T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Siyasette, duyarlılık dönemine doğru...

Merhum Muhammed Hamidullah'ın dev eserlerinden birinde okumuştum, kırk yıl öncesinde: (*)

Halife-i Ruy-i Zemin Hz. Ebu Bekir Hazretleri (rahmetullahı aleyh), Usame (R.A) kumandasındaki orduyu Suriye taraflarında sefere gönderirken, takip edecekleri hareket tarzı hususunda;

"Kadın ve çocuklara, yaşlılara dokunmayınız, ibadet yerlerine sığınmış ruhanilere ileşmeyiniz. Ağaçları kesmeyiniz. Onlar toplumun hayat damarlarıdır." gibi emirler verir.

Bu durum Yüce Peygamber (A.S. ve S.)in emirleri ve tatbikatı doğrultusunda geliştirilmiş bir hayat tarzıdır ki, o büyük insan bile;

"Kıyametin kopacağını duysanız, elinizde bir fide varsa onu hemen dikiniz." buyurmuşlardı da, "Ekolojinin babası" olmaya seza bir dönemin başlangıcına öncülük etmişlerdi.

Bu zihniyet sebebiyledir ki, asırlardır, Müslümanlar çevreye ve ağaca çok büyük bir önem vermişlerdir.

Yılbaşında "Diyar-i Küfre" bir gezim olmuştu. Almanya'nın kuzey tarafları soğuk ve karlı... Oralarda ağaçların ustruplu kesildiğini, kesilen yerlerin macunlandığını, çürük yerlerinin ilaçlandığını ve soğuktan etkilenmemek için de, gövdelerinin hasır ve benzeri örtülerle sarıldığını görünce, adamların insan kadar ağaçlara da ne derece önem verdiklerini gördüm...

Fakat, bunun tam aksi bir davranışı ise, gelir gelmez, Beyazit'tan Aksaray'a inerken, yaşlı bir adamın, önümüze dikilip, bize sorduğu bir soru ile, irkilip kaldığımızı ifadeden geçmemiz mümkün olmadı: Yol tamiratı ve genişleme ile uğraşan bir guruba, yaklaşıp, Bizans'tan kalma mermer sütunların kırıklarının cilalanıp, temizlendiği, aksine dev çınarların ise kesildiğini görünce, bu işe soyunanlardan aldığımız cevabın ilginçliği, bizi hayrete düşürdü, siz ne yapıyorsunuz, diye serzenişte bulundular.

O zaman da biz, 60'lı yılların başına doğru seyrü sülük ettik ve gözlerimizin önünden, Küllük'te akşamları nargile çekerek, sohbetlerine devam eden Nureddin Cerrahî Tekkesi'nin şeyhi Hacı Muzafer Özek'in silüeti gelip geçti.

O zaman da o ağaçlar vardı ve Beyazit meydanı ve camiinin etrafını kuşatır, Kabakçı Mustafa'nın "Hamamı"nı, Edebiyat Fakültesi'ni gölgelikte bulurlardı.

O zamanlardı ki, şimdiki devlet ricaline ve hükümetin adamlarına taze oksijen enjekte eden o ağaçların boyutu ve gölgeliği...

Şimdi ise, duyarsız bir toplum haline geldik...

İSKİ'nin su borusu patlar, günlerce sokaklardan su akıp gider, uyaran olmaz... Birileri sokakları aşındırır, tretuvar bahanesi ile ağaçları söker!..

Kimileri tarihî çeşmeleri yıkar, mezar taşlarını kaldırımlara gömer... Hiç kimsede bir kıpırdanma görülmez...

Sanki İstanbul ve benzeri tarihî mekanlar işgal altında...

Fetih sonrası ne kadar tarihî ve kültürel eserimiz varsa, hepsi tarûmar olmuş, amma Bizans'ı hortlatmak için engin bir hoşgörü(?) ile totemizme plan ve krokiler takdim edilir...

Hem de İstanbul'un fethinin 550. yılı kutlamaları çalışmalarının sürdüğü aylarda...

Önce cami ve mescidleri yıktılar. Sonra tekke ve dergâhları yaktılar. Sonra sebil ve çeşmeleri şarap deposuna çevirdiler...

Şimdi de ciğerlerimizi söküp alırcasına, asırlık ağaçları kesip sobalık odun yapıyorlar...

Ne acıdır ki, salon beyleri ile yalı dilberleri'nin yalı ve köşkleri'nin bahçelerinde bel veren ağaçlara kimse dokunamıyor. Özel mülk ve özel mal bunlar!..

Öyle ise, yakın yıkın kamusal alanı; yıkın asırlık çınarları ve akasyaları, sonra tarihî köşk ve ahşap evleri...

"Mal da yalan mülk de yalan" diye diye, halkı avutup, arkasından sürüp gitsin, yalan ve talan!.. Gözü dönmüş muhterisler...

Dileriz ki, şu yerel yönetimler yasası çıkar da, fail-i aslî kim ise; onlara, kamusal alanı işgal ve talan edenlere de bir hesap sorulur!..

Yoksa, suspus kesilenlere de "büyük hesap gününde, kum tanesi kadar haksız iktisablarının hesabı" sorulur ve defterleri de dürülür!..

Biz de bu aşamada, çağrıyı, çevre gönüllülerine, ekolojik denge için savaşanlara yapıyoruz.

Kamusal alanı tahrip edenleri ve çevreyi kirletenlerle, ekolojik dengeyi bozanları ikaz ediniz!.. Kültür varlıkları bütün bir toplumun müşterek değerleridir, onları korumak herkesin görevidir!

(*) Galiba eser; "İslâmda Devlet İdaresi" idi. Kemal Kuşçu tercüme etmiş ve İrfan Yayınevi basmıştı: 1965. S.A.


www.sadikalbayrak.com

26 Ocak 2003
Pazar
 
SADIK ALBAYRAK


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat| Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED