T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 1 ARALIK 2005 PERŞEMBE
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Karikatür
  Bugünkü Yeni Şafak
 
  657'liler Ailesi
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  Hayat
  Kültür-Sanat
  Nar-ı Beyza
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Yasin DOĞAN

Euro-Med zirvesi Türkiye'nin vazgeçilmezliğini teyid etti

EURO-MED (Avro-Akdeniz) zirvesi Türkiye ile İspanya'nın gövde gösterisi dışında elle tutulur bir karar alamadan dağıldı.

Euro-Med'e AB'nin 25 üyesi ile Akdeniz'e sınırı olan 10 Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkesi katılıyor.

Zirvenin iki ana konusu vardı: Terörizm ve yasadışı göç.

Bu iki ayrı konu, giderek birbiriyle ilişkilendirilme istidadı taşıyor. Terörizm'den ağzı yayan Avrupa ülkelerinin önemli bir sorunu da göçmenler. Geri kalmışlık, demokrasi ve refah eksikliği, adaletsiz gelir dağılımı gibi şartların teröre zemin hazırladığı düşünülüyor. Bu yüzden Mağrip ülkelerinin göçmenler açısından daha az problemli hale getirilmesi, Ortadoğu'nun ise terör açısından sorunlarından arındırılması masaya yatırılıyor.

Maalesef zirvede terörle ilgili nihai bir deklarasyon çıkmadı. Arap ülkelerinin devlet başkanlarının bu zirveye katılmaması zaten böyle bir konuda ortak bir irade konulamayacağının ve ortak bir tanıma gidilemeyeceğinin ilk işaretiydi. İslam ülkelerinin yönetimleri işgal kuvvetleriyle savaşanlara "terörist" denmesinin ülkelerinde kendilerini sıkıntıya sokacağını düşündüklerinden bu tartışmaya girmek bile istemediler.

Zirveden çıkan bir yıllık çalışma planı sadece "bölgede siyasal çoğulculuğun yayılması, yasadışı göçe karşı işbirliği ve Güney Akdeniz ekonomilerinin modernleştirilmesi" gibi konuları kapsıyor.

Terörizm konusunda uzlaşılamamasında İsrail'in tutumu da gözden uzak tutulmamalıdır. Bu sorun var olduğu sürece ne batının İslam dünyasıyla adil bir ilişki geliştirmesi, ne de ortak adımlar atacak kadar karşılıklı güvenin tesis edilmesi kolay görünüyor.

Terör bildirgesinin çıkmaması iki noktayı daha açığa çıkarıyor:

1. AB bölgesel konularda çok zayıf bir nüfuza sahiptir. Blair'den Chirac'a, Merkel'den Berlusconi'ye kadar AB'nin devleri, Akdeniz ülkelerini ikna edememiştir. AB'nin bölgesinde ne derece "etkisiz" olduğu bir kez daha teyid edilmiştir.

2. AB bu bölgede etkin olmak için Türkiye'nin partnerliğine muhakkak surette muhtaçtır.

Gerek Ortadoğu'nun barış ve güvenliğe ulaşmasında, gerek İslam ülkelerinin siyasal ve ekonomik modernleşmesinde, gerekse iki medeniyet arasında terörizme karşı geliştirilecek işbirliklerinde Türkiye vazgeçilemez bir ülkedir.

3 Ekim'de Türkiye'nin AB için önemli olduğu konusunda ikna edilen bir kısım Avrupa ülkelerinin kısa süre sonra Euro-Med toplantısında da Türkiye'nin başrol oyuncu olduğunu görmeleri bu "vazgeçilmezliğin" ve Türkiye'nin sıradan bir ülke olmadığının anlaşılması açısından iyi olmuştur.

Son toplantıda Türkiye'nin sergilediği duruş, kendi yerini pekiştirmiştir. Kuzey ile Güney arasındaki ayrımda da, kıtalar ve bloklar arasındaki ayrımda da Türkiye Avrupalı konumunu sabitlemiştir.

Zirveye üst düzey katılımın sağlanamadığı ve ortak adım atılamadığı nazara alındığında Akdeniz (İslam) ülkeleriyle AB'nin işbirliği için daha çok çaba gösterilmesi gerektiği ortaya çıkmıştır. Bu noktada Zapatero ve Erdoğan'ın zirvede gündeme gelen Medeniyetler İttifakı projesi daha çok anlam kazanmıştır.

Terörden dili yanan Batılı liderlerin zirve boyunca işbirliği için istekli olmalarına karşın İslam ülkelerinin daha çekimser davranmaları, bu projenin İslam dünyası kanadında daha zor yol alacağını gösteriyor. Gerçi Akil Adamlar toplantısına katılan Müslüman temsilciler (başta İran'ın eski Cumhurbaşkanı Hatemi olarak) iki toplum arasındaki gerilimin doğurabileceği uzun vadeli sorunları daha iyi algılamış görünseler de, mevcut iktidarların işbirliği konusunda daha ihtiyatlı davranacağı anlaşılıyor.

Müslüman ülkelerin bu zeminlerde müzakere masasında etkin olmaları, hem terörün tanımının şekillenmesinde, hem de teröre karşı geliştirilecek eylemlerde İslam dünyasının çıkarlarının korunmasını sağlayacaktır. Aksi halde bu kopukluk ve belirsizlik, gerilimi körükleyenlerin işine gelecektir.

Geri dön   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi