YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan


  Arşivden Arama

 

 

'Yaşadığımı itiraf ediyorum'

20 yıl önce, Pablo Neruda'nın hüzün ve coşku dolu "Yaşadığımı İtiraf Ediyorum" kitabını okurken, yüreğimde delice akan dünya ırmaklarıyla adeta kol kola yürümüştüm. Henüz 25 yaşımda, Neruda'yla hayatın kıyılarına daha bir coşkuyla tutunmuş, dünyanın bütün canlılarını şiirin sıcaklığı ile kucaklamayı öğrenmiştim. Anladım ki, Neruda'nın ifadeleriyle, "Artık mekan büyük, derin ve kalıcıdır. Ayaklarımız yeryüzüne basıyor. Bu kalıcı topraklarda yürüyeceğiz. Biz sırrı aramıyoruz, sır biziz." Yıllarca rüyalarım korkunun karanlığına çarpıp, imkansız aşklar gibi iki kere kırılsa da, yine de her zaman yaşamaya yetecek kadar umutlarım oldu. Çoğu zaman, küçük bir rüzgar esintisi gibi kendi boşluğumda dolanıp durdum. Ve sadece şiirin ateşine sığınarak, oturup kendi sessizliğimi dinledim. Ülkenin orta yerindeki büyük ateşte solan nice masum ve acılı gözlerle buluştum ama kimselere itiraf edemedim. Yaşadığımız "korku tüneli"nde hafızalara, sözcüklere kelepçeler vuruldu duymadık, görmedik... "Düşünce suçu" mahkumları, "yargısız infaz" kurbanları, bir hiç uğruna günlerce işkence tezgahlarından geçirilip sonra beraat eden gencecik bedenler ve inançları yüzünden "ikna odası" utancı yaşatılan genç kızların içindeki fırtınalar, bizim gökyüzümüze hiç uğramadı. Ne de olsa yananlar, hep başakalarının gözleriydi... Eğer duyarsanız, hergün göz pınarlarında biriken yaşlarla telefonlara sarılan annelerin ağıtları çöker içinize. Sırf başlarındaki örtü yüzünden bükülmüştür gencecik fidanları... Bütün kapıların acımasızca yüzlerine kapandığı her günün akşamında bir kez daha yürekleri kanar, ama siz bilemezsiniz... İçlerindeki ateşi anlatamazlar ki bilesiniz... Bu yüzden, her ne kadar kitaplar, gökyüzünün mavi, bulutların beyaz olduğunu yazsa da inanmayın. Çünkü kimse, kimsenin gözlerinde dargın akan yalnızlığı görmüyor. Gün gelir, ruyaların solma çağında bütün umutlar kâbusa dönüşür birden... Belki de "yarın" diye bir şey olmayacaktır, "şimdi" ise bakmaz yüzünüze... Bir şarkı ya da bir şiirin aralığından süzülüp giden umutlarınız için yanar, gizli köşelerde hayatınız hakkında yeni itiraflarda bulunursunuz. Sonra, ülkenin korku dolu kıyılarından "yarınlar"ın adresine özgürlük şiirleri postalarsınız. Dönüp, "Herşeye rağmen hâlâ bu ülkeyi seviyorum" diye bağırmak gelir içinizden... Çünkü çaresiz bir aşktır bu... Ve de ülkenin patalojik korkuları sürdükçe varolacak kocaman bir yalnızlık... İşte, bu gece de ışıklar yine yalnızlık için yanıyor, dünyanın bütün çiçekleri yalnızlık için kokuyorlar... Ve ben bir kez daha "yaşadığımı itiraf ediyorum."


3 ARALIK 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Mehmet Ocaktan

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...