| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Türkiye'nin şöhreti fazla
ANAP lideri Mesut Yılmaz beni her zaman şaşırtmıştır da, geçen hafta, partisinin Meclis grubunda yaptığı konuşma kendisini çok yakından tanıyanları bile şaşırttı. Devlet karşısında bireye değer veren, vatandaşı "Allah devlete zeval vermesin" noktasından "Allah müstehakkınızı versin" noktasına getiren yanlış ve aşırı uygulamaları eleştiren bir konuşmaydı... O sözleri dinlerken, bir an, "Acaba Yargıtay başkanı Sami Selçuk mu konuşuyor?" diye düşündüğümü hatırlıyorum. Mesut Yılmaz, dönemlere göre eğilim de değiştirebilen politikacılardan. ANAP liderliğine soyunduğu günlerde, Ankara Etap Altinel Oteli'nde düzenlediği basınla tanışma toplantısını hatırlıyorum. Karşımızda bambaşka bir Mesut Bey vardı o akşam; Necip Fazıl'dan, Mümtaz Turhan ve Nurettin Topçu'dan alıntılar yapıyor, milliyetçi tonu olağanüstü vurgulu tespitlerde bulunuyordu. Yanında Yaşar Okuyan oturuyordu o akşam; sonradan, okuduğu metni Yaşar Bey'in geçmişte aynı saflarda bulunduğu ünlü bir gazetecinin kaleme aldığını duydum. Bu defa daha başka birilerinin etkisinde Mesut Bey, bu belli, ama kimin? Mitoloji kahramanlarına değinmesine, beyitler okumasına bakarak "Konuşmayı Yılmaz Karakoyunlu yazdı" tahmininde bulunanlar çıktı. Romancı, besteci ve gazete yazarı kimliğiyle Yılmaz Bey, geniş ufuklu konuşma metinleri yazabilecek biri; ama bence o konuşmayı biraz daha acemi ve ilk duyduğunu enine boyuna düşünmeden metne sokabilecek biri yazmış olmalı. Hatırlayacaksınız, konuşmanın metninde Prokrustes adlı mitoloji kahramanı bir hayduttan bahsediyordu Mesut Bey. Prokrustes'i, yatağına attığı kişilerden boyu uzun olanların bacaklarını kesen, kısaları da mengeneyle uzatma işlemine tâbi tutan biri olarak tanımlamıştı. Bizdeki 'tekçi' devlet, herkesi tek boyutlu yapma çabasında Prokrustes gibi davranıyordu Mesut Bey'e göre. "Ben bu benzetmeyi şu yakınlarda bir başkasının ağzından duymuştum, ama kimin?" sorusunu kendime sordum ve küçük bir yardımla o benzetmeyi ilk yapanı hatırladım: Sami Selçuk... Demek ki, Mesut Yılmaz'ın grup konuşmasını dinlerken sanki karşımda Yargıtay başkanı varmış hissine kapılmam boşuna değilmiş... Sami Selçuk eylül başında yeni adlî yılı açarken yaptığı kapsamlı konuşmanın 'çoğulculuk' başlığını verdiği bölümünde Prokrustes'ten adlı adınca söz etmişti. Mussolini, Hitler, Stalin ve Franco gibi 'tek boyutlu toplum' hayali kuran diktatörlerin yalnızca milyonlarca cana değil onurumuza da kıydıklarını söyledikten sonra, sözlerine şöyle devam etmişti Yargıtay başkanı: "Hepsi de tek biçimli insan yaratma isterisiyle kendilerini Tanrı'nın yerine geçirdiler. Kendi akıllarının ürettiği tek gerçeği topluma dayatarak, kendilerinden menkûl yol göstericiliği benimseyerek toplumsal olayların/olguların kişilere, aktörlere teslim olmayacak kadar karmaşık olduğunu düşünemediler. Yarattıkları ideolojik/yanlı Procrustes devlet sayesinde insanların yataklarına uzun gelirse ayaklarını kestiler, kısa gelirse ayaklarını uzatmaya yeltendiler. Kimileyin de insanları önce parçalara ayırdılar, sonra bu parçaları yeni biçimler altında birleştirip kendi insanlarını yaratmak istediler." Sami Selçuk, grup konuşmasından sonra Mesut Bey'le karşılaştığında, "Prokrustes'e temas etmek insana yaramıyor, hedef olmaya hazırlanın" demiş. Mesut Bey bu konuşma yüzünden, başta hükümet ortakları olmak üzere pekçok kesimden eleştiri aldı gerçekten... ANAP liderinin son çıkışları dikkat çekici. İstediği zaman eğilim değiştirdiğini bilmeme rağmen, "Avrupa Birliği'nin yolu Diyarbakır'dan geçiyor" tespiti ve devlete Prokrustes benzetmesi yine de ona birkaç numara büyük. Mesut Bey'in bu işte bir hesabı olması gerekir, ama nasıl bir hesap? Bir siyasetçi dostum, "Hükümetle ve kendisinin cumhurbaşkanlığı iddiasıyla ilgili bir hesap olmasın?" cevabıyla geldi. Ona göre, Mesut Yılmaz, yeni yıla farklı bir hükümetle girme yanlısıymış... DSP-ANAP cephesinin üçlü bir cepheye dönüşmesinden ve koalisyonun sanki tek parti hükümeti gibi görülmeye başlamasından epey rahatsızmış... Ben o siyasetçi dostumun yalancısıyım; güya Mesut Yılmaz'a çok yakın bir kişiyle Tansu Çiller'e çok yakın biri (o isimler de verdi, gerekirse açıklarım) geçtiğimiz günlerde ara bulma amacıyla buluşup ülke sorunları üzerinde sohbet etmişler... Cumhurbaşkanlığı seçimini de kapsayan bazı işbirliği noktaları tespit etmişler aralarında; bu arada MHP yerine DYP'nin hükümete girmesini getirecek bazı gelişmeler beklenebileceği de gündeme gelmiş... Siyasetçi dostum, "Mesut Bey, MHP'yi rahatsız edecek konuşmalarına bundan sonra başladı" dedi bana. "AB'nin yolu Diyarbakır'dan geçer" sözü o zaman belli bir amaca hizmet ediyor demektir: MHP'yi hükümetten kaçırtmak... Bizi dinleyen bir başka dost ise, "Bülent Bey bunun önünde engel" diye karıştı konuşmamıza. Ecevit, önümüzdeki dönemde gerçekleşecek köklü değişimler için MHP'nin hükümette kalmasını şart görüyormuş. "Mesut Bey'in planı akamete uğramaya mahkûm" dedi o dostum. Dinlediklerim üzerinde düşününce Mesut Bey nâmına endişelendim; "MHP'yi dışarıda bırakma uğruna başlattığı hareketlenme, ANAP'ı hükümet dışına itecek bir anafora dönüşmesin?" endişesi benimki. Boşuna "Büyük oynayan büyük kaybeder" dememişler...
tkivanc@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|