T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
İ Z D Ü Ş Ü M 26 ŞUBAT 2006 PAZAR
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Son Dakika
 
  657'liler Ailesi
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  İzdüşüm
  Kültür-Sanat
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

YÖNETEN:
Abdullah MURADOĞLU

Atatürk Osmanlı mirasını gözetiyordu

Osmanlı'dan kalan devasa miras 1930'larda iki bölgesel savunma paktının kurulmasını sağladı. Atatürk, Osmanlı bakiyesi devletlerle işbirliğini geliştirdi.

Hamas'ın Türkiye ziyaretiyle ilgili tartışmalarda, Filistin ve İsrail'in Osmanlı bakiyesi olduğu ve Türkiye'nin bölgede barışçıl, aynı zamanda etkin bir arabulucu rol oynayabileceği bir kez daha gündeme geldi. Ortadoğu'da Osmanlı'nın çekilmesiyle birlikte başgösteren emperyalist işgaller, istikrarsızlık ve bölgeyi kanlı bir arenaya çeviren sorunlar, Türkiye'yi de yakından ilgilendiriyor. 1923'teki Lozan Antlaşması'yla Türkiye, Ortadoğu üzerindeki tarihi haklarından vazgeçmek durumunda kalmıştı. Ancak Atatürk, vefatına kadar Osmanlı bakiyesi olan Ortadoğu ve Balkan devletleriyle ilişkisini sıcak tutmaktan, bu ülkelerle dönemin koşulları içerisinde çeşitli savunma paktları imzalamaktan kaçınmadı. Atatürk, Misak-ı Milli sınırları içinde olan Musul'u 1926'da İngilizlere bırakırken, Hatay'ı da Fransız mandası altındaki Suriye'ye bırakmıştı. Bu dönemde Atatürk, Suriye ile yakından ilgilendi. Bu ilgi, Suriye ve Türkiye arasında bir Türk-Arap Federasyonu kurmayı bile düşünecek kadar yoğundu. Türkiye Cumhuriyeti genç bir devlet olmasına rağmen Atatürk, İngiltere ve Fransa ile çetin bir diplomatik mücadele sürdürdü. Hatay önce bağımsız bir devlet oldu ve 1939'da da Türkiye'ye iltihak kararı aldı.

DIŞ POLİTİKADA RİSK

Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sadece 10 yıl sonra eski Osmanlı hinterlandı içinde yer alan Balkan devletleri ile bir savunma paktı yaptı. O dönemde İtalyan, Alman ve Rus tehdidi vardı bölge üzerinde. Atatürk, bugünkü yorumlara göre kıyas yapılırsa ateşle oynuyordu. Bu üç büyük devletin husumetini üzerine çekiyordu. Atatürk, risk alarak, 1930 yılında Yunanistan, Yugoslavya, Romanya, Bulgaristan ve Arnavutluk gibi devletlerle bir bölgesel savunma paktı kurma girişimleri başlattı. Öngörülen pakt, sadece savunma amaçlı olmayıp, ekonomik ve kültürel boyutları da içeriyordu. Aynı imparatorluğun bakiyeleri olan Yunanistan, Yugoslavya, Romanya ve Türkiye 1934'de paktı imzalamakla kalmadılar. Bu ülkeler arasındaki kültürel ilişkileri arttırmak ve Balkan halklarını birbirine yaklaştırmak için her yıl yapılan Balkan Festivalleri de gerçekleştirdiler. Bulgaristan ise 1938'de Balkan Paktı'na katıldı. Yugoslavya ve Romanya krallıkla, Türkiye ve Yunanistan cumhuriyetle idare ediliyordu.

ATATÜRK BAŞKAN, ÇAKMAK CUMHURBAŞKANI

Atatürk'ün Balkan devletleriyle ilgili enteresan fikirleri vardı. Buna göre Atatürk, Balkan devletleri ile gevşek bir federasyon yapısı içinde bütünleşmeye açıktı. Yakın çevresine açtığı bu fikre göre, Atatürk Balkan Federasyonu'nun Başkanı, Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak Türkiye'nin Cumhurbaşkanı, İstanbul da federasyonun merkezi olacaktı. Ne var ki bir tasarı halinde olan bu proje hayata geçirilemedi. Atatürk, Balkan ve Sadabat Paktları ile Türkiye'yi etkili bir dünya gücü yapmak emeli taşıyordu. Bu, aynı zamanda sözkonusu bölgelerde kalıcı bir barış ve istikrar anlamına geliyordu. Atatürk bölgesel savunma paktları sayesinde Osmanlı'nınn bakiyesi Ortadoğu ve Balkanlardan bölge dışı emperyalist güçleri uzak tutmak amacı taşıyordu.

SURİYE İLE FEDERASYON

Atatürk, İran, Irak ve Afganistan ile 1937'de Sadabat Paktı'nı hayata geçirdi. Suriye, Lübnan, Filistin İngiliz ve Fransız mandası altında olduğu için pakt bu dört ülke ile sınırlı kaldı. Hatay Türkiye'ye katılmadan önce Atatürk, Suriyelilerle yaptığı görüşmelerde, Suriye'de bağımsız bir Müslüman devlet istediği, hatta iki ülke arasında bir federasyon bile kurulabileceğini söylediği biliniyor. Araplar, Fransızlara karşı Türkiye ile işbirliği arayışları içerisindeydi. Hasan Rıza Soyak'ın anılarına göre Atatürk'ün Suriye Dışişleri Bakanı'yla Hatay meselesini görüştüğü bir sırada, "Suriye bağımsız bir İslam devleti olarak kurulmalıdır. Onlar ne karışır. Biz sizinle oturur, bu meseleyi aramızda hallederiz. Eğer izin vermezlerse, ben askerimle girerim Suriye'ye, sizi kurtarır ve çıkarım" diyor. Aynı görüşme sırasında Atatürk, işgal altındaki Arap ülkeleri için, "Bu ülkeler yapı olarak bağımsız olacaklar. Ama bağımsız olduktan sonra eğer isterlerse biz onlarla federasyon ve konfederasyon olarak birleşebiliriz" dediği rivayet ediliyor. Atatürk, Hatay meselesinde Fransızlar ayak diremeye devam edince, Fransa Büyükelçisi'ni çağırıyor. Atatürk, Balkan Paktı ve Sadabat Paktı üyesi devletlerinin genelkurmay başkanları ile birlikte kabul ediyor büyükelçiyi.

Atatürk, Fransız elçisiyle Türkiye dahil 7 devlet adına konuşuyordu. Türkiye'nin eksen olduğu her iki paktın üyeleri Hatay meselesinde Ankara'nın yanında olduklarını adeta bir gövde gösteriyle açıkça ifade ediyorlardı.

50 ÜLKENİN TAPU KAYITLARI TÜRKİYE'DE

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün Hamas ziyaretiyle ilgili tepkilere karşı, "Filistin'in tapuları elimizde, neden ilgilenmeyeceğim" diyerek Osmanlı arşivlerine atıfta bulundu. Sadece Filistin'in değil, Ortadoğu, Kuzey Afrika, Balkanlar ve Akdeniz'deki pekçok devletin tapuları Türkiye'nin elinde. Üç kıtada altı yüz yıl hüküm süren Osmanlı'dan intikal eden arşiv belgeleri 50 kadar devletin milli ve ortak tarihlerinin tespitinde ve yazılmasında başvurulacak otantik değerdeki tek kaynak. Bu arşivler 50 ülkenin iktisat, kültür, din, arazi ve nüfus tarihlerinin gün ışığına çıkarılmasında, milletlerarası hakların ispatı ve korunmasında, vatandaş haklarının gerektiğinde hukuki mesnedi olması bakımından da son derece önemli.

İSTANBUL ÜÇ KITANIN MERKEZİYDİ

Osmanlı İmparatorluğu'nun eyaletleri üzerinde şimdi 50 kadar ülke yer alıyor. Bu ülkeler içinde başta Dağıstan olmak üzere Kuzey Kafkasya, Ermenistan, Gürcistan, Azerbaycan yer alıyor. Ortadoğu'da Irak, Suriye, Lübnan, İsrail, Filistin, Ürdün, Suudi Arabistan, Yemen, Umman, Kuveyt, Bahreyn, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuzey ve Orta Afrika'da Etiyopya, Eritre, Somali, Mısır, Sudan, Libya, Tunus, Cezayir, Nijer, Çad, Ruanda, Burundi, Zaire, Kenya, Uganda, Tanzanya, Mozambik, Orta Afrika Cumhuriyeti. Balkanlar'da ise Yunanistan, Bulgaristan, Makedonya, Arnavutluk, Kosova, Hırvatistan, Slovenya, Sırbistan-Karadağ, Bosna-Hersek, Romanya, Macaristan, Ukrayna, Polonya, Kırım, Moldavya. Akdeniz'de ise KKTC ve Güney Kıbrıs var. Libya-Tunus, Kuveyt-Katar, Suudi Arabistan-Yemen, Etiyopya-Eritre gibi ülkeler hudut sorunları için Osmanlı arşivlerine başvuran ülkelerden birkaçı.

AYASOFYA CAMİİ PAKT İÇİN MÜZE YAPILDI

Kurtuluş Savaşı'nda Yunanlılarla yapılan savaş nedeniyle Yunanistan halkı Türkiye'ye karşı pek de olumlu hisler taşımıyordu. Yunan hükümeti, Celal Bayar ile bir görüşmesinde Balkan Paktı'nın kurulabilmesi için Ayasofya Camii'nin müzeye çevrilmesi beklentisi içinde olduklarını ifade etmişti. Atatürk, Balkan devletleri ile bölgesel işbirliği kurabilmek için Ayasofya Camii'nin müze haline getirilmesi tavizini verdi. Ancak Ayasofya Camii'nin ibadet edilen kısmı muhafaza edilecekti. Bu bakımdan Ayasofya Camii'nin her zaman bir imamı oldu. Böylece Yunan hükümeti, Balkan Paktı konusunda halkının desteğini alacaktı.

Atatürk Balkanlar'ı karıştıranlara karşıydı

Atatürk Balkan Paktı ile ilgili olarak, "Balkan milletleri yakın maziden ziyâde uzak ve derin mazinin kırılmaz çelik halkalarıyla birbirine pekâla bağlanabilir" derken 1935'deki CHP Kurultayı'nda "Dört devlet; kendi güvenleri için ve Balkanlar'ın, karışma ve karıştırma konusu olmaktan çıkması için içten bir kanaatle birbirlerine bağlanmışlardır. Balkanlı bağlaşıklarımızla artan bir beraberlik ve dayanışma siyasası güdüyoruz" şeklinde konuştu. Atatürk 1937'de ise şöyle diyordu: "Bizim kurmak istediğimiz birliğin tarihte geçmiş olan birliklerin çok üstünde olmasını isteriz. Tarihi bu kadar yüksek bir idealin esas temel taşı, yalnız geçici politika esaslarında kalmaz. Bunun esas temel taşları lâzımdır ki, kültür ve ekonomi cevheriyle dolu olsun."


  • Abdullah Muradoğlu: Hırsız evin içindeyse kilit işe yaramaz

      DİĞER YAZILAR
  • Ecevit, Yaser Arafat'ı Başbakanlık'ta karşılarken Baykal Enerji Bakanı'ydı
  • Sultan İkinci Abdulhamit, Hz. Peygamber'e hakaret edilince aslan gibi kükredi
  • 55 yıl önce CHP'nin mal varlığına el kondu
  • 1926'daki eylem Türkçe namaz içindi
  • Demirel rejimi yıkacakmış!
  • Org. Faruk Gürler kahrından öldü
  • Atatürk ve silah arkadaşlarının arasına girdiler
  • Atatürk 1923'te islami tesettürü savunuyordu
  • Dünkü zihniyet devam ediyor
  • Geri dön   Yazdır   Yukarı


  • ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

    Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
    Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
    Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi