|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Şu Halil Tiryaki meselesine devam etmek istiyorum... Bir ayrıntıyı atladım. Derinlemesine düşündüğümüzde, Halil Bey'e de hak verebileceğimiz bir ayrıntı... Fakat, Halil Bey'in itiraz şekli, basın bildirisinde kullandığı ifadeler ve daha da önemlisi yaptığı eşleştirme bu "ayrıntıyı" görmemizi engelliyordu. Empati yaparak yaklaşalım o halde: Kırıkkale Valisi ve Emniyet Müdürü, ihtimal ki vaki başvurular üzerine davullu-zurnalı düğünleri yasaklamışlar. Doğrusunu da yapmışlar. Meskun mahalde gürültülü eğlence, bu eğlencenin dışında kalmayı tercih etmiş insanları rahatsız edeceği için, elbette yasaklanmalıdır. Kaldı ki, geleneksel bir önem ve değer atfeden davul-zurna, şehirleşme süreciyle birlikte, yerini hafif sazlara ve salon orkestralarına bırakmıştır. Dolayısıyla, bu yasağın "gelenek düşmanlığı"yla, değerlerimize yüz çevirmekle bir ilgisi bulunmamaktadır. Buradan yola çıkarak, amfili-hoparlörlü ses tesisatından bütün bir mahalleye yüksek perdeden Kur'an ve ilahi yayını da, bazı kişileri "kendi rutinini sürdürmekten" alıkoyacağı için, etki alanı itibariyle sınırlandırılabilir. Dolayısıyla, bunun da "Kur'an düşmanlığı"yla, dinî değerlerimize yüz çevirmekle bir ilgisi bulunmamaktadır. Fakat CHP Kırıkkale Millevekili Halil Tiryaki, noter ve ulusal basın eşliğinde, "ev baskınları" yapmaktan, kimlerin ne okuduğunu tespit ettirmekten söz ediyor. Ben istersem sabahlara kadar Kur'an okurum ya da rock dinlerim... İstersem cuma gününden başlarım, istersem perşembenin sabahından... Kime ne? İstersem bu etkinliği aylara, yıllara, onyıllara yayarım. Halil Bey'e ne, notere ne, ulusal basına ne? Daha da önemli nokta şu: Meskun mahalde anfili-hoparlörlü Kur'an yayınından rahatsız olmak, davul-zurna yasaklanıncaya kadar Halil Bey'in aklına gelmemiş. "Davulcuyu susturan zihniyet, ilahi ve Kur'an-ı Kerim okuyanları da sustursun" diyor. Yani, vaki yasaklama kararından önce meskun mahalde gürültülü eğlence, bu eğlencenin dışında kalmayı tercih etmiş insanlar rahatsız olsalar da, Halil Bey açısından pek "rahatsız edici" görülmüyormuş. Demek ki, Halil Bey'in "gürültüden şikayet" diye bir derdi yokmuş. "Sen davulu mu yasaklıyorsun, ben de Kur'an'ı yasaklatayım da gör" havalarında. İyi de, konuşmasını "Elhamdülillah hepimiz Müslümanız" diye bağlayan Halil Bey, böyle bir eşleştirmenin, ("davul yasaksa, Kur'an da yasak olsun" eşleştirmesinin) son tahlilde Kur'an kelamına saygılı Müslüman halkımızı rencide edebileceğini düşünmüyor mu? Halil Bey, şayet, düşüncelerini, "İyi ki valilik ve emniyet müdürlüğü şu davul uygulamasına son verdi; sıra şimdi anfili-hoparlörlü düğünlerin etki alanını sınırlamakta" biçiminde ifade etmiş olsaydı, biz niyetinin "üzüm yemek" olduğunu anlar, bu kadar tepki göstermezdik. Fakat Halil Bey'in üslubu, kullandığı ifadeler, kafasındaki eşleştirme empati yapmamıza izin vermiyor. Bir de işin CHP boyutu var tabii... Bu parti, konu "din" ya da "dindarlar" olunca mı kutsal muhalefet görevini hatırlıyor? Hem, adını "halk"tan alan bu partinin yapacak başka işi yok mu Allah aşkına!
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |