T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
| Y A Z A R L A R | 8 AĞUSTOS 2006 SALI | ||
|
|
Siyasetin alternatifinin mutlaka siyaset olması gerekir. Türkiye'nin bir siyasette bulamadığını başka siyasette aramak gibi bir standardı olması gerekir. Kimi zaman geçmişte olduğu gibi başka parti, kimi zaman da partilerin tümünü aşan başka bir siyaset tarzı. Demokrasinin tabiatı da bunu söyler. Nitekim Türkiye de çalkantılı 28 Şubat ve onun sonuçlarından birisi olan Şubat 2001 ekonomik krizinin ardından hem partilerini değiştirdi, hem de siyaset anlayışını... Bir başka ifadeyle toplum tümüyle değişim istedi ve istediğini de uyguladı. 3 Kasım seçiminin özeti budur. Değişimin başarılı olup olmadığı, insanların umduğunu bulup bulamadıkları başka konudur ve iki sorunun cevabı da gelecek yılın Kasım ayında alınacaktır. Yani yöntem yine siyaset olacaktır. Ancak... Adı siyaset olan her şey gerçekte "siyaset'' değildir. Sözgelimi, Rahşan Ecevit'in kendisini içine düşürdüğü gülünç durum, lider turları, trajik bütünleşme teşebbüsleri, "vatan elden gidiyor'' feryadları zemini siyaset olmakla birlikte siyaset addedilemez. Zira, bir temeli, tabanı yoktur; siyaset ise toplumsal ister. Ne Rahan Ecevit, ne de en büyük iltifatı gördüğü Süleyman Demirel o özelliğe sahip değillerdir. Mesela, Hüsamettin Cindoruk da artık böyle bir toplumsul referansa sahip değildir ama hırsı gözünü kör etmediği için kendisini ortalığa atmamaktadır. Şu halde yeni veya bütünleştirici veya alternatif siyaset iddiacılarının, henüz çok taze olan toplumsal mesajı anlaması, bundan ders çıkarmayı bilmesi lazımdır. En başta da 3 Kasım olmamış gibi ortalığa atılanların... Hiçbir özelliği olmayan, hiç kimse tarafından tanınmayan, bir kariyerinden bile söz edilemeyecek herhangi birisi, eğer 3 Kasım'dan sandığa gömülenlerden birisi değilse bugün kendisini "alternatif'' olarak sunabilir. Hatta, seçmenin 3 Kasım'da iktidar partisine verdiği desteği sorgulayabilir, bu fırsatın iyi kullanılmadığını da söyleyebilir. Bu gerekçelerle kendisinin bir kurtarıcı olduğunu iddia edebilir. Demokrasi herkese en azından bir kez deneme hakkını veriyor. Ama, daha dumanı tütmekte olan bir seçimin ve dahası o seçimde sandığa öfke olarak yansıyan tepkinin şüphesiz en büyük sorumlusu olan bir zatın bunu söyleyebilmesi imkansızdır. Partisini seçimden seçime küçülterek yok eden birisinin kendisinde siyasal umut vehmetmesi, en az Rahşan hanımın bütünleşme teşebbüsü kadar trajiktir. Şurası da belli ki, kendisi ve benzerlerinin atacağı her adım en çok iktidar partisinin işine yarayacaktır. Konunun aktüel sonucu böyle ama bir de Türk toplumunun zekasına taalluk eden yönü bulunuyor. Bir ülke düşünün ki, zamanını ve kaynaklarını heba eden, elinde geçen birden fazla fırsata rağmen bunları fevkalade kötü kullanan, bir dönemin başarısız siyasal kadrosunun adeta sembolü haline gelen bir isimi "kurtarıcı'', "bütünleştirici'' olarak izlemek zorunda kalıyor. Üstelik, hakkındaki iddialar ''bir daha yapmazsan affedildi'' şartıyla ancak karara bağlanabilmişken. Bu kadar kolay olmamalı... İş sandığa geldiğinde "bu kadar kolay''olmadığı da görülecektir zaten. Peki, bu kadar net ve keskin bir tecrübeyi şimdi görmesi gerekenler neden görmezden geliyor? Herhalde, en başarısız profillerin bile bu sahnede rol sahibi olabilecekleri kanaatini yayarak, siyaseti değersizleştirmeyi umdukları için. Siyasetin alternatifi siyaset olmalı da; siyasetçi de biraz haddini bilmeli.
|
![]()
| ||||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |