T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
G Ü N D E M 1 ARALIK 2005 PERŞEMBE
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Karikatür
  Bugünkü Yeni Şafak
 
  657'liler Ailesi
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  Hayat
  Kültür-Sanat
  Nar-ı Beyza
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Fatiha okumadan kızımı evden asla çıkarmam

Yeşilçam’ın utangaç liseli kızı Necla Nazır, şimdi kızını büyüten bir anne. Ve bir anne olarak görevini “Onu Allah sevgisiyle büyütmeye çalışıyorum” diye dile getiriyor.

Ayşe
Olgun

Henüz 16 yaşındayken “sinema güzeli” olarak tanıdık onu. Ardından Yeşilçam’ın güzel ve masum yüzlerinden biri haline geldi. Bir fabrikada işçi olarak çalışırken bir anda Türk halkının gönlüne yerleşen genç oyuncu, bu şöhrete hiç alışamadı. Düşünen ve hisseden bir genç kız olarak, yaldızlı dünyanın arkasında yaşananları içine sindiremeyince tercihini “annelikten” yana kullandı.

RÜYANIN İZİNDE

Kızı Tuğçe’yi dünyaya getirdikten sonra tasavvufla tanışan Necla Nazır, önce Kur’an-ı Kerim okumayı öğrenmiş, ardından namaz kılmaya başlamış. Bunun nedenini, “küçük yaştan beri görmeye başladığı mistik rüyaların izinde gitmesine” bağladığını anlatıyor. Sinemanın renkli hayatının kendisini içine almadığını, sadece geçim derdiğiyle o ortamda bulunduğunu söyleyen Nazır, bunun sebebini de çocukluğundan beri düşkün olduğu evliyaların manevi etkisiyle açıklıyor: “Ünlü olduğum ilk zamanlarda bir rüya görmüştüm. Ayakları yeryüzünde, başı gökyüzüne uzanan bir adam elimden tutup beni yukarı çekti. ‘Siz kimsiniz?’ dedim. ‘Zamanı gelince öğreneceksin’ dedi. Sinemayı bıraktığımda rüyamda bahsedilen ‘zaman’ gelmişti.”

Kızı Tuğçe’den örnek vererek, anne-babaların, çocuklarını kötülükten korumak için öncelikle onlara dini bilgilerini doğru ve yeterli bir şekilde vermeleri gerektiğini vurguluyan Nazır şöyle konuşuyor: “Her pazar çocuklarının ellerinden tutup kiliseye giden Avrupalılar gibi bizim de çocuklarımızın elinden tutup camilere götürmemiz gerek. Çocuklarımıza Allah’ı sevdirirsek onları ancak o zaman kötülüklerden korumuş oluruz. Kendi öz kimliklerinden ve manevi bağlarından kopmalarını engellemiş oluruz.”

Kızı Tuğçe’yi hem dini hem de kültürel değerlerimizin ışığında bir eğitimden geçirdiğini, onu iyi bir kul olarak yetiştirme gayretinde olduğunu ifade eden Nazır, “Elhamdülillah anne olarak bu konuda üzerime düşeni yaptığıma inanıyorum. Okula gönderirken Fatiha ve Ayet-el Kürsi okumadan evden çıkarmam” diyor.

EŞARP DA OLUR ŞAPKA DA

“Kur’an’ı anlayarak okursan örtünmen gerektiğini anlarsın” diye konuşan Nazır, yaşadığı bütün bu değişimi “Bunlar benim fıtratımda vardı” diye açıklıyor. Saçını göstermeyecek şekilde örtündüğünü ama gittiği ortama göre saçlarını bazen eşarpla bazen de şapkayla kapattığını söyleyen Nazır, tesettüre uygun kıyafet bulmada zorlanınca kendi kreasyonunu kendisinin oluşturduğunu ifade ediyor. Nazır, bir noktaya da dikkat çekiyor: “Örtüyü aynı zamanda kalbe de çekip, kalbi kötülüklere karşı korumak gerekiyor.”

Geri dön   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi