YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan
Dizi...

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

Hüzünlü iki mektup

Geçtiğimiz günlerde peş peşe aldığım iki mektup, Türkiye'de siyasetin neyin üstüne oturduğunu, siyasetin temelinde yatan felsefe -varsa eğer- üzerinde yeniden düşünmeye zorunlu kıldı. Nasıl bir etik temeli üzerine yükselmektedir tüm siyasi tavırlar.

Yıllardır kendini çocuk eğitimine adamış bir aydın bir gönüllünün, çocuk yuvalarına getirilen başörtüsü yasağı üstüne yazdığı hüzün dolu mektubuyla sarsıldım ilkin. İlkokul çağında bile olmayan çocukların nasıl davranması gerektiğine karar veren, giyimine bile müdahale eden tahakkümcü anlayışın kaba yüzü ile karşı karşıya idik. Ana okullarındaki öğretmenlerin giyim kuşamı ile ilgileniyordu devlet.

İkinci mektup Van'dan geliyordu ve iki ablası, nişanlısı ve kardeşi başörtülü oldukları için üniversiteden atılan üniversiteli bir Anadolu delikanlısının burukluğunu, küskünlüğünü ve bu ülkeye ait tüm beklentilerini yitirmişliğini dile getiriyordu. Hak etmediği bir zulme uğramışlığın hayal kırıklığını yaşayan adeta hayata, yönetime, hatta ülkeye küsen, çaresiz bir neslin feryadı gibiydi.

Tüm bunların üstünde Marmara İlahiyat'ta sahnelenmeye çalışılan yeni oyunlar gözönüne alındığında dehşet filminin kareleri tamamlanmış oluyor. Bir ilahiyat fakültesinin dekanı, bu kadar ilahiyatın fazla olduğunu üçe indirilmesi gerektiğini söylüyor ve başörtüsü yasağının mutlaka uygulayacağını polis edasıyla öğretim üyelerine dikte ediyorsa nasıl bir devlet aygıtı ile karşı karşıya olduğumuz üstünde durmak gerekir.

Modern devlet ve birey

Son iki gündür yaşanan cezaevleri operasyonuyla tekrar yüz yüze geldiğimiz devlet ile ana okulundaki çocukların giyim kuşamıyla ilgilenen devlet anlayışı arasında fazla bir fark yok. İkisinde de bireyi tümüyle kuşatma altına alan modern devlet anlayışının kaba yüzü var.

Modern devlet, otorite ve birey gibi çağımıza özgü kurumlar üstüne en açıklayıcı/açımlayıcı düşünce üreten isimlerden biri Foucault'ya bu bağlamda dikkat çekmek istiyorum. 20. Yüzyılın en totaliter rejimlerinin en özgürlükçü ideolojilerden beslenmiş olması gibi temel paradoksu tesbit ediyor. Stalinizm, Marksizim gibi sınıfsız bir toplum özgürlüğü düşüncesi üzerine kurulmuş devlet totalitarizmini temsil eder. Devletin yok oluşunu müjdeleyen, her türlü düşünme imkanını yok eden bir devlet felsefesine dönüşmenin acıklı öyküsü.. Faşizm, Nietzsche'nin özgürlük arayışı üstüne yükselmiş olmasının da modern çağın başka büyük paradoksu olarak görür.

Modern devlet, birey, otorite ilişkisi üstüne Foucault'nun yaptığı tesbit ve geliştirdiği keskin eleştiriler kimilerine göre çok acımasız, hatta tutarsız karşılansa bile, modern ulus devletin doğasını ele veren filozofça düşünceler olduğunda kuşku yok. Modern devletin bireyi yok saydığı genel kabulünün aksine o, modern devletin ve toplumun bireyi çok yakından takibe aldığını, denetimden, uysallaştırmadan, ıslahtan kaçamaması için insanı dehşete düşürecek teknikler ve aygıtlar geliştirdiğinin altını çizer. Devletin elindeki okulların, hapishanelerin, kışlaların, atölyelerin bireyi kuşatmayı, kim olduğunu, onunla ne yapmayı ve nereye yerleştirmeyi gerektiğini bilmeyi sağlayan, disipline eden makinelere dönüştüğünü cesaretle öne sürer.

Daha da ileri giderek modern devletin dini kurumları etkisizleştirip laik bir yapı kazanmasına rağmen sanıldığından çok daha fazla dini muhtevaya sahip olduğunu, bireyi kuşatmak için dini tekniklerden faydalandığını söyler. Batıda "ideolojik denen değişimler ne olursa olsun devlet aygıtının laik çerçevesine pastoral teknikler yerleştirildi, hatta çoğaltıldı ve yaygınlaştırıldı." Devletin baş örtüsüyle neden ilgilendiğini, imam hatiplerden sonra neden ilahiyatları da kapatmak istediğini buradan hareketle anlamlandırmak daha kolay.

Ancak modern devletin çaresiz kaldığı, kavramasının mümkün olmadığı bir nokta müslümanlığı besleyen dinamizmin operasyonel projelere sığdırılamayacak kadar çerçeve dışında olduğudur.

Üniversiteli gencin haykırışı aynı zamanda çok farklı bir düzleme, dine inanmışların sahip olduğu farklı düzlemi hatırlatıyor:

"Camiler nasılda dolup taşıyor bu ramazan ayında. İçinizden hiç dua eden yok mu bu bacılar için? Namazda okuduğunuz fatihanın ne anlama geldiğini hiç merak ettiniz mi? Sizler Çağrı filmini ağlıya ağlıya seyrederken aynı durumları yaşıyan bu bacılardan haberiniz var mı?"


21 ARALIK 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Akif Emre

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim | Dizi
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...