AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
AB: Belirsizlik

Şu anda AB'nin bu gününü ve geleceğini olduğu gibi, Türkiye'nin AB ile ilişkilerini de tanımlayacak en doğru kelime "Belirsizlik" olmalı.

AB nasıl bir bütünleşme projesidir?

AB nereye gitmektedir?

AB'nin genişleme politikasının geleceği nedir?

Türkiye - AB ilişkileri uzun vadede hangi nitelikte olacaktır?

Bu soruların hiçbirinin net ve kesin cevabı yoktur.

AB üyesi halkların da kafası karışıktır, siyasi kadroların da...

Öyle ki, sadece Fransa ve Almanya'ya bakılsa bile, hükümetleri devralacak siyasi kadroların birinden diğerine "savrulma" diye tanımlanacak kadar farklı politikalar söz konusu olabilecektir. Böyle bir durumda "Hangi kesin gelecek?" diye sormak elbette mümkündür.

Tabii tüm bunlar, Türkiye'yi çok yakından alakadar ediyor.

Fransa ve Hollanda'daki Anayasa oylaması, zaten Türkiye ile ilgili perspektifi bir hayli karartmıştı.

Şimdi, Avrupa ekonomilerindeki daralmanın önemli ölçüde etkilediği "Bütçe sancısı" ve onun doğurduğu "Nereye gidiyoruz?" travması özellikle genişlemeyi, tabii ki Türkiye'yi vuruyor.

Chirac'a sorulmuş: "Zirve, Türkiye'nin ve Hırvatistan'ın müzakere sürecini etkiler mi?"

Cevap üstünkörü: "Müzakere süreci konusunda ilke olarak (a priori) hayır. Bunlar tamamen farklı şeyler." Doğru. İlke olarak öyle. Ama reel olarak da öyle mi? Chirac ek yapıyor: "Avrupa'nın şartlarının artma eğilimine gireceği kesin." Acaba o ek şartlar neler olacak? Belirsizlik. Aslında Chirac sonrası, yani Sarkozy dönemi daha da belirsizlik arzediyor. Hatta karanlık bir belirsizliği. Çünkü Sarkozy'nin çıkardığı sonuç Türkiye açısından Chirac'tan daha karanlık. Şu sözler Sarkozy'nin: "Çıkarılacak ilk sonuç, AB'ye başka ülke kabul edilemeyeceğini ve Avrupa'da başka kuruluşların ortaya çıkmaması için genişlemeyi askıya almak gerektiğini söylemektir."

Meselenin Almanya ayağı da, karanlık. Çünkü muhtemel Merkel iktidarı, Türkiye'ye hiçbir umut vermiyor.

Bununla birlikte muhtemel ki 3 Ekim'de müzakereler başlayacak.

Türkiye'nin önünde "ucu açık" müzakereler olacak. "Ucu açık"ın önünde ise, belki açıkça ifade edilmeyen ama ağırlıklı olarak "imtiyazlı ortaklık"ı öngören bir hedef bulunacak.

Bu durumda ne yapılmalı?

Dışişleri Bakanı Gül Zaman'a verdiği demeçte, "müzakereler başlayacak" tesbitini yaptıktan sonra şunları söylüyor:

"Avrupa içindeki sıkıntılar yok farzedilemez. Müzakere sürecinde kriterler, standartlar, çıtalar çok daha fazla yükseltilecek."

"Yükseltilecek olan çıtalar"ın neler olacağını şu anda Dışişleri Bakanı'nın da kestiremeyeceği açık. Ancak bakan, "Bizim bunlara bakacak halimiz yok" diyerek devam ediyor: "AB Türkiye'nin dönüşüm sürecidir. Ne yazık ki Türkiye, kendi dinamikleriyle bunu 80 yılda gerçekleştirememiştir. Dolayısıyla dışarıdaki bir siyasi gücün desteğiyle yapıyor. Ama yapılanlar Türk halkının aleyhine mi lehine mi, ona bakmak lazım. Kendi programımızla da çakıştığı için biz bunları Türk halkının lehine görüyoruz. Ne kadar çok demokrasi, ne kadar çok özgürlük olursa gerek siyasi anlamda gerek ekonomik anlamda o kadar Türk halkının, Türkiye'nin lehinedir. Kopenhag kriterleri Türkiye'nin aleyhine olsa asla yapmayız. 'AB süreci herhangi bir şekilde koparsa Ankara kriterleriyle devam ederiz' derken bu anlamda söyledik."

Dışişleri Bakanı bu yöndeki görüşlerini daha da açıyor:

" Biz kendi işimize bakıyoruz. Sonuna kadar gideceğiz. Belki Fransız halkı 10 sene sonra Türkiye'ye çok daha fazla ihtiyaç duyacak. Belki Türk halkı 'hayır' diyecek. Norveçliler öyle yapmadı mı? Ben bu süre içinde ne kadar daha çok ekonomik kalkınmamı, kültürel kalkınmamı gerçekleştirebilirim? Demokrasimi derinleştiririm, ben buna bakıyorum."

Bu mantık bir noktaya kadar tutarlı görünüyor. Çünkü ne de olsa Türkiye AB'ye ancak kendi çıkarları öyle gerektirdiği için yakınlık duymuş olmaktadır. İlişkiyi sürdürmenin mantığında da bu olmalıdır.

Ancak "bir noktaya kadar"ın altını çizdim, çünkü AB ile ilişkiler süreci, güllük gülistanlık ortamda devam etmiyor. Halihazırda AB üyesi olan ülkeler bile çıkar çelişkileri yaşadığına göre, Türkiye'nin yan kulvardan içeriye girmeye çalışan bir ülke olarak kırk katır - kırk satır türü sınavcılara tabi tutulması kaçınılmaz. Dışişleri Bakanı, Radikal'e verdiği demeçte "sürecin dondurulması için içerde dışarda kışkırtmalar olduğu"nu Almanya'daki "Ermeni tasarısı"nı bu nitelikte gördüğünü de söylüyor. Demek, süreç boyunca Türkiye'yi dar alana sıkıştırmak isteyen girişimler olacak... Bu durumda ne yapılacak:

Herhalde bu durumda da gene Dışişleri Bakanı'nın "Kopenhag kriterleri Türk halkının aleyhine olsa asla yapmayız" sözünü senet kabul edecek. "Türkiye'nin lehine mi değil mi?" duyarlılığını akılda tutacak. AB'nin bütünüyle iyi niyetten yontulmuş bir anıt olmadığını herkes biliyor. Onun için "Türkiye'nin olmazsa olmazları" diye bir listesinin bulunması ve "Ne pahasına olursa olsun AB kriterleri - AB olmazsa şunlar gerçekleşmez öyleyse onlar için şunları gözden çıkarabiliriz" zaafına düşülmemesi belki hatırlatılacak en temel duyarlılıklar...


20 Haziran 2005
Pazartesi
 
AHMET TAŞGETİREN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu
Online İlan

ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği
Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED