üyelerden biri olduğu bölgesel bir kuruluştur. Teşkilatın en üst seviyedeki karar organı olan ve kısaca İslam Zirve Konferansı olarak anılan İslam Ülkeleri Devlet ve Hükümet Başkanları Konferansı normal şartlarda üç yılda bir defa üye ülkelerden birinde toplanan İslam dünyasının en önemli organıdır.

İlk İslam Zirvesi 1969 yılında Fas'ın Rabat şehrinde toplanmış ve İslam Konferansı Teşkilatı'nın kuruluşunun ilk adımını atmıştır. Arkasından sıra ile Lahor (Pakistan 1974), Mekke/Taif (Suudi Arabistan, 1981), Kazablanka (Fas, 1984), Kuveyt (Kuveyt, 1987), Dakar (Senegal, 1991), Kazablanka (Fas, 1994), Tahran (İran, 1997), Doha (Katar, 2000) ve Putrajava (Malezya, 2003) konferansları gerçekleştirilmiştir.

Türkiye'nin İslam Zirve Konferansları karşısındaki tutumu, genelde İslam dünyasıyla ilişkileri ve İKT'ye karşı duruşuyla yakından ilgili olmuştur. Bilindiği gibi Soğuk Savaş yıllarında Türkiye Batı dışı dünyaya karşı son derece rezervli ve sınırlı bir ilişki içerisinde bulunmuştur. 1965 yılına kadar tamamen Batı yanlısı ve Batı dışı dünyayı ihmal eden bir siyaset izlemiştir. Altmışlı yılların ortalarından itibaren çeşitli sebeplerin etkisiyle Batı ile olan ilişkilerini koruyarak Batı dışı dünya ile de ilişkileri belli ölçüler dahilinde geliştirmeye yönelmiştir. Bu cümleden olarak hem Doğu Bloku ülkeleriyle, hem de Üçüncü Dünya ülkeleriyle ve özellikle de İslam dünyasıyla ilişkileri geliştirmeye yönelmiştir. Ama yine de ciddi bir tedirginlik ve ihtiyatlılık refleksinin egemen olduğu söylenebilir.

Seksenlere kadar Türkiye İKT içerisinde düşük düzeyde temsile önem vermiştir. Nitekim Zirve Konferanslarında başbakan veya dışişleri bakanları düzeyinde, dışişleri bakanları düzeyindeki konferanslarda ise büyükelçi düzeyinde temsile dikkat etmiştir.

Türkiye'yi ilk İslam Zirvesi olan Rabat Zirvesi'nde Dışişleri Bakanı İ. S. Çağlayangil, ikinci zirvede Dışişleri Bakanı Turan Güneş, üçüncü zirvede ise Başbakan B. Ulusu temsil etmiştir. Türkiye ilk defa devlet başkanı düzeyinde 1984'teki Kazablanka Zirvesi'nde Kenan Evren tarafından temsil edilmiş ve büyük bir prestij kazanmıştır.

1984'teki dördüncü zirveden bu yana devlet başkanı seviyesinde temsil edilen Türkiye, önümüzdeki Olağanüstü Mekke Zirvesi'nde daha alt seviyede temsil edilmiş olacak.

Türk dış politikası açısından bunun belli bir anlamının olduğu açık. Baştaki alt seviyede temsilden belli bir tarihten sonra en üst seviyede temsile geçildikten sonra yeniden alt seviyeye düşülmesinin normal bir gelişme olmaması gerekir. Özellikle de Türkiye'nin Ortadoğu ve İslam dünyasının demokratik yönde dönüşümünün temini noktasında önemli roller oynamaya yöneldiği bir dönemde bunun gerçekleşmesi birtakım soru işaretlerini çekecektir.

Diğer yandan bu olağanüstü zirvenin gerçekleştiği döneme ve gündemindeki konulara bakmak gerekir. İslam dünyası 19 ve 20. yüzyılın emperyalist sömürgeci ve sömürgeciliğin tasfiyesi bağlamında izlenen global politikalar bağlamında dizayn edilmiştir. Bunda özellikle İngiltere ve Fransa gibi sömürgeci devletlerle Amerika Birleşik Devletleri'nin büyük payı var. İslam dünyasının teşekkül ettiği dönemin nitelikleri ve hegemonik güçlerin hedefleri asla unutulmamalı.

Bugün dünya büyük bir değişim ve dönüşüme sahne oluyor. Bu değişim ve dönüşüm konusunda en sorunlu coğrafyanın İslam dünyası olduğu gözleniyor. İslam dünyası da değişecek ve dünyanın gidişine ayak uyduracak, ancak bunu nasıl başaracağı ve günün tercihlerine uygun bir yapılanmayı gerçekleştirip gerçekleştiremeyeceği en önemli sorundur. Bu süreçteki en temel soru bu dönüşümde Türkiye'nin nasıl bir rol oynayacağıdır.

İşte tam da böyle bir zaman diliminde İslam Zirvesi toplanıyor. Dahası bu zirvenin gerçekleştiği dönemde İKT'nin genel sekreterlik koltuğunda Türkiye'den E. İhsanoğlu'nun oturuyor olmasıdır.

Diğerleri bir yana sadece İhsanoğlu'nun teşkilatın yenilenmesi konusundaki önerilerine en yüksek seviyede destek vermek ve Türkiye'nin bu konudaki kararlılığını göstermek için Zirve'de en üst düzeyde temsilinin hayati bir konu olduğu unutulmamalıdır. Türkiye aradan geçen bunca yıl sonra yeniden alt seviyede temsile dönmemelidir.

Geri dön   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi