AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
Müslüman Türkiye korkusu

Biz, kurucu iradeye sahip bir dinamizmi olan bir toplumuz. Avrupalıların üzerimize üzerimize gelmelerine rağmen yok olma fobisini üzerimizden atmayı başaramadık ama yok olmamayı, yaşadığımız "mekan"ı korumayı başardık. Ama milleti yok ettik. Bu milletin tarih yapmasını, tarihe özne olarak müdahale etmesini mümkün kılan tarih, kültür ve medeniyet dinamiklerimizi ve şuurumuzu tarumar ettik. Üstelik de kendi ellerimizle. Hem kendimizden, hem de başkalarından korkmak yegane varoluş nedenimiz ve biçimimiz oldu! Şaşırtıcı ama gerçek!

Kendisiyle, kendi tarih, kültür ve medeniyet dinamikleriyle kavgalı bir ülkenin bırakınız varlığını sürdürebilmesini, dışardan gelecek tehlikelere, sahnelenen oyunlara göğüs gerebilmesi mümkün mü?

Şu ân "Türkiye korkusu" olarak adlandırılabilecek bir fenomen, gerek Batılıların Türkiye ile kurdukları ilişkilere, gerekse Türkiye'nin elitlerinin hem Türk toplumuyla, hem de Batı'yla kurdukları ilişkilere yön veriyor, ne yazık ki.

İlkin, Batılılardaki "Türkiye korkusu"nun ne tür görünümler aldığına bakalım: Amerikalılar ve Avrupalılar, Türkiye'nin resmen Batı yörüngesinde olmasından hoşnutlar. Ama Türkiye'nin bir gün kendi dinamiklerini ve imkanlarını keşfederek, Batı yörüngesinden çıkabileceğinden, yok olma fobisiyle bastırdığı veya bastırmaya zorlandığı imkanları harekete ve hayata geçirip kendine özgü bir yörünge kurmaya kalkışacağından korkuyorlar: D-8 Projesi, bunun en canlı örneği. O yüzden D-8'in kurucu liderlerinin hepsinin siyasî hayatı bitirilmiş durumda.

Birileri, kendimize özgü iddialarla yeni bir medeniyetin ve dünyanın kurulması yönünde atacağımız adımları aslâ kabul etmeyecekler ve bizi affetmeyecekler diye yan gelip yatabilir veya sus-pus olabilir miyiz? Batılıların dünya üzerinde kurdukları hâkimiyet, mutlaktır ve değiştirilemez diyebilir miyiz? Üstelik de, tam da tarihin yeniden yapıldığı, yapılma ihtiyacı hissedildiği; dünyanın kaosların ve felaketlerin eşiğine sürüklendiği bir zaman diliminde, üzerimize düşen tarihî rolü oynama imkânlarının bu kadar çoğaldığı, dünyanın İslâm'ın adalete, hakkaniyete, sulhe, selamete ve barışa dayalı anlam haritalarına en fazla ihtiyaç hissettiği bir tarihî kriz ve dönüşüm anında tarihî rolümüzü oynamanın imkânlarını araştırma ve çoğaltma görevinden kaç/ın/abilir miyiz? Biz, tarihî ve küresel rolümüzden ne kadar kaçarsak kaçalım, bu büyük tarihî tecrübenin bizden öç almasını önleyebilir miyiz?

Tam da İslâm'a dayalı iddiaları dillendirebileceğimiz, seferber edebileceğimiz bir zaman diliminde yaşıyoruz. Çünkü Türkiye'nin Osmanlı deneyimi ve pratiği, Türkiye'nin şartlar müsait hale ge(tiri)ldiği zaman yeniden o yaratıcı ruhu ve kurucu iradesi ile hareket etmesini ve kendine özgü bir yörünge oluşturmasını mümkün kılacak kadar büyük ve dinamik bir deneyim. Üstelik, Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu'dan oluşan, Türkiye'nin tam merkezinde yer aldığı Osmanlı coğrafyası, hâlâ durulmuş değil ve bizden üzerimize düşen tarihî rolü kavramamızı ve oynamamızı bekliyor; hem de dört gözle! Gözlerimizi açalım ve görelim artık bu yakıcı gerçeği!

Batılıların çok iyi bildiği bir şey var: Tarihin işleyiş mantığı, mevcut haksız ve hukuksuz durumun uzun bir süre böylece sürmesine izin vermez. Osmanlı coğrafyası bir gün kendi kaderini kendisinin belirleyebileceği bir hareketlenmeye sahne olacaktır. İşte bu hareketlenmeyi sağlayabilecek en önemli ülke Türkiye'dir. Türkiye'nin, yeniden sahip olduğu imkanları harekete geçirme yani yeni bir Osmanlı misyonu ile hareket etme imkanı ve ihtimali her zamankinden çok daha artmıştır. O yüzden Türkiye'nin böylesi bir şeye soyunmaMası için, tıpkı "Osmanlı'nın durdurulması" gibi "Türkiye"nin de durdurulması, yeni bir yörünge oluşturacak bir iddia ile donanmaMası ve kendi haline bırakılmaMası hayatî önem arzediyor Batılılar için..

Yani bizim tahmin ve tahayyül edemeyeceğimiz kadar ürkütücü bir "Türkiye korkusu" hâkim Batılı hegemonik güçlerde. O yüzden, Ermeni soykırımı numarası, Kıbrıs meselesi gibi sorunlarla Türkiye, bunaltılmaya ve kuşatılmaya çalışılıyor.

"Türkiye korkusu"nun Türkiye ayağına gelince... Elitlerimiz, Türkiye'nin, sahip olduğu imkanları harekete geçirmeye kalkışması durumunda Avrupalıların ve Amerikalıların Türkiye'yi fena halde cezalandıracağı korkusu ile yaşıyorlar. O yüzden Türkiye, Batılı hegemonik güçlere, "Türkiye, aslâ Batı yörüngesinden çıkmayacaktır" diyor. Ve ardından da şu mesajı gönderiyor sürekli olarak: "Müslümanlığın ülkedeki iktidar aygıtlarını tanımlayabilecek ve yönlendirebilecek; dolayısıyla Türkiye'nin Batı yörüngesinden çıkmasına zemin hazırlayabilecek imkanlarını, dinamiklerini bastırma, yoksayma, etkisiz hale getirme çabalarımızı tüm hızıyla sürdürüyoruz; bundan emin olabilirsiniz".

Ancak bir nokta artık netleşmeye başlamış durumda: Batılı hegemonik güçlerin "Türkiye korkusu" her geçen gün artacaktır. Çünkü Osmanlı coğrafyasında büyük bir boşluk var. O yüzden bu coğrafya fokur fokur kaynıyor. Bu coğrafyanın gittikçe küreselleşen bir dünyada kendi imkanlarını, dinamiklerini bastırması ve başkalarının tayin ettiği rolleri oynayabilmesi artık daha fazla mümkün değil. Bu coğrafyada İslâmî söylemlerin tüm baskı, sindirme ve sömürü girişimlerine rağmen tek ve en güçlü alternatif haline gelmeleri, gelecekte bu coğrafyanın kendi geleceğini ve kendi yörüngesini kendisinin belirleyebileceğinin önemli bir göstergesidir.

O yüzden bazı temel meseleleri / gerçekleri görmemeyi, gözardı etmeyi tercih edecek bir lüksümüz olamaz artık: Meselâ Batılılar, güçlü ve etkili bir Türkiye'yi aslâ istemezler; bunu aklımızın bir köşesine iyice kazımak zorundayız. Türkiye, eğer AB'ye alınacaksa, güçlü, bölgesel ve küresel bir güç olabilecek kadar güçlenebilecek bir Türkiye'nin gerçek olmasının artık imkânsız olduğuna karar verildiği zaman alınacaktır.

O hâlde burada yakıcı ve en hayatî gerçek şudur: Güçlü bir Türkiye, ancak kendine özgü (=İslâmî) iddialara sahip olabilecek bir Türkiye'dir. Türkiye'nin kendine özgü iddialara sahip olabilmesinin yolu, köklü tarih ve medeniyet kurucu tecrübesini ve imkânlarını yeniden sahiplenmekten ve harekete geçirmekten geçiyor.


20 Haziran 2005
Pazartesi
 
YUSUF KAPLAN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu
Online İlan

ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği
Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED