YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

Yılmaz 'açık hava demokratı' mı?

 
Aslında, hâlâ iktidar ortağı partilerden birinin genel başkanı olan Mesut Yılmaz'ın, Türkiye'deki müdahaleci devlet anlayışını sert ifadelerle eleştirmesine sevinmemiz gerekiyor. Ama nedense bir türlü sevinemiyoruz.

 

ANAP lideri Mesut Yılmaz'a bir şeyler oldu. Helsinki zirvesi öncesi ve özellikle de sonrasındaki demokrasi içerikli ilginç çıkışlarıyla kafamızı karıştırmaya devam ediyor. Gerçi, Türk siyasetinde bu tür çıkışların ilk ve tek örneği Yılmaz değil. Siyaset tarihimizde "mevsimlik demokrat"ların müstesna örneklerine bolca rastlamak mümkün.

Örneğin Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel, kimi zaman "havada demokrat", çoğu zaman da "haki" renklerin hayatımıza egemen olmadığı dönemlerde demokrat olmayı pek sever.

Kuşkusuz, siyasetçilerimizin demokrat olmalarında hiçbir mahzur yok. Bilakis değişimden ve demokrasiden yana olmaları mutluluk verici bir olay. Ancak ne yalan söyleyelim, zor zamanlarda "hazırola" geçip, günlük-güneşlik dönemlerde "açık hava demokrat"ı kesilmeleri kafalarımızda birtakım soru işaretleri bırakmıyor da değil.

Halkın ençok canının yandığı, acı çektiği dönemlerde ortalarda gözükmeyen siyasilerimizin, meterolojinin bol güneşli hava tahminlerine dört elle sarılarak açık havalarda demokratlık gösterilerine katılmaları, doğrusu hiç inandırıcı olmuyor.

Peki, geçmişte parlamentonun üstündeki güçlerle "kırıştıran", hatta onlarla birlikte "iş tutan" pekçok siyasetçinin şimdilerdeki demokratlık merakını nasıl değerlendireceğiz?

Örneğin, Mesut Yılmaz'ın son günlerdeki konuşmalarını nasıl bir çerçeveye oturtacağız?

Bunun için önümüzde iki yol var. Ya Mesut Yılmaz dahil, dönem dönem demokrat olan siyasilerimizin Helsinki'den esen değişim ve demokrasi rüzgârlarıyla Türkiye'yi gerçekten çağdaş dünyaya taşıma niyeti içinde olduklarına inanacağız, ya da "rütbeli" büyüklerimizinden ayrı kaldıkları zamanlarda spor olsun diye "demokrat takıldıklarına" karar vereceğiz.

Aslında, hâlâ iktidar ortağı partilerden birinin genel başkanı olan Mesut Yılmaz'ın, Türkiye'deki müdahaleci devlet anlayışını sert ifadelerle eleştirmesine sevinmemiz gerekiyor. Ama nedense bir türlü sevinemiyoruz.

Neden mi sevinemiyoruz?

İsterseniz Yılmaz'ın söyledikleriyle, mevcut Türkiye fotografının bir karşılaştırmasını yapalım.

Mesut Yılmaz, "kutsal devlet"i yerden yere vuruyor, hatta "devlet öldürdüğü insanları keserek aynı boya getiren antik mitolojideki Prokrustes'e benziyor" diyor. Peki Yılmaz'ın bir iktidar ortağı olarak demokrasinin alanını nasıl genişleteceği konusunda bir projesi var mı? Hayır yok.

Mesut Yılmaz, değişiklikleri zamana bırakmanın ülkenin geleceğinden çalmak olduğunu, ilk adım olarak fikir ve ifade özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılması gerektiğini söylüyor. Aynen katılıyoruz, çok da güzel söylüyor. Ama nedense 312. maddenin değiştirilmesi konusunda hiçbir adım atmıyor.

Mesut Yılmaz, "irticayla mücadelede samimi dindarların incitilmemesi gerekir. Eğer milyonlarca insanımızdan bir teki bile haksız yere rahatsız edilmişse bu mücadele yöntemleri yeniden gözden geçirilmelidir" diyor. Ne var ki, Yılmaz'ın ortağı olduğu hükümet baskı yasalarıyla muhafazakar halkı incitmeye devam ediyor. Daha dün "Menemen olayı"nın yıldönümünde bir üsteğmen, toplumun bir bölümünün "kafalarını kopartacaklarını" söyledi. Ama Mesut Yılmaz'dan çıt çıkmadı.

Mesut Yılmaz, son derece cesur bir yaklaşımla, en büyük tehditin, Türkiye'yi dış dünyadan kopartıp yalnız bırakmak isteyenlerden geldiğine dikkat çekiyor. Peki ama, irtica paranoyasının bir sonucu olarak, görüntüsü "kafa kopartma" histerisiyle kirlenen bir Türkiye nasıl bir dünyada yer alacak?

Sayın Yılmaz'a ve ortağı olduğu hükümete sormak gerekiyor. Acaba hangi avrupa Birliği ülkesinde, asker ya da sivil bir devlet görevlisi çıkıp falan insanların "kafalarını kopartacağız" diyerek tehditlerde bulunabiliyor?

Doğrusu, AB'ye tam üyelik sürecinin Türkiye için zor ve sancılı geçeceğini biliyorduk. Ancak, birilerinin işe "kafa kopartma" tehdidiyle başlayabileceğini de tahmin etmiyorduk.


27.ARALIK.1999


Kağıda basmak için tıklayın.

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...