|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Büyük Daire'nin gerçekten büyük kararına göre, Leyla Şahin kayıt olmadan önce üniversitelerde başörtü yasağı uygulandığını biliyordu. Dolayısıyla, başvuru sahibinin "eğitim hakkı", "kadın ayrımcılığı" gibi kavramların arkasına sığınarak eğitim hakkını elde etmeye çalışması yersiz. Kararda laikliğe de vurgu yapılıyor. Buna göre, Türkiye'deki (Leyla Şahin gibileri temel haklardan biri olan eğitim hakkından alıkoyan) laiklik, hem demokratik değerleri koruyor, hem de din özgürlüğü ve vatandaşların yasalar önünde eşitliğini sağlıyor. Neresini düzelteceksin! Leyla Şahin dört sene, hiçbir problemle karşılaşmadan okuluna devam ediyor, beşinci yıl birdenbire kapı önüne konuyor. Peki, bu nasıl olabiliyor? Benzetmek gibi olmasın da, karar, dini vicdanlara hapseden Cumhurbaşkanımızın gerekçeli kararlarını andırıyor. Şıp demiş burnundan düşmüş gibi. Bu kadar benzerlik olur yani! Evet, Leyla Şahin, başlangıçta olmasa bile, süreç içinde başörtüsü yasağı uygulanan bir okulda okumakta olduğunu biliyordu. Daha doğrusu bunu bilmesi sağlanmıştı. (Tabii, bunu bilmesini sağlayanlar, meselenin daha iyi anlaşılabilmesi için polis jopu ve panzer gibi yardımcı araç-gereçlere de başvurmuşlardı ama, bu bahs-i diğer...) Leyla Şahin o okula gitmek zorundaydı. Çünkü, "alternatif" bir mecra, başörtüsüyle devam edebileceği bir özel okul yoktu. Çünkü özel okullarda da başörtüsü yasağı uygulanıyordu. Vakıf üniversitelerinde de uygulanıyordu. Avrupa'daki "kilise okulları" gibi, mesela "cami okulları" açılsa, kuşkunuz olmasın, orada da uygulamaya kalkarlar. Din ve vicdan özgürlüğünden sadece azınlık haklarını anlayan AİHM, gerekçeli kararının altına "alternatif mecralarla" ilgili bir şerh düşmüş olsaydı, gerekçesinde haklı olurdu. Biz de o zaman "başka tür çözümlerin" mümkün olup olamayacağını tartışırdık. Bir başka husus da şu: AİHM'ye göre, Türkiye'de demokratik sistemin korunması için "aşırı siyasî hareketlerin yasaklanması", dolayısıyla Leyla Şahin gibilerin eğitim hakkından mahrum bırakılması, "şart"ın da ötesinde bir "zorunluluk" haline gelmiştir. Fakat başörtülü öğrencilerle aynı fikir ve inançta olan erkek öğrenciler hiçbir engelle karşılaşmadan okullarına giderken, kız öğrenciler "görülen lüzum üzerine" kapı önüne konuyor! Peki bu nasıl oluyor? Demek ki, "din özgürlüğü ve vatandaşların yasalar önünde eşitliğini" sağlayan laiklik, karşı cins sözkonusu olunca işe yaramıyormuş. İşe yaramayan bir laikliği niye savunalım ki! Büyük Daire'nin, "gerektiğinde sınırlandırılabilir din ve vicdan özgürlüğü" tanımı da gerçekten büyük. Daha doğrusu problemli. Hem problemli, hem İnsan Hakları Sözleşmesi'nin "Düşünce, vicdan ve din özgürlüğü" başlıklı 9. maddesiyle çelişiyor. Herkes, çünkü, düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir; bu hak, tek başına ya da topluca, açıkça veya özel tarzda ibadet, öğretim (büyük harflerle ÖĞRETİM), uygulama ve ayin yapmak suretiyle dinini ve inancını açıklama özgürlüğünü de içerir. Demek ki (Leyla Şahin örneğinden hareket edersek) temel haklar öyle bol keseden ve "gerektiğinde" sınırlandırılamaz. Sınırlandırılırsa, o zaman "din ve vicdan özgürlüğü" olmaz. Bir çift söz de, AİHM kafasının "Bu defter kapandı" diye sevinç çığlıkları atan yerli uzantıları için sarfetmek isterdim ama, yer kalmadı. Daha çok konuşacağız! Bu hamur daha çok su kaldırır!
|
|
![]() |
Dünya | Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon Sağlık | Arşiv | Bilişim | Dizi |
© ALL RIGHTS RESERVED |