T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 25 TEMMUZ 2006 SALI
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Yurt Haberler
  Bugünkü Yeni Şafak
 
 
 
  657'liler Ailesi
  Ankara'da Şafak
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  İzdüşüm
  Kültür-Sanat
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  İnsan Kaynakları
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Özlem ALBAYRAK

Yaşlıyım, yaşıyorum

Birazdan huzurevleri ve yaşlılık üzerine bir yazı okuyacağınızı söylemem, kuvvetle muhtemel ki, şu andan itibaren bu yazıyla yolunuzu ayırmaya yetecektir. Farklı bir zamanın kıyısından, farklı bir kuşağın bilgisinden bugüne bakan yaşlılar, düşmüşlük, acizlik ve eskimişlik gibi mefhumlar ilgi alanımızın dışına çıkalı beri, bizden uzakta yaşıyor çünkü.

Yaşlılık, demodedir. Gözönünde durmaması, elini eteğini toplayıp kenarına çekilmesi, dünyadan istifa etmesi, hayatın hızının devamı için elzemdir. Huzurevlerinde muhafaza edilen de, kapağı mühürlü bir zaman kapsülüdür. Yaşlılara saygısızlık anlamına gelmeyeceğini bilsek hepimiz açık açık söyleriz değil mi?: Yaşlılık mezarlık eşiğidir. Bu insanlar bu yüzden bu kadar ıssızdır.

Ama... İlgi duyacaklar olabilir umuduyla yine de anlatmak lazım:

Öğrencilik yıllarımda, her duyduğumda oradan kaçıp gitme istediği uyandıran o ağır kokusuna rağmen ara ara uğradığım Darülaceze'nin, ziyaretçisizlikten, genç insan görmemekten olacak, öbek öbek çevrelenen beli bükülmüş yaşlı insanlarının hikayelerini dinlerken, o anlatma iştiyakını merak etmiştim.

İki bacağı da gövdeyle birleştiği yerden kesilmiş eski bir kamyon şoförünün, evli kızının Okmeydanı gibi kısa bir mesafede oturmasına rağmen kendisini ziyarete gelmeyişine eseflenirken, sakatlığı yüzünden kendisini terkeden karısının yasını dökerken, peki ama o yüzünden gitmemiş tebessümün sırrını sorduğumda verdiği bilge cevabı yıllar sonra bile aklımda: "Hayattan kızım, payımız buydu."

Sızım sızım bir malulen emekli dili, evladın ihanetini görmüş bir baba kederi değil. Geçmiş, açtığı yaralarla mazeretlere neden olmamış, çoğusu gadr ile geçip gitmiş hayat da, nefesi ensesini yalayan ölüm de bu yaşlı adama yenilgiyi öğretememiş.

O anda, bu insanların gençlere umutsuzluğu değil ama direnci, tevatürü değil ama bilgiyi, acıyı değil ama tecrübeyi öğretebileceklerini düşündüğüm kalmış hatırımda...

Gazetedeki habere göre, benzer bir düşünce hayata geçiyor. Darülaceze, önümüzdeki günlerde 'Hayat Okulu' adlı ilginç bir projeyi başlatıyor. Buna göre, kurumdaki yaşlılar ziyaretçilere hayatlarından önemli kesitleri aktaracak. Mesela, aile nasıl yıkılır, evlilik nasıl yürümez soruları canlı özneler tarafından anlatılırken, ters korelasyon mantığı yolu gösterecek. Genç insanlar zamanında iflas etmiş bir insandan belki de başarılı olmanın yollarını süzecek.

Daha çok okullarla işbirliğine gidilerek gerçekleştirilen bu projenin hem gençlere, hem yaşlılara faydalı olacağı su götürmez, ancak konuyla ilgili akla takılanlar bununla sınırlı değil.

18'ine bastığı gün evden ayrılmanın gelenekleştiği Batı kültürünün "yaşlılığı atalım" anlayışının, hayat boyunca ebeveyninin şefkatine sığınan, yaşsız evlatların çoğunlukta olduğu bir ülkenin en muhafazakar sanılan semtlerinde bile, özel huzurevlerinin bu derece çoğalmasının gösterdiği gibi yerleşmeye başlaması mesela...

Batıda huzurevi gerçeği, aile ilişkilerinin çok önceden belirlenmiş kuramsal felsefesi, ucu 18. yüzyıla ulaşan akıl ve maddenin öne geçirildiği aydınlanma süreci, bireysellik, oportunizm akımları gözönüne alındığında doğal bir akış.

Ama ekonomik bağımsızlığı olsun olmasın, ailesi tarafından kendine ait bir hayata itilen birisine rastlanmayan bir ülkeye, Türkiye'ye ne oluyor?

Yolda yürürken tökezleyip düşen iki yaşındaki çocuğunu 'kendi kendine kalkmayı öğrensin' diyerek yerden kaldırmayan bir Alman anneyle, evladının en küçük üzüntüsünde şefkatten içi titreyen ana figürü arasındaki fark kadar, iki medeniyet arasındaki fark da. Ama huzurevleri sayısı hızla eşitleniyor.

Bu, kendisine haksızlık eden büyüğüne rest çeken arkadaşına bakıp, yaşam standardı ve tarz farkına aldırmadan başkasının kültürüne yazılarak kendi müşfik ailesine saygıda kusur etmeye benziyor.

Yaşlılığı tiksindirici bulmak, ona adı konmamış, üstü örtük bir düşmanlık beslemek her moda gibi Batı kaynaklı bir trend ama... Bir bakın bakalım, bizim yaşlılarımız onlara ne kadar benziyor?

Geri dön   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi