|
T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
![]() | ||
| Y A Z A R L A R | 1 ARALIK 2005 PERŞEMBE | ||
|
|
Türkiye'nin 40 yılı aşkındır süren Avrupa Birliği macerasına dönüp baktığımızda, zaman zaman müthiş hayal kırıklıklarının yaşandığını, zaman zaman da küçük umut adacıklarının oluştuğunu görüyoruz. Galiba, hiçbir komplekse kapılmadan "AB rüyası"nın, yani iki "ayrı medeniyet"in çocuklarının ortak "Avrupa projesi"nde yan yana nasıl durabileceklerini esastan sorgulamamız gerekiyor. Niyetim bir "Avrupa karşıtlığı" üretmek filan değil. Çünkü, bugüne kadar Türkiye'nin AB'ye girmesini hararetle savundum, hala da vazgeçmiş değilim. Ama bu "Avrupa macerası"nın bir yerlerinde bir eksiklik var. Açıkçası bir "kan uyuşmazlığı" var. Bunu, gerek Avrupa'nın kendi içindeki Müslümanlara dönük uygulamalarında, gerekse Müslüman dünyaya ve özellikle de Türkiye'ye karşı ortaya koyduğu tavırlarında görmek mümkün. Mesela, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi... Bugüne kadar, Müslüman kimliği taşıyan insanların "hakları" konusunda hiçbir olumlu karar vermemiş. En son örnek Leyla Şahin davası... O kadar hukuku ve insan haklarını yok sayan bir karar ki, bunu ancak Avrupa'nın genetik kodlarındaki "öteki" karşıtlığı ile izah etmek mümkün. Ayrıca, tarih bize, bugüne kadar sadece aynı genetik kodlardan gelen, aynı medeniyet karekterine sahip toplumların, ülkelerin, coğrafyaların ortak projelerde buluştuğunu gösteriyor. Farklı medeniyetlerin de ayrı saflarda durduğunu... Büyük şair ve düşünür Sezai Karakoç, insanlığın durumunu, Avrupa'nın tarihsel sürecini ve Ortadoğu'nun önemini yıllar önce yazdığı bir yazıda sanki bugünün güncelliğinde ifade etmiş. Şu cümleleri, bir belge olarak dünyanın gündemine sunmak gerekiyor: "Size tarihin matematik kuralını söyliyeyim; İnsanlığın dirilişi, Ortadoğu'nun dirilişiyle doğru, Avrupa'nın dirilişiyle ters orantılıdır."
Bugünkü Avrupa'nın tutumunu, AİHM'nin kararlarının ürkütücü yüzünü doğru anlayabilmek için Sezai Karakoç'un yıllar önce yazdığı "insanlık ve biz" yazısından bazı bölümleri aynen alıyorum: "Eski Yunan, sanat ve felsefede o kadar ileri olmasına rağmen, site dışındakileri yabancı sayıyor, Yunan asıllı olmayanlara insan gözüyle bakmıyordu. Bir yabancının Yunan inanç ve hayat tarzını benimsemesi ona eşit sayılması hakkını sağlamıyordu. Denilebilir ki, Sokrates'in, toplumun yanlış inanç ve kötü geleneklerini sarsması, başarıya ulaşsaydı, insanlıkla Yunanlılar arasındaki duvarın yıkılışına ve ikisinin bir hizaya gelişine sebep olacaktı. Bunun içindir ki, onu din düşmanlığı yapmakla, gençliğin ahlakını bozmak ve alay etmekle suçladılar. ....Eski Yunan ve Roma'nın yeniden doğuşu olan Rönesans sonrası Batı ise, eskiden olduğu kadar açık yüreklilikle belli etmemekle beraber, aynı ruh ve kafada devam etmiş, insanlığın sırtında mutluluğa erişileceği düşüncesini asla terketmemiştir. İnsanlığın ezilmesi, soyulması, kırbaç altında çalıştırılması suretiyle, Avrupa, medeniyet kurabileceğine inanmış ve gerçekten medeniyet adı altında ne kurmuşsa böyle kurmuştur. ... Fransız Devrimi, Rus Devrimi, Birleşmiş Milletler Hareketi gibi tarihi oluşlar sonucunda yayınlanan belgelerdeki 'insan' sözüyle Avrupalılar ancak kendilerini kasdetmektedirler, yoksa gerçekte onlar Avrupa dışındakileri insan olarak kabul etmezler. ... Ne zaman Ortadoğu ve Müslümanlar dirilmişse insanlık da dirilmiş, ne zaman ezilmişse insanlık da ezilmiştir." Evet fazla söze gerek yok. Sanırım, Avrupa Birliği'nin müslümanlara karşı olan tavrını ve AİHM'nin kararlarını böyle bir pencereden değerlendirirsek daha sağlıklı sonuçlara ulaşabiliriz.
|
![]()
| ||||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |