![]() |
![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Buyurun cenaze namazınaGeçtiğimiz yazın sonlarına doğru gazete sütunlarında bir anket belirmişti. 2000'in ilk yedi ayını değerlendiren anket, bir yoruma göre halkın ekonomik gidişattan memnun olduğunu gösteriyordu. O sıralar yazdığımız bir yazıda anketlerin en iyi ihtimalle toplumun anlık psikolojisinin kötü bir resmi olduğunu kaydetmiştik. Nitekim Ağustos ayı, yıl sonuna hangi haleti ruh ile gireceğimize dair ilginç gelişmelerin başlangıcı olmuş, daha o anketin mürekkebi bile kurumadan toplum kimyamız bir anda menfi bir istikamete sapmıştı. 17 Ağustos depreminin yıldönümünde ekranlardan fışkıran öfke, Ağustos ayı içinde patlak veren grevler, memur kıyımına yönelik kanun hükmünde kararname ile oluşan tedirginlik ortamı ve banka bataklarının ilk sinyalleri, daha o tarihlerde bugünlere ait ciddi ipuçları taşımaktaydı. Bugüne dek tamamen şişirilmiş beklentilerle sanal bir iyimserlik havası içinde izledik bu hükümetin ekonomik icraatlarını, ekonomideki bozuklukların suçunu tamamen enflasyon gibi nedenden çok sonuç olan bir kavrama yükledik oluşturulan medya baskısıyla. Finans piyasalarındaki ciddi bozukluklarıyla reel sektördeki alt yapı ve potansiyel eksikliklerine fazla kafayı takmadık hiçbir zaman. Büyüklerimiz IMF ile bir istikrar programının altına imza atmışlardı ya, artık döviz kurlarını sabitleyerek parasal büyüklüklerin kontrol edilebileceğine ve enflasyonun düşeceğine neredeyse iman ettik. Hükümete bu işi kotarabilmesi için açık çek verdik. Bu hükümetin arkasında 28 Şubat gibi askeri bir süreç, bir yanında piyasaların kendisine sunduğu itimat, öte yanında IMF desteği, önünde de ancak beceriksiz veya art niyetli bir yönetimin üstesinden gelemeyeceği bir ekonomik arıza vardı. Ancak tüm parasını tek bir ata yatıran kötü bir kumarbaz gibi, şimdi ortada kalıveren de işte bu hükümet. Aylardır finans sektöründeki bozukluklara kulak tıkayan yönetim, bugün bir taraftan batık bankaların, diğer taraftan batması korkulanların girdabında hem kaynaklarını onulmaz kara deliklere akıtıyor, hem de ekonominin temel büyüklüklerini altüst ediyor. Kimilerine göre şu yaşadığımız son kriz dedikodulardan kaynaklandı, kimilerine göreyse bir küçük bankayla bir büyük bankanın takışmasından. Piyasaların geçmişte de çıldırdığı vakidir, ancak derinlemesine bir inceleme, böyle zamanlarda dahi temel iktisadi büyüklüklerin altının oyulduğu ve bunun öte taraflarda şişirilmiş bir balondan dolayı fark edilemediğini gösterir. Türkiye'de de son iki yıldır milletin tüm iyimser beklentileri büyük bir itinayla kocaman bir balona üfleniyor, şişen bu balonla gün kurtarılıyordu. Bu balon, en küçük bir kıvılcımla bile patlayacak noktaya gelmişti. Banka operasyonları sonrası çekilen likidite ihtiyacı işte bu kıvılcımı ateşleyiverdi. Bugün gelinen noktada, hükümet hala dövize çapalı para politikası hatasında ısrar ediyor. "Muazzam" döviz rezervlerinin bir haftada beşte birini eriten Merkez Bankası'nın bu politikası, ne yazık ki, piyasadaki likidite ihtiyacını çözmeye yönelik bir adım değil. Böyle giderse, ortada tutturulacak ne bir döviz, ne de bir enflasyon hedefi kalacak. Mevcut hükümetin, bir ara dönem hükümeti gibi, kendisine iki asli hedefi seçtiği artık iyice netleşmiştir. Yıl sonuna doğru ekonomideki gidişatın giderek bir krize dönüştüğü iyice anlaşılırsa, hükümetin varlık sebebini oluşturan ikinci görev daha bir ağırlık kazanacağa benziyor. Bu ikinci görev, malumunuz, 28 Şubat tarafından bu hükümete yüklenilmiş olan irticayı "hal" etmek görevi. Esasında irtica gibi bir tehdit olmadığı için, bu suni görevi tamamlamak çok daha büyük bir önem arzedecek. Krize krizle karşılık vermek, Türk siyaset geleneğinin artık alışageldiğimiz bir tepkisi değil mi ki?
mutku@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|