| Türkiye'nin birikimi... | ||
|
|
'Sinema gönül işi'
TÜRSAK Türk sineması için son yıllarda birbiri ardına çok önemli projelere imza atıyor. Bir sivil toplum kuruluşu olarak büyük bir yük değil mi sırtladığınız? Sinemanın gelişimini bizim gibi kurumlarla desteklenirse yapabileceğine inanıyorum. Toplumların sadece devlete, belli kurumlara, belli yerlere güvenerek bir şey yapamayacağı fikrini taşıyorum. Zaten Vakfın yönetim kurulu başkanlığını da o sebeple kabul ettim. Amacımız buraya yeni bir hareket getirmekti. Festivaller bunun bir parçası. Asıl amacımız sinema eğitimini gerçek anlamda revize edecek bir kurum oluşturmak. Bu enstitü mü olur, yüksek okul mu tam şekillenmiş değil. Amacımız sinema kültürüne katkıda bulunacak her türlü eylemi olabildiğince yoğunlaştırmak. Şu an Marmara Üniversitesi Sinema Bölümü danışma kurulu üyesiyim. Vakıf olarak dışardan oraya da destek olmayı düşünüyoruz. Sadece bir alana sıkışıp kalmak değil. Sonra üç bin filmlik bir video arşivimiz var. Sinematek'i yok ettik biz, akıl almayacak bir şey. Böyle bir kurumumuz kalmadı bizim. Eğitimin iki boyutu var. Birincisi gerçekten film yapmaya niyet etmiş insanların eğitilmesi, diğeri de sinemaya ilgi duyan insanın sinema bilincinin geliştirilmesi. Seyirciyi de oluşturmak gerekiyor. İkisi birbiriyle o kadar içiçe bir şey ki... O eğittiğiniz insana yaptığınız filmi göstereceksiniz. Onun için sadece film yapayım demek yetmiyor, bir müddet sonra o film yapacak seyirciyi bulamayacaksın. Sokaktan girip 'merhaba' diyen insan istediği filmi gelip seyredebilecek TÜRSAK'ta. Bir sinema müzesi projemiz var. Kültür Bakanlığı'ndan destek alırsak onu hayata geçirmeyi çok istiyorum. Orası da tamamen interaktif bir alan olacak. Proje çok ama zaman istiyor. TÜRSAK iki- üç yılda eli yüzü düzgün iki yeni festival kazandırdı Türk sinemasına. Bu kadar kısa sürede nasıl oldu bu? Vakıftaki arkadaşlardan bir kişi beş kişilik çalışıyor. Çünkü çok para sahibi bir vakıf değiliz. Tamamen özveriyle oluyor. Bizim gibi toplumlarda sinema tamamen gönül insanlarının yapabileceği bir iş. Öncelikle bu iki festivali oturtmaya çalıştık. Bodrum geçen yıl istediğimiz gibi oldu. Ücretsiz yaptık biz gösterileri. Hayatında sinemaya gitmemiş Bodrumlu teyzeler kucaklarında torunlarıyla çevre filmlerini seyrettiler. Amaç gücümüzün yettiği nispette -çünkü sponsora ve katkılara çok bağlı bu işler- bu tür festivalleri sürdürmek. Maliyet olarak yaklaşık ne kadar bir bütçe gerektiriyor? Uçsuz bir bütçe ama beş-altı gün sürecek, yabancı konukların ve iyi filmlerin getirildiği bir festivalin bütçesi 400 bin doların altında değil.Tabi böyle bir parayı tek bir kurumdan bulmanız sözkonusu değil. Burada sizin ilişkileriniz devreye giriyor. Kapı kapı dolaşıyorsunuz, ama ben şikayetçi değilim. Biz bu yöntemle bu iki festivali beceriyoruz. Tüm kazanç sinemanın. Aşağı yukarı bir festivalin hazırlanması 20 kişilik bir kadroyla 6 ay sürüyor. Bu işler zor ama keyifli işler. Herkes iş başa düştüğünde herşeyi yapıyor. Laf olsun diye yapılan festivaller değil. Geçen yıl da çok iyi filmler gösterildi, bu sene de öyle. Sizi genelde filmlerinizle tanıyoruz ama şu an çok farklı bir kimlikle karşımızda duruyorsunuz... Sinemacı olmak diye bir kavram var, bütün dünyada da, bizde de var. Bence sinemacı kendini sinemacı hissettiği andan itibaren mezara kadar bu işle ilgilenen insandır. Sinemanın o kadar geniş bir yelpazesi var ki. Benim için oyuncu olarak film çekmek en sıkıntılı safhasıdır. Filmin oluşturulduğu aşamalardan daha büyük keyif alan bir oyuncuyum. Herşeye belki burnumu sokuyorum ama neticede fena olmuyor. Vakıf da öyle. Türk sineması kendini toparlasın diyoruz, o filmi beğenmiyoruz, buna şöyle diyoruz, ağız büküyoruz bilmem ne... Peki bu nasıl olacak? Her alanında savaş vererek olacak. Bütün sanat dallarını yapanlar samimi olmaya çok mecbur ama sinema asla ve asla samimiyetsizliği yemiyor. Seyirci sana cevabını veriyor. Kültür Bakanlığı bütçesiyle ilgili tartışmaları da sorsak size... Bunun bir resmî politika olduğunu düşünüyorum. Bu resmen boşverin bu işleri, ne uğraşıyorsunuz der gibi birşey. Ne binde 2'si ben yüzdelerle ifade edilmesinden yanayım. Böyle saçma şey olur mu? Bizim cebimizden çıkan vergiler banka batıranların, devleti dolandıranların cebine gidiyor. Ceremesini kültür çekiyor. Bu konuda TÜRSAK olarak da bir şey içinde gireceğiz. Kültüre, sanata ayrılan para daha önceden devletin cebinden lüplendiği için sonra da para yok deniyor. Ne ile kalkınacak Türkiye? Ne ile Avrupa Birliğine girecek?
Gülcan TEZCAN
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|