|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Tabii ki, yeni bir krizle karşı karşı olduğumuz manasına geliyor. Çünkü Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, KKTC'nin yeni cumhurbaşkanı M. Ali Talat'a bir süredir randevu vermiyor. Talat seçildiği tarih olan 18 Nisan'dan bu yana Cumhurbaşkanı Sezer'le görüşemedi. Dışişleri Bakanlığı, Talat'ın ziyareti için 2 Haziran tarihini vermesine rağmen Sezer, Talat'ın Ankara'ya hareket edeceği tarihten iki gün önce görüşmeyi iptal etti. Gerekçe olarak da Ankara'da olamayacağını gösterdi. Bunun üzerine Talat'ın ziyareti bir çalışma ziyaretine çevrildi. Oysa cumhurbaşkanının söz konusu tarihte Ankara'da olduğu biliniyordu. Üstelik de o gün olmasa bile, ertesi gün hiçbir önemli ya da önemsiz randevusunun bulunmadığı da öğrenilmişti. Buna rağmen Talat bir kriz çıkartmamak için söz konusu tarihte Ankara'ya geldi Başbakan Erdoğan, Dışişleri Bakanı Gül ve Meclis Başkanı Arınç ile görüştü. Programda belirtildiği halde Talat, Genelkurmay Başkanı ile de görüşemeden adaya döndü. Buna karşılık Cumhurbaşkanı Sezer'in, 23 Mayıs tarihinde eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'la, 'KKTC'nin Birinci Cumhurbaşkanı' sıfatıyla bir görüşme yaptığı öğrenildi. Sezer'in ertesi sabah yine Rauf beyle sabah kahvaltısında buluştuğu da biliniyor. Böylece ilginç bir durum ortaya çıkıyor. Seçilmesini izleyen günlerden bu yana, (yani iki aydan fazla bir süre) KKTC'nin yüzde 55 oyla seçilmiş Cumhurbaşkanı M. Ali Talat, Cumhurbaşkanı ile görüşemezken, Talat'ın siyasetten emekli ettiği Denktaş Cumhurbaşkanı ile hem de iki defa görüşebilmiştir. Cumhurbaşkanı, Kuzey Kıbrıslıların yüzde 55'lik iradesini hiçe sayarak, devletin Kıbrıs meselesine hala Denktaş üzerinden yaklaştığını göstermek istiyor olabilir mi? Acaba, başından beri M. Ali Talat'a destek vermiş ve devletin en güvenilir adamı olan Denktaş'a karşı çıkmış olan AKP hükümetini Kıbrıs meselesi vesilesiyle de yıpratmaya yönelik 'derin' bir plan mı mevcut? Eğer durum böyleyse, bunun bir kriz tahrikçiliği olduğunu söylemek sanırım çok ağır bir eleştiri olmaz. Nitekim Londra'da yaşayan Kıbrıslıların meseleye yaklaşımı bu doğrultudadır ve onların bir bölümü, enazından CTP ve Talat'ın politikalarını destekleyenler, Sezer'in Kıbrıs Türkünün iradesine hakaret ettiğini söylemektedir. Eğer, Cumhurbaşkanı önümüzdeki günlerde KKTC Cumhurbaşkanı M. Ali Talat'a özel bir davet çıkarmaz ve onu 'yok' sayan tavrını değiştirmezse, hiç kuşkunuz olmasın, yeni ve çok ciddi bir krizin eşiğindeyiz demektir. Kıbrıslı Türkler meseleye "Kıbrıs Türkünün iradesine hakaret' gözüyle bakıyor, ama, mesele bunun da ötesinde bir önem taşıyor. Bu yaklaşım, Türkiye'de de milli iradeye hakaretten, ciddi bir hükümet krizi çıkarma kastına kadar uzanıyor. Bu kastın AKP iktidarını yıpratmaya yönelik planın bir parçası olup olmadığınuı kuşkusuz yakında anlayacağız. Şimdilik Radikal'den Erdal Güven'in yazısı dışında Türkiye'de kimse bu meseleye girmedi. Adeta bu konuda bir konsensus varmış gibi davranılıyor. Belki de meselenin sadece bir randevu meselesi değil, çok derin bir krizin başlangıcı olabileceğinin herkes farkında, o nedenle görmezden geliniyor. Meseleye 'yok' gözüyle bakılıyor. Öyle ya, bir meseleye 'yok' gözüyle bakarsanız o da bir mesele olmaktan çıkar. Tipik bir tavır Türkiye klasiği bu. Bu nedenle bakarsınız, tarafların sessizliği devam eder. Hem cumhurbaşkanlığı ve dışişleri, hem de hükümet kanadı ve kendisini bu tür meselelerde 'devlet sorumluluğuna bağlı' hisseden devletçi medyamız suskunluklarını muhafaza eder ve kriz falan çıkmaz. Daha doğrusu görünüşte çıkmaz. Kapalı kapıların ardından kazanlar kaynamaya devam eder. Sonunda, bakarsınız bir gün, bu tavra şimdiye kadar tepki vermesi gerektiği halde vermeyen Talat'ın partisi CTP bir açıklama yapar. Ya da CTP taraftarları ve Talat'a oy vermiş olup da bunun muhatabı olan Kuzey Kıbrıslılar sokaklara çıkıp tepkilerini ifade ederler. O zaman herkes öğrenir ne olup bittiğini. Bir ihtimal de cumhurbaşkanı Talat çıkıp, bu davranışı kamuoyuna açıklayabilir. Türkiye'de devletin bazı kurumlarının Kıbrıs meselesinde nasıl uzlaşmaz bir çizgide olduğunu ve AKP hükümeti ile Kuzey Kıbrıs'ta iktidardaki koalisyonun barış ve anlaşma çabalarını boşa çıkartmak istediğini söyleyebilir. Doğrusu, Başbakan Erdoğan'ın Talat'a yönelik bu harekete (aslında bu tavır kendisine ve hükümetine yöneliktir) ona verdiği desteği arttırarak cevap vermesidir. Nitekim Başbakan, Dışişleri Bakanı ve Meclis Başkanı, Cumhurbaşkanı ve Genelkurmay Başkanı'nın kabul etmediği Talat'la görüşerek gereken desteği ve mesajı iletmişlerdir. Şimdilik anlaşılan o ki, kimse sesini çıkartmaktan ve suları dalgalandırmaktan yana değil. Çünkü bu mesele resmen ortaya çıkarsa ciddi dalgalanmalara tanık olmamız kaçınılmaz hale gelebilir. Herkes biliyor ki Talat ve KKTC'nin yeni yöneticilerine gösterilen tavır bir bahane. Devletin KKTC'nin yasal yöneticilerine yönelik tanımaz tavrının ardında Türkiye'nin rejim meselesi yatıyor olmasın?
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |