| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Türkiye Demirel'i aşmalı
Bir yanda 28 Şubat sürecine ilişkin açıklamalar, diğer yanda Demirel'in bu süreci sahiplenen tavrı... Can Ataklı'nın, Mehmet Barlas'ın açıklamaları... "28 Şubat sürecindeki haberlerin yüzde 90"ı yalandı" diyor Ataklı. Bu söz, bu sürecin nasıl yalana dayalı bir operasyon olduğunu yeterince açıklamıyor mu? Belki yarın, bu sürecin içinde rol üstlenen başka medya mensupları konuşacak. Belki Cengiz Çandar, Birand gibi bu sürecin mağdurları konuşacak... Neler neler öğreneceğiz. Çevik Bir olayı, medya-28 Şubat ilişkisinde nasıl bir al gülüm-ver gülüm ortamı yaşandığını canlı yayında ifşa etti. Ve 28 Şubat generallerinin banka ilişkileri... Henüz, 28 Şubat sürecinin ne kadarını bilip, ne kadarını bilmediğimizi bile bilmiyoruz. Ecevit, siyasi iktidarın başı olarak "28 Şubat defterinin kapandığı"nı söylüyor. Belli ki kapanmasını istiyor. Bunu istemesi de tabii. Çünkü 28 Şubat süreci demek, siyasi iktidarın MGK vesayetinde hareket etmesi ve iktidar-halk ilişkilerinin kriz ortamında sürmesi demek. Hükümetin diğer ortağının lideri Yılmaz, başlangıçtaki 28 Şubatçı çizgisine rağmen, zaman zaman sessiz oyuna varacak girişimlerle bu sürecin açtığı yaralara işaret ediyor. İşte bu ortamda Demirel, 28 Şubat sürecinin devam ettiğini, üstelik gerekçelerini anlatarak devam etmesi gerektiğini söylüyor. Böylece sivil kanatta 28 Şubat"ın arkasında duran tek adam haline geliyor. Neden? Demirel'in 28 Şubat sürecine ilişkin sözlerini dikkatle değerlendirdiğinizde, bütün gerekçe üretme çabalarına rağmen bunlara inanmadığını, bu sözleri 28 Şubat'ın arkasında durduğunu farzettiği iradeyi memnun etmek için söylediği intibaını ediniyorsunuz. 28 Şubat 1997'den beri sürdürdüğü tavrın özet yorumu da böyledir. Burada da Demirel, kararın içeriğinden ziyade, tuttuğu taraf itibariyle dikkat çekmiştir. Bu tavır Demirel'e, 28 Şubatçı irade ve destekçileri nezdinde itibar kazandırmıştır. Bu, aktif siyaset içerisinde hiçbir zaman elde edemediği bir ilgidir ki, Demirel bunun olağanüstü dönemlerde nasıl bir iktidar formülüne dönüştüğünü iyi bilir. Muhtemel ki, daha öncekilerde mağduriyetine de bakarak, Türkiye'de gerçek iktidarın "halk oyu"ndan çok bu olduğunu düşünmüştür Demirel. Demirel, geçmişteki mağduriyetlerini unutarak, belki çizgisinde çok önemli bir kırılmaya razı olarak, hâlâ 28 Şubat'ın yanında duruyor, çünkü gelecekteki hesapları açısından bu duruşun önemli olduğunu düşünüyor. Hesap şu: Türkiye, iç düşman ve tehdit değerlendirmelerinin devam ettiği, sivil-asker ilişkilerinin sancılı olduğu bir vasatta yürüsün ve Cumhurbaşkanlığı'nda sağdan gelip sağın dövülmesine gerekçe üreten kriz çözücü (?) bir adam bulunsun... Bu adamın yerinde kendini görüyor Demirel. İşte bu Demirel'i aşmalı Türkiye. Çünkü bu Demirel tipi, Türkiye'nin yapması gereken "devlet reformu" önünde en büyük engel teşkil ediyor. Ben-merkezci hesapların odağında, kendisini vareden sivil iradenin belirleyiciliği ilkesini gözardı ediveren bir insan, nasıl tam da bu alanda gerçekleşmesi gereken köklü reformların önünü açabilir? Demirel 40 yıldır politikanın içinde ve Türkiye, bugün Demirel'in yerine "adam bulunamayacağı" endişesini taşıyor. Yani 40 yıl sonra adam kıtlığı yaşıyoruz. Eğer bu doğruysa, sadece bu bile, bu dönemde önemli sorumluluklar üstlenmiş bulunan Demirel'in Türkiye'ye katkısını tartışmamız için yeterli değil mi? 40 yılda Türkiye bir adam yetiştirip Meclis'e gönderemedi mi? Demirel'in bu ikinci dönemi bittiğinde ne yapacak Türkiye? 28 Şubat süreci ve üçüncü defa Demirel öyle mi? 28 Şubat süreci, Demirel'in Cumhurbaşkanlığı hesaplarının parçası haline gelmiştir. Ve sırf bu yönüyle hem 28 Şubat'ın inandırıcılığı kaybolmuş, hem de Demirel'in Cumhurbaşkanlığı hesapları yük olmaya başlamıştır. Bu yüzden TBMM'nin önünde hayati bir görev bulunmaktadır. "Demirel'e mecbur" bir TBMM iradesini düşünmek bile 2000'ler Türkiyesi için yaralayıcıdır. Demirel 28 Şubat'ı ile birlikte evine yollanmalı, TBMM kendi içinden, millet iradesinin üstünlüğüne yürekten inanmış bir insanı Cumhurbaşkanlığı'na getirmelidir. Partiler, Demirel'in ben-merkezci hesaplarını aşacak basireti göstermeli, millet iradesinin belirleyiciliğini teyid ederek Türkiye'yi rahatlatmalıdır. Ondan sonra Demirel aktif siyasete girecekmiş! Girmeli ve millet nezdindeki itibarını görmeli.
atasgetiren@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|