![]() |
![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Ben söyleyeyim de...Sanki 'tarih' gibi geliyor, ama değil: Bundan bir kaç yıl önce "Cep telefonları dinleniyor" diye yazdığımda, ABD'de görevli bir emniyetçi, "Yanılıyorsunuz; GSM sisteminde dinlemek mümkün değildir" diye itiraz etmişti... Genel kanaat cep telefonlarının dinlenemeyeceğiydi... Dönüm noktası, Nazlı Ilıcak ve eşi Emin Şirin'le yemek yerken konuştuklarımızın bir dostuma cep telefonu üzerinden dinletilmesi oldu... Yaklaşık bir yıl önce gerçekleşen o olaydan beri, herkes, cep telefonlarının dinlendiğini biliyor... Önceki gün Yeni Şafak'ta Ferhat Ünlü imzasıyla çıkan MİT'in Turgay Ciner'le ilgili 'bilgi notu'nu herhalde okudunuz. Sabah'ın yeni patronunun kimlerle telefon görüşmesi yaptığının ayrıntıları var o notta... Belli ki, Turgay Bey'in kimlerle ne konuştuğu cep telefonu üzerinden izlenmiş... Son yolsuzluk skandallarının henüz göze batmayan bir yönü de, gözaltına alınanların en az iki ay öncesinden beri sıkı bir tâkip altında tutuldukları... Operasyona yakın kaynaklarım, banka boşaltanlarla bu eylemlerinde onlara yardım edenlerin birbirleriyle görüşmelerinin kayıtlı olduğunu bildiriyor... Gözaltına alındıklarında bütün ilişkileri en ince teferruatına kadar biliniyor adamların... Sorgulamalar usulen yürütülüyor; sorularla yapılan, bazı boşlukların doldurulması sadece, soru soran bilmesi gerekenleri biliyor aslında... Cep telefonları sayesinde... Polisler, yasa uygulayıcıları, teknolojiye ne kadar teşekkür etseler az. Ancak, yeni teknolojiler yüzünden, insanların mahremiyeti, özel hayatı diye bir şey kalmadı. Doğumdan ölüme kadar geçen süre, her ânıyla, bilgisayar teknolojisi sayesinde, tâkip edilebiliyor. Kredi kartınızla, cep telefonunuzla, kaçış neredeyse imkânsız... 'Siyasi gerilim' janrı ustalarından Robert Ludlum'un yakınlarda çıkan 'The Prometheus Deception' (Prometeus kandırmacası) adlı romanında, entrika, bütünüyle teknoloji üzerine kurulu. Kendisini CIA'nin en gizli bölümlerinden birinde çalışıyor bilen bir ajan, uğruna ölümü göze aldığı istihbarat biriminin aslında Rus ajanları tarafından yönlendirildiğini öğrenirse ne yapar? Bu kuşkuya düşmesini sağlayan CIA yetkilisinin 'gerçek köstebek' olduğunu anlamasıyla karışan kafası onu kıtalararası bir yolculuğa çıkarır. Sonunda, romanda geçen cümlelerle, "Arjantin'den Türkiye'ye kadar uzanan" uluslararası bir komplonun varlığını keşfeder... Türkçesi yayımlandığında okumanızı istediğim için romanın özetini verecek değilim. Yalnız bir sahne önemli: Binbir atlatmaca gerçekleştiren ajan, en can alıcı noktada acı gerçekle yüzleşmek zorunda kalır: Komplocular, ellerindeki teknoloji sayesinde, ajanın en mahrem hareketlerini bile, saniye saniye, sesli ve görüntülü olarak, kaydetmişlerdir... Romanı bitirip kitabı bir kenara koyduğunuzda, "Kaçış yok" duygusunu yaşatan teknolojik cehenneme fazla uzak olmayan günlerde yaşadığınızı idrak ediyorsunuz. Hiç değilse, kendi okuma serüvenimin sonunda benim vardığım kanaat bu oldu. Teknolojinin sağladığı bilgiye sahip olan, isterse, her şeye egemen hale gelebilir. O gücünü, siyasi manipülasyonlar, tehdit ve şantaj gibi yollarla insanlar üzerinde denemeye kalkan, Hitler ve Mussolini'yi kıskandıracak türden bir baskı rejimini rahatlıkla kurabilir... Turgay Ciner'le ilgili bilgi notu 1997 yılına ait bilgiler de içeriyor. Buna bakarak, en azından o yıldan itibaren kişiye özel telefonların izlemeye alındığını varsayabiliriz. İşadamını dinleyenler, acaba siyasileri, bürokratları, onlarla ilişkili başkalarını izlememişler midir? Süleyman Demirel'den Necmettin Erbakan'a, Hüseyin Bayraktar'dan Dinç Bilgin'e kadar çok kalabalık bir listenin var olduğunu düşünmek gerekiyor. '28 Şubat süreci' içerisinde, hepimizi şaşkınlıktan şaşkınlığa düşüren oldubittiler de, büyük ihtimalle, telefonların dinlenmesiyle elde edilen malzemeler sayesinde (veya yüzünden) yaşandı... Ludlum'un romanında, ihtirası aklından öte bir teknoloji egemeni (romandaki olumsuz tip, fikirleri ve yaptığıyla değil ama, sahip olduğu imkânlarla Bill Gates'i andırıyor), bu gücünü, uluslararası irtibatlar kurarak dünyayı ele geçirmek amacıyla kullanıyor... Adamın istediği, kâğıt üzerinde, kan ve şiddeti dünya üzerinden silecek, terörü sona erdirecek bir yapılanma... Video, teyp, bilgisayar gibi âletler buna imkân sağlıyor; o halde neden 'terörden ayıklanmış' bir dünya nizamı olmasın? Demokrasi oyuncağa dönecekmiş, mahrem hayat ortadan kalkacakmış, herkes sustalı maymun haline gelecekmiş, ne gam? Yeter ki, terör olmasın... Böyle düşünüyor adam. Romanda anlatılan aslında bizim öykümüz. 28 Şubat'ın altında da Ludlum'un egemenlik peşindeki işadamına mal ettiği düşünce yatıyordu. Herkesi yakın tâkibe alıp yaptıklarını ve konuştuklarını dinleyerek elde edilen bilgilerle hükümetler düşürüldüğünü biliyorum. İş, izleyenlerin izlendiği, dinleyenlerin dinlendiği bir çılgınlığa kadar varmıştı sonunda; Sarmısak Skandalı'nı hatırlayın... Yine o dönemde, sürecin en etkili kişisinin doktoruyla yaptığı telefon görüşmesi de kayda alınmıştı; bana CD biçiminde gönderilen dijital kaydı, keyfim yerindeyse, bilgisayarıma takıp dinliyorum... Sizin için bir anlamı olabilir mi, bilmiyorum: Dinleniyor ve izleniyorsunuz...
tkivanc@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|